Hey Tekstil işçileri Emek Yaz Kampı

Hey Tekstil işçileri Emek Yaz Kampı'nda

Emek Yaz Kampı’nın misafirleri arasında hakları için direnen Hey Tekstil işçileri de vardı. Böyle bir etkinliğe ilk kez katılan işçiler, zor koşullara karşı direniş yerinde hayata geçirdikleri dayanışma ve paylaşımı kampta da gördüklerini söylüyorlar. Kampta bir araya geldiğimiz Hey Tekstil işçileriyle direni

Rabia Tuncer / Erkan Sarıoğlu

Söze direnişin sözcüleri arasında yer alan Melek Sönmez başladı. 3 aylık ücretlerinin ve tazminatlarının ödenmemesi üzerine direnişe başladıklarını anlatan Sönmez, bu direnişi 6 aydır sürdürdüklerini dile getirdi. Kampa Emek Partili arkadaşlarının davetiyle katıldıklarını dile getiren Sönmez, “Başlangıçta neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Daha önce 1 yıl çalışıp otelde tatil yapardım. Bu benim ilk kampım. Umduğumun üzerinde bir kamp geçiriyorum. Burada en çok hoşuma giden olay insanların birbirleriyle olan paylaşımı oldu. Bulaşıkları bile hep birlikte yıkadık” diye konuştu.

‘DİRENİŞ ZİYARETİ İYİ GELDİ’

“Çocuklar mutlu, söyleşiler, paneller mükemmel. Burada günlerimizin nasıl geçtiğini anlamıyoruz, program çok yoğun bazen nereye yetişeceğimizi bilemiyoruz” diyen Sönmez, şöyle devam etti: “Beni kampta en mutlu eden olay direnişte olan Billur Tuz ve Micha işçilerine ziyaretimiz oldu. Bu ziyaret bana denize girmek veya yaptığımız başka işlerden daha iyi geldi. Biz de fabrika önündeyken birilerinin bize destek vermesini beklerdik. İnsanlar yanımıza geldiğinde çok mutlu olurduk. İşçilerin çileleri ve sıkıntıları aynı. Patronların da vurdumduymazlıkları aynı.”

Kamptan bir gün sonra yapılacak Kaz Dağları gezisine de değinen Sönmez, AKP Hükümeti’nin Kaz Dağları’na saldırılarının olduğunu anlattı: “Hükümet her yere saldırıyor. Sinop’ta, Ordu’da HES’ler kurulmak isteniyor. Her yere el atarak rant sağlamaya çalışıyorlar. En güzel yerleri satıp ceplerini parayla dolduruyorlar. AKP Hükümeti’yle sermayenin suyu aynı yöne akıyor. Biz bu yapılanlara karşıyız, doğal yaşam istiyoruz. Sermayenin her yere el atıp, her yeri talan etmesini istemiyoruz. Emek Partisi’nin de bu uygulamalar karşısında mücadele ettiğini biliyoruz.”

Emekçilerin her yerde haklarını araması gerektiğini anlatan Melek Sönmez, şu çağrıda bulundu: “Direnişten önce hiçbir şey bilmiyordum. İnsanların bir araya nasıl geldiğini dahi bilmiyordum. Bunun örgütlenmeyle olduğunu öğrendim. Bugün Emek Partisi’nin yaptığı gibi işçileri, emekçileri bir araya getirip seminerler, paneller vererek bilgilendirme yapılmalı. Yapılmalı ki emekçiler mücadele etsin.”

HEM TATİL HEM SİYASET

Hey Teksil işçilerinden Seda Akdemir, kampta olmaktan çok mutlu olduğunu belirterek “Paylaşım çok iyi noktada. Güzel söyleşiler oluyor. Hem tatil yapıp hem de siyaset yapıyoruz. Bu durumdan çok memnunum” diye konuştu.

Nurcan Boz ise diğer işçi arkadaşları gibi ilk kez kampa katılıyor. Dayanışma ve paylaşım içinde dostlukların daha da güçlendiğini ifade eden Boz, şöyle devam etti: “Değişik fikirler ve yerler görüyoruz, bu çok güzel. Buradaki paylaşımı daha önce hiç görmemiştim. İyi ki gelmişim, her şey çok güzel. Direnişte olduğumuz için herkes bize daha yakın davranıyor.”

