Eksik parça

Eksik parça

Alper Kaya, bu haftaki Evrensel Pazar öyküsünde köye yerleşmeye karar veren genç çiftin serüvenini sürdürdü. (Fotoğraf: Ayşegül Kaycı)

Alper KAYA

Geçen haftanın özeti: Büyükşehirdeki işlerini bırakıp bir kasabaya yerleşmek isteyen genç çift, nereye gittiğini bile bilmedikleri bir otobüse binmişlerdir. Otobüs, izbe bir kasabanın yanından geçerken inmek isterler.

Otobüs bir yokuşu çıktı, indi. İnerken, ufukta birkaç haneli bir köy belirmişti. Adam, karısını dürtüp köyü işaret etti. İkisinin de aklına aynı şey gelmişti. Köye giden yolun önünde inmeye karar verdiler. Adam, muavini çağırdı…

Tıslayarak birkaç saniye daha ilerledikten sonra otobüs durdu. Bagaja koydukları küçük sırt çantalarını alıp muavine iyi yolculuklar dileyip köy yoluna saptılar. Görünenden daha uzaktaydı köy. Yaklaştıkça evlerin, uzaktan göründüğü kadar az olmadığını ve dahası; perspektife göre yakında duran evler haricinde çoğu evin pek de yıkık dökük olmadığını anlamaya başladılar.

Kadın, uzanıp elini tuttuğu kocasına bakıp şüpheci bir gülümseme takındı. Birkaç adım sonra, dayanamayıp şüphesini dile getirdi:

“Bu köy niye boşaltılmış?”

Adam omzunu silkti silkmesine lakin onun aklında da bu sorunun dönüp durduğu suratından belliydi. Köye yaklaştıkça, ürpertileri kadar merakları da artıyordu. Hemen hemen her küçük kasabada, köyde, en sapa vilayetlerde dahi girişte insanı karşılayan yaşam emareleri; bu köyde yok-tu. Çimenler bile ölgündü.

Köye girdikten sonra da bu manzara değişmedi. Bir dağın eteklerinde kurulmuş olan taş evlerden ibaret köyde, yaşam da taşlaşmış gibiydi. Girişte yer alan ve harabe bile denemeyecek birkaç evden sonra onlara nispeten biraz daha ‘yaşanılır’ evler vardı ancak bu yapılardan başka hiçbir şey yoktu köyde.

En sonunda adam da dayanamadı ve “Bu köye ne olmuş böyle?” diye homurdandı. Kadınsa kafasını yukarı kaldırmış, dağ denemeyecek ama tepe demekle de geçiştirilemeyecek doğal yapının zirvesine bakıyordu.

“Ben burayı bir yerden hatırlıyorum…” diye mırıldanan kadın, kocasının soran bakışlarını cevaplayamadı. Nereden hatırladığını bilmiyordu. İyice iç kısımlarına doğru ilerledikleri köyde evler daha da düzelmişti. Etrafından dolanılması kolay olan yükseltinin sağından geçtiklerinde duraksadılar. Yarım bırakılmış bir arkeolojik kazının kalıntıları vardı dağın arkasında. Üzeri amatörce kapatılmış, çamurla balçık arası toprağın arasından fırlamış ufak tefek beyaz mermerlerden anlaşılıyordu bir vakitler burada arkeolojik bir kazı yapıldığı.

“Buldum!” diye bağırdı kadın. Gözünü kazı alanından ayırmadan, heyecanla kolunu sıktığı kocasına anlatmaya başladı hatırladığı detayı.

“Burada bir kazı yapılıyordu, sonra buraya bir termik santral yapmaya karar verdiler. Kasabalılar uğraştı, didindi ve santrali iptal ettirdiler ama kazı çalışmaları da durduruldu. Bir de…”

Anlatısı tüm hızıyla sürerken duraksaması, adamın merakını daha da cezbetmişti. Kafasını eğerek karısının göz hizasına inmeye çalıştı. Bu çabası da kâr etmedi. Kadın, dudaklarını kemirerek; harfleri seçerek konuşmaya güç bulabildi en nihayetinde.

“Bir de, burada tesisin durdurulması için mücadele eden bir karı kocayı öldürmüşlerdi…”

İkisi de bir müddet konuşmayıp, önlerindeki toprak yığıntısına baktılar. Adam, karısının elini sımsıkı tutarak “Hadi, dönelim…” diye fısıldadı. Yüksek sesle konuşmaktan hicap duyuyor gibiydi. Köyden çıkıp, ana yoldan geçecek bir araç beklemek üzere geldikleri yöne dönmüşlerdi. 
Köyün içinden geçerken, diğer evlerin aksine kapısı açık olan bir eve gözleri çarptı aynı anda. O andan sonra göz göze geldiler ve meraklarına yenilecekleri belli oldu. “Kimse var mı?” diye seslenerek girdikleri ev hemen hemen bomboştu.

Birkaç döşek atılmıştı girişteki boş odaya, arkasındaki mutfakta bir küçük tüp vardı. Tüpün üstünde pastan dışı görünmez olmuş bir çaydanlık duruyordu. Adam mutfaktayken, kadının sesiyle tekrar girişteki büyük odaya döndü. Kadın, kalorifer peteğinin üstündeki bir anıttan kalma kafa figürünü işaret ediyordu.

O sırada mutfaktan bir ses duyuldu.

Çaydanlık yere düşmüştü. 

Adam ürpererek geldiği yöne dönerken, ıslığa benzer bir ses duydu. Bunun ıslık olmadığını ise, böğründeki sıcaklıktan anladı. Bir bıçak saplanmıştı vücuduna. Derken, bıçak aynı hızla geri çekildi. Karısına, kaçması için bağıracakken sesinin çıkmadığını fark etti. Dizlerinin üstüne yığılıverdi.

Kadın ise, bu beklenmedik görüntüyle şoka girmişti. Gerisin geri giderken, eli kalorifer peteğinin üstündeki anıt parçasına çarptı. Karşısında duran adam, vücudundan beklenmeyecek bir atiklikle atlayıp yere düşen kafayı tutuverdi. Bu vesileyle, kadının da dibine kadar gelmiş oldu.

Birkaç dakika sonra, eve birilerinin girdiğini gördüğü için dış kapıdan değil de mutfak penceresinden eve girmiş olan katil; elindeki kafa ile evden çıktı. Otobüsten inerken yanında sürüklediği boş bavulu bahçede bir yere atmıştı. Bavulu buldu, elindeki kafayı bavulun içindeki gazete yığınına sardı.

Büyük bir kasabada müze müdürü olarak çalışan ve yurt dışından sağlam alıcılar tanıyan aracısına şifreli bir mesaj attı. 

Eksik parça tamamlanmıştı.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.