Hak savunucularına mektubumuz var

Hak savunucularına mektubumuz var

Birgün, Cumhuriyet ve Evrensel gazeteleri olarak hak savunucularına ulaştırılmayan açık mektupları paylaşıyoruz.

5 Temmuz tarihinde, farklı hak örgütlerinden gelen hak savunucuları, çalışmalarını daha güvenilir, sağlıklı, güvenli ve etkin hale getirmek için bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmak amacıyla Büyükada’da düzenlenen atölye çalışması esnasında gözaltına alındılar.

Uzun bir gözaltı sürecinin sonu da 10 hak savunucusundan sekizi tutuklandı. Özlem Dalkıran, Peter Steudtner, Ali Gharavi, Veli Acu, Günal Kurşun, İdil Eser,  Nalan Erkem ve İlknur Üstün’ün tutuklanmaları üzerinden tam YÜZ GÜN geçti.

Silivri’de kalanlar ilk günden beri kimseyle mektuplaşamıyor. Haftada sadece bir saat avukat; bir saat birkaç aile üyesi ile görüşebiliyor.  Diğer tutuklularla spor, kültürel aktivite, sohbet hakkı gibi her türlü insani iletişimden yasaklılar. Biz dostları olarak mektuplarına ulaşabilen Ankara Sincan’daki  İlknur Üstün’e ve mektupları kendilerine hâlâ verilmeyen Silivri’deki hak savunucularına mektup yazmaya göndermeye aralıksız devam ediyoruz. Bu köşede hak savunucularının da okuyabileceği Birgün, Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerinde kendilerine yazılan açık mektupları paylaşıyoruz.


İnsanın arkadaşıyla gurur duyması harika bir şey

Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde

tutuklu bulunan İlknur Üstün’e

İlknurcum canım, 

Seninle böyle herkesin içinde hasbıhal etmek de varmış kaderde, şuna bak!

Yokluğunda Ayizi ofisini süsleyip duruyorum, oraya bir succulent, buraya mum çiçeği, şuraya Lora Lamm posteri… Galiba yerleşip kalman için! Geldiğinde “Ne harika bir yer olmuş burası, biraz tadını çıkarayım” dersin belki. Ben de sana durmadan her şeye yetişemeyeceğini söylemem böylece. Ama biliyorum tabii, her şeye yetişeceksin yine. Adana’nın belediye çalışmalarına, Trabzon’daki kadınların toplantılarına, İzmir’dekilerin eğitimlerine, Kaosçuların atölyelerine… Hep yapacağın şeyler, yetişeceğin yerler, dinleyeceğin dertler, el vereceğin başlangıçlar… 

Koalisyonun digital hikâyesini anlatırken söylüyorsun ya sakin sakin, “bunu söylemek yapmaktan kolay tabii” diye, ah İlknur, ben işte oradaki tevazunun hastasıyım! Tabii ki söylemek yapmaktan kolay! Çünkü Koalisyonun yaptığı, çok iddialı bir şey; kadın temsili problemini aşıp yaygın bir taban örgütlenmesine doğru genişlemek. Senin inadın olmasaydı, biz yerel siyaset kampanyasını bu çapta bir örgütlenmeye taşıyabilir miydik? Hiç sanmıyorum. 

“Yolda öğrendik” diyorsun; şunu da sormak lazım, “yol mu vardı”?! 

Şimdi işte, birlikte yollar açtığın, hiçbirini, bir kez bile yarı yolda bırakmadığın o kadınlar, sana sahip çıkıyorlar. Sadece sevdiklerin değil, pek o kadar bayılmadıkların da! Sanırım onlar da biliyorlar, zorda kalsalar tereddütsüz koşarsın, olmayacak gibi görünen şeyleri oldurursun, hiçbir şey yapamasan, zoru paylaşırsın.

Bakma durmadan söylendiğime, “Kızım bir yerlerde düşüp kalacaksın, dur biraz, dinlen” diye vıdı vıdı ettiğime. Hep biliyordum ama şimdi büsbütün görüyorum, feminist politika ancak böyle yapılır. Güvenle, inançla ve arkadaşlıkla. Yolunu kaybetmemenin ancak yanındakini yarı yolda bırakmamakla mümkün olacağını anlayarak.

İnsanın arkadaşıyla gurur duyması harika bir şey. Ama sen yine de biraz durup dinlenirsin bu uyduruk davanın sonunda, değil mi?

Aksu Bora

 

www.evrensel.net