Filiz Doğan kampa ilk kez katıldığını ve buraya geldiği için çok mutlu olduğunu söyledi. Farklı insanlar tanıdığını ve onlarla fikir alış verişi yaptığını kaydeden Doğan, “Bizi herkes tanıdığı için sohbetler ediyorlar. Bizden fikir alıp, direnişimizin nasıl olduğunu soruyorlar. Biz de onların fikirlerini alıyoruz. Toplantılar, seminerler çok iyi geçiyor. İşçi arkadaşlarla tanışıyoruz. İyi ki kampa gelmişim” dedi.

Kampa gelmeden önce neyle karşılaşacağını bilmediğini dile getiren Cevdet Uluşan, şunları söyledi: “Burada dostlukların, arkadaşlığın nasıl olduğunu daha iyi anladım. Emek Partisi’ni daha iyi tanıdım. Buraya gelmeden önce Emek Partisi’yle ilgili kafamda soru işaretleri vardı. Burada bu soru işaretlerini giderdim. İyi ki buradayım.”

Hey Tekstil işçilerinin 6 aylık direnişi boyunca onlarla olan Emek Partisi İstanbul İl Yöneticisi Arife Onat da kampın hem direnişin daha iyi ilerlemesi hem de direnişteki kazanımların ve tecrübelerin aktarılması açısından olumlu olduğunu dile getirdi. (Dikili/EVRENSEL)


Direnişin sözcüsü Melek Sönmez’le çözülmediği için sürekli gençlerin ölmesine neden olan Kürt sorunu, AKP Hükümeti’nin başta Suriye’ye olmak üzere dış politikada savaş çığırtkanlığı yapması ve Halkların Demokratik Kongresi üzerine de konuşuyoruz. Sönmez söze şöyle başlıyor:  “Biz Hey Tekstil’de 1500 kişi çalışıyorduk. Fabrikamızda bir mozaik vardı. Her kesimden arkadaşlarımız vardı. Kürdü, Türkü, Lazı, Gürcüsü… Benim bir tarafım Gürcü, bir tarafım Laz. Yemekhanelerimizde hep birlikte yemek yiyip Kürt arkadaşlarımızla birlikte direnişimizi sürdürdük. İçerimizde Alevi arkadaşlarımız da vardı. Biz kimseye Alevi, Sünni, Kürt, Türk diye bakmadık. Yaşanan sorunlara bakarken bu kutuplaştırmadan kimlerin yarar sağladığına bakmak lazım. Bizim kendi aramızda problemimiz yok.” Halkların Demokratik Kongresi’nin kongresine katıldığı bilgisini veren Sönmez, HDK’nın herkesin sorununa ortak yaklaşmaya çalıştığını dile getirerek “Tabii ki bir tarafı ağır basabilir. Ülkemizde Kürtlerin sorunları daha fazla ama onlar da ortak bir nokta bulmak istiyorlar. Bana verilen özgürlüğün karşı tarafa da verilmesi gerekir. Ben Gürcüysem benim yaşantıma yasak getirilmesini istemem. HDK içerisinde herkes çok rahat konuşup tartışabiliyor. Bu tartışmalar sonrasında ortak kararlar alabiliyorlar. Kürt’ün problemi olduğunda da Türk’ün problemi olduğunda da aynı eylemleri yapıyorlar. HDK’nın kongresi benim ufkumu açtı. Senelerdir aynı topraklarda yaşıyoruz ve kardeşlik içerisinde yaşamak istiyoruz. Ayrımcılığa bizde yer yok” diye konuştu.   Ortadoğu’daki gelişmelere de değinen Sönmez, savaştan savaşı çıkaranların faydalandığını dile getirerek şöyle devam etti: “Irak savaşı sürecini hepimiz biliyoruz. Suriye’de büyük güçlü devletler rant sağlamaya çalışıyorlar. Türkiye de bu oyuna geliyor. Suriye’deki yaşanan olayları bırakalım da Suriye halkı çözsün. Bizim onların iç işlerine karışmamamız lazım. Bize faydası değil zararı oluyor. Bir uçağımız düştü ve askerlerimiz öldü.”


