Bir Kürt söylencesi; Bedirhan

Bir Kürt söylencesi; Bedirhan

İLHAMİ Sidar’ın “Bedirhan Bir Cudi Söylencesi” adlı romanı Aram Yayınları tarafından ikinci baskısıyla okura sunuldu. Tarihi romanda Osmanlı İmparatorluğunun 1800’lü yılların ortalarına doğru Mir Bedirxan’ın yönetimiyle özerkliğini iyice pekiştiren ve yükselişe geçen mirliğin hazin sonunu ele alıyor. Kürtl

Şerif Karataş

İLHAMİ Sidar’ın “Bedirhan Bir Cudi Söylencesi” adlı romanı Aram Yayınları tarafından ikinci baskısıyla okura sunuldu. Tarihi romanda Osmanlı İmparatorluğunun 1800’lü yılların ortalarına doğru Mir Bedirxan’ın yönetimiyle özerkliğini iyice pekiştiren ve yükselişe geçen mirliğin hazin sonunu ele alıyor. Kürtler ve Kürtlerin coğrafyasında yaşananları edebi bir şekilde anlatan yazar, okuru tarihi yolculuğa çıkarıyor.

Botan Mirliği’nin başkenti konumundaki Cizre, “göbeğinde boy veren hanlar, hamamlar, imarethaneler, camiler, medreseler, kiliseler yan yana; caddelerde Frenk kıyafetli, kırmızı fesli, konik kepli bir insan mozaiği; geniş pantolonlu, kocaman sarıklı Kürtlerle Ermeniler, Asuriler, Yahudiler’in iç içe, bir arada kardeşçe” (s.12) yaşadığı bir şehirdir. Benzer durum mirliğin olduğu diğer yerlerde de geçerlidir.
“Mir Bedirxan’ın bu baş döndürücü yükselişi, zayıf ama yıkılmamış bir Osmanlı devleti üzerinde açık emelleri bulunan İngiltere, Fransa ve Rusya gibi emperyalist güçleri huzursuz” (s.143) eder. Ardından da farklı halklar ve inançtakiler arasında ekilen nefret tohumları ne yazık ki başarılı olur. Emperyalist politikalar neticesinde ortaya çıkan savaşın acı yüzünü okura anlatıyor yazar. Dramdan bir kesiti yazarın kaleminden verelim: “Sarı sıcak kezzap gibi düşüyordu toprağın yüzüne, sular inceden inceye çekiliyor, dere yatakları sivrisinek akınıyla birer sıtma yuvasına dönüşüyordu. Lizan Vadisi’ndeki korkulu bekleyiş havanın yalazlı diliyle hazırlanıyordu. Derken gökteki yangınla birlikte peş peşe inmeye başladı tepelerden ölüm habercileri, ana baba gününe döndü birden köy meydanı. Bir grup süvari kalabalığı çevreledi, yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan kalabalık tepeye doğru sürüldü; tepeden önceden belirlenmiş olan yüksek bir kayanın dev platformuna yerleştirildi. Bu savunmasız insanları, Keşe Yusuf rehberliğinde yüksek sesle dualar okuyup ağlaşmaya başladılar. Keldani savaşçılar gösterişli giysi ve silahlarıyla ölüm maskelerini takıp mevzilenmeye koyuldular. İsmail ve Danyel tüfek elde, atlarının üstünde sürekli koşturup savaşçı köyün girişindeki bazı geçitleri tutmuştu. Silah sesleri o taraflardan başladı duyulmaya. Uzun süre kesilmedi çatışma sesleri. Kürt güçleri bazı kayıplar vererek geçidi tutan Keldani savaşçıları kuşatmaya almış, çemberi gittikçe daraltmışlardı, sonra metal sesleri çınlatmaya almış, çemberi gittikçe daraltmışlardı, sonra metal sesleri çınlamaya başlamıştı vadinin derin koyaklarını, Zap suyu ilk kanla tanıştı burada, ses seda kesildi sonra. Nal sesleri Zap kıyısı boyunca Lizan’a doğru bir ölüm pusulası yolladı.” (s.137)

DRAM SÜRÜYOR

Yazar romanıyla Kürtlerin coğrafyasının geçmişinden yaşanan drama tanık ettiriyor okuru. Ve bugün de bakınca pek değişen bir şey olmadığını görüyoruz. Aynı coğrafyada yine kışkırtmalar sonucu dramlar sürüyor. Mir Bedirxan’ın yaşamı, farklı inançlardaki Ali ve Meryem’in aşkı ve mirlik içinde yaşanan ihanetin hikayesi ile Kürtlerin geçmişine de ışık tutuyor. Özellikle Kürt tarihini merak eden okurların dili ve üslubuyla rahat okuyabileceği bir roman olduğunu da söyleyebiliriz. (İstanbulEVRENSEL)

www.evrensel.net