4 soruda Almanya seçimlerinin anlamı

4 soruda Almanya seçimlerinin anlamı

Almanya'daki genel seçim sonuçları: Büyük partiler neden çöktü? Irkçı AfD neden yükseldi? Sol neden çıkış yapamadı? Ne yapmalı?

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Almanya’da 24 Eylül Pazar günü yapılan genel seçimlerin sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo, yakın dönemde bu ülkede siyasal gelişmelerin hangi yönde seyredeceği konusunda önemli ipuçlar veriyor. Üzerinde bundan sonra da epey tartışmanın yürütüleceği seçimlerin sonuçlarını ve çıkış yollarını dört başlık altında değerlendirmek mümkün:

1- BÜYÜK PARTİLER NEDEN ÇÖKTÜ?

Seçim sonuçları, emekçi sınıfların sistemin iki büyük partisi CDU/CSU ve SPD’den ciddi bir kopuş içerisinde olduğunu net olarak gösteriyor. Bu yıl içinde Fransa ve Hollanda’da yapılan seçimlerde de Almanya’dakine benzer bir tablo ortaya çıkmıştı. Bu, büyük partilerin oy kaybetmesinin sadece Almanya’ya özgü bir durum olmadığı anlamına geliyor. Dört yıl boyunca koalisyon ortaklığı yapan CDU, CSU ve SPD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez, hem de hep birlikte, bu denli oy kaybetmesinin nedeni elbette iç ve dış politikada biriken sorunlardır. 

30 yıl önce, 1987’de, her üç partinin toplam oyu yüzde 81 iken bu oran son seçimlerde yüzde 53.4’e kadar düştü. Alman sermayesinin dünyadaki rekabet gücünü arttırmak için emekçilerin kazanılmış temel haklarını elbirliğiyle budayan bu partiler emekçilerin kazandığı sosyal hakları yok ettiler ve bu da ülkedeki ekonomik-sosyal sorunları yıldan yıla büyüttü.
Genel seçimler öncesinde özellikle Başbakan Merkel ve partisi CDU tarafından işsizliğin düşük olması gerekçe gösterilerek, “İyi ve rahat bir Almanya’da yaşamak”dan söz ediliyordu. Sonuçlar aynı zamanda iyi yaşamayanların tepkilerini oyla ortaya koyduklarını gösteriyor. Geçmişte yaptıklarını gelecekte yapacaklarının garantisi sayan Merkel, az bir oy kaybıyla rahat bir hükümet kurmayı hesaplıyordu. Ancak öyle olmadı. Yüzde 8.5’lik oy kaybı bütün hesapları altüst etmiş görünüyor. 

Resmi verilerde işsizlik en düşük düzeyde gösterilse de yoksulluk, düşük ücretli işler, taşeron işçilik, hayat pahalılığı, yüksek kiralar gibi temel sorunlar hayatın her alanında kendisini hissettiriyor. Buna bir de zenginlerin sürekli zenginleşmesi eklendiğinde sınıflararası uçurumun Merkel döneminde daha fazla derinleştiğini herkesi kabul ediyor.

Ajanda 2010 ile düşüşe geçen SPD açından şaşırılacak bir durum yok. Emekçi sınıfların temel sorunlarına sırtını dönen, işçi sınıfıyla bağlarını koparan bu partiye emekçileri yeniden güven duyması ancak bugüne kadar izlenen politikaların terk edilmesiyle mümkündür. Aday makyajının da partiyi kurtarmadığı görüldü.

2- AfD NEDEN BU KADAR YÜKSELDİ?

Seçimlerde yüzde 12.6 oy alan ırkçı partinin asıl yükselişini emekçi sınıflar arasında yıldan yıla büyüyen korkuları kullanarak güç topladığı ortada. Sosyal sorunlardan ötürü gelecek endişesi taşıyan kitlelere, başta sığınmacılar olmak üzere göçmenleri ve diğer kesimleri sorunların sorumlusu olarak gösterdi. 

Seçimler sonrasında ARD’de meslekler üzerinden yapılan seçim analizlerinde AfD’ye en fazla işsizlerin (yüzde 21) ve işçilerin (yüzde 20) oy verdiği tespit edilmiş. Her ne kadar AfD seçim meydanlarında işçilerin ve işsizlerin sorunlara çözüm getireceğini dillendirmese de, hedef halinde getirdiği göçmenler ve sığınmacılar üzerinden bu kesimlerin gelecek endişesini yedekleşim görünüyor. 

Aynı araştırmada SPD’nin işsizlerin yüzde 22’sinin oyunu aldığı görülürken, en fazla işsizlik sorununu gündeme getiren Sol Parti ise yüzde 11 aldı. CDU’nun bir süredir işçilerden SPD’den daha fazla oy alan parti olması, özellikle SPD ve Sol Parti tarafından üzerinde düşünmesi, sorgulanması gereken bir durum. 

Benzer şekilde işsizlik ve yoksulluğun daha yüksek olduğu Doğu Almanya’daki eyaletlerde partilerin almış olduğu oylarda da görmek mümkün. Bölgede daha önce işçi ve işsizlerden fazla oy alan Sol Parti, bu kez oyların önemli bir bölümünü ırkçı partiye kaptırmış görünüyor.
Irkçı partinin bu kadar fazla oy almasında elbette büyük partilerle medyanın büyük bir sorumluluğu bulunuyor. Seçim kampanyası boyunca AfD’nin kaşıdığı sığınmacılar, göçmenler, iç güvenlik, terörle mücadele