Sözü tekrar alan Nurcan Boz kampta herkesin kendilerini tanımasında Evrensel gazetesi ve Hayat Televizyonunun ciddi bir rolünün olduğunu söyledi: “Direniş boyunca sürekli yanımızda duran tek gazete ve televizyondu. Bizim mücadelemizi onlar kamuoyuna duyurdu. Asla emeklerini inkar edemeyiz.” Direnişten önce Evrensel gazetesi okumadığını söyleyen Melek Sönmez de şöyle devam etti: “Evrensel gazetesinin işçilerin kendi gazetesi olduğunu bilmiyordum. Boyalı basına ilgimiz vardı. Ben 6 yaşımdan itibaren Hürriyet gazetesi okuyorum. Hürriyet gazetesinin önüne direnişte bulunan işçilerle birlikte gittiğimizde de söyledim ve onları kınadım. Çünkü bizim mücadelemizin hiçbir haberini yapmadılar. Daha önce patronlarımız Aynur ve Süreyya Bektaş’la ilgili boy boy haberler yaptılar. Kaç defa kapılarına gitmemize rağmen bizimle ilgili haber yapmadılar. Evrensel gazetesine gittiğimizde ise orada kendi evimizde gibi hissettik. Bize çok yakın davrandılar. Diğer basın kurumlarının kapılarından çevrildik. Mücadele içerisinde Evrensel gazetesinin kendi gazetemiz, Hayat televizyonunun ise kendi televizyonumuz olduğunu anladım. Bir de milletvekilimiz Levent Tüzel’in bizim Meclisteki sesimiz olduğunu. Meclise 2 defa gidip kendimiz ifade ettik. Diğer milletvekillerine sesimizi duyurmaya çalıştık ancak bizi duymazlıktan geldiler.

6 ay süren direnişleri boyunca sadece patronlarına karşı değil, AKP Hükümeti’ne ve sisteme karşı da başkaldırdıklarını anlatan Sönmez, bundan sonra da kötü gördükleri her şeye karşı Hayat Televizyonu, Evrensel Gazetesi ve Emek Partisiyle birlikte mücadele edeceklerini bildirdi.


HÜKÜMET İŞÇİLERİN LEHİNE BİR ANAYASA YAPMAZ

İşçilerle yeni Anayasa yazım süreci , THY direnişi, grev yasağı, kıdem tazminatının fona devredilmek istenmesi ve kürtaj yasağı gibi konuları da konuştuk.

Hükümetin işçilerin lehine bir Anayasa yapmayacağına dikkat çeken Sönmez, “Hükümetin 3 dönemdir yaptığı Anayasa değişiklikleri işçiler ve kadınlar için olumlu yönde olmadı” dedi. Hava-İş’in yaptığı direnişe desteğe gittiklerini anlatan Sönmez, grev hakkı olmayan bir sendikanın hiçbir fonksiyonunun kalmayacağına işaret ederek hükümetin işçilerin haklarını yok etmeye çalıştığını dile getirdi.

Kıdem tazminatının fona devredilmesiyle çocuklarının geleceğinin yok edileceğine dikkat çeken Sönmez, “Torunlarımızın geleceğini ise hiç düşünemiyorum. Tazminatı işverenler vermiyormuş diyorlar. O zaman başka yöntemler bulun, yasalar çıkartın ve vermelerini sağlayın. Kendiniz için kanun çıkartıyorsunuz. Patronlara hükümet olarak kıdem tazminatını vereceksiniz diyeceksiniz. Vermezlerse siz verip, onlardan bu paraları alacaksınız. Bırakın tazminatı gelir indirimi parası dahi alamıyoruz. Patronlar bu parayı vermemek için her türlü oyunu oynuyorlar. Çalışma Bakanlığı bu konuda hiçbir şey yapmıyor” diye konuştu. Sönmez tazminat fonunda biriken 5-10 bin liraya ev alınacağı yönündeki söylemlere tepkisini şöyle dile getirdi: “5-10 bin liraya ev nerede. Böyle yalanlar uydurup bizim hakkımızı elimizden almak istiyorlar.”

Başbakan’ın kürtaja ilişkin açıklamalarına tepki gösteren Sönmez, “Hükümetin bu konu hakkında yorum yapması yatak odasına kadar girmesi anlamına geliyor. Mahremiyeti ortadan kaldırıyorlar” dedi.

Seda Akdemir, hükümetin Anayasa değişikliğini kendi çıkarları için yapacağını dile getirdi. “Kıdem tazminatını fona devrederek bu fonu da istedikleri gibi kullanacaklar. Biz bir işyerine girince uzunca bir süre çalışıp bir birikimimizin olmasını istiyoruz artık o hakkı da bırakmıyorlar. İşçiler bu duruma sessiz kalmamalılar”diyen Akdemir, bunun için ciddi bir örgütlenme yapılması gerektiğini kaydetti.

Nurcan Boz ise bu konuda sendikaları göreve çağırdı: “Sendikalar kendi üyesi işçilerle bir araya gelip bu konularla ilgili bilgilendirmeler yapmaları gerekiyor. Grev hakkının yasaklanması, kıdem tazminatının fona devredilmesi konusunda en büyük görev sendikalara düşüyor.”

www.evrensel.net