İşçinin Korunması İlkesinden Neo-Mecelle’ye: Kiralık İşçilik Anlayışı

İşçinin Korunması İlkesinden Neo-Mecelle’ye: Kiralık İşçilik Anlayışı

Yaygın kanının aksine hukuk toplumsal ilişkileri belirlemez; toplumsal ilişkilerce belirlenir. Dolayısıyla, hukuksal planda ortaya çıkarılan düzenlemeler toplumsal aktörlerin gücünün bir yansımasıdır denilebilir. Bu tespitten yola çıkılarak, örneğin İş hukuku alanında yapılan düzenlemelerle ilgili iki belirleme yapılabilir: 1)

Servet Gün

Yaygın kanının aksine hukuk toplumsal ilişkileri belirlemez; toplumsal ilişkilerce belirlenir. Dolayısıyla, hukuksal planda ortaya çıkarılan düzenlemeler toplumsal aktörlerin gücünün bir yansımasıdır denilebilir. Bu tespitten yola çıkılarak, örneğin İş hukuku alanında yapılan düzenlemelerle ilgili iki belirleme yapılabilir: 1)Yapılan düzenlemeler asıl olarak güçlü olan toplumsal kesimlerin güncel/aktif taleplerini karşılar, 2) Yapılan düzenlemelerin içeriği toplumsal aktörlerin politik etkinliğini gösterir.
Hukuka dair ileri sürdüğümüz belirlenim ilişkisini “geçici/ödünç iş ilişkisi” adıyla yasalaştırılan ve bir tür ‘kölelik ilişkisi’ olarak görülen ve değerlendirilen “istihdam modeli”  incelemesiyle anlamaya çalışalım.
Emeğine yoğun olarak ihtiyaç duyulmadığı dönemde işçinin kendi işvereni tarafından başka bir işverene “kiralanması” ve belirli süreli veya mevsimlik ihtiyaçları karşılamak üzere emeğine başvurulmak üzere istihdam edilmesi anlamına gelen geçici/ödünç iş ilişkisi, 1980’den sonra ama yaygın olarak 1990’dan sonra çalışma yaşamında –çok sık olmasa da- fiilen görülen uygulamalardan biriydi. Kısacası, zaten uygulanmakta olan işçinin kiralanması meselesi önce, 2003 tarihli 4857 Sayılı İş Kanunun 90. maddesine işçinin özel istihdam büroları eliyle kiralanmasına ilham veren bir madde olarak eklendi. Sonra, 2009 yılında çıkarılan 5920 Sayılı Kanunla ise, uygulamaların ihtiyaç duyduğu yasal boşluğu kapatmak üzere yasal çerçeve tamamlandı…
Bir istihdam modeli olarak İş Hukukuna artık içerilmiş olan geçici/ödünç iş ilişkisinin ne anlama geldiğini anlamak için 1877 tarihli Mecelle’yi, Mecelle’nin çalışanı “nefsini (kendisini) kiraya veren” kişi olarak tanımlamasını hatırlatmak çarpıcı olabilir. Bir çeşit  paradigma kaymasıyla, İş Hukukunun temel felsefelerinden biri olan “işçinin korunması” ilkesinden 150 yıl geriye gidildiğinin de altını bu noktada çizmek gerekir.
Geçici/ödünç iş ilişkisi düzenlemesiyle, kendisi iş bulamayan bir işçi özel istihdam büroları aracılığıyla istihdama yönlendirilebilecek; bir başka deyişle kiralanabilecektir. İşçi ile işveren arasındaki klasik ikili ilişki artık işçi, işveren ve kiralayan arasındaki üçlü bir ilişkiye dönüşüyor. Kendisi iş bulamayan işçi, bir bakıma daha düşük bir değerden işgücünü satmaya veya daha düşük ücretle çalışmaya zorlanıyor. Bu bağlamda, geçici/ödünç iş ilişkisi, sadece 150 yıl önceki algıyı dayatmıyor; aynı zamanda işçiyi asgari bir takım koşullara da mecbur bırakıyor.
Aslına bakılırsa, “part-time çalışma”, “çağrı üzerine çalışma”, “taşeronlaşma” ve üzerinde düşündüğümüz “işçinin kiralanması” meselesi gibi birçok “istihdam biçimi” 1970’lerden başlayan esneklik paradigmasının, kısaca piyasanın gerekliliklerinin veya ihtiyaçlarının zorunlu sonuçlarından başka bir şey değildir.
Nihayet, giriş paragrafında ileri sürdüğümüz belirleme ilişkisine dönecek olursak; hukuk sadece piyasanın konjonktürel olarak ihtiyaç duyduğu güvencesiz bir çalışma yaşamının hukuki alt yapısını oluşturma işlevini yerine getirmekte; keza düzenlemelerin hızına ve sürekliliğine bakılacak olursa, piyasacı aktörlerinin politik etkinliğinin de oldukça yüksek olduğu görülmektedir.

* Tunceli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Öğretim Üyesi

www.evrensel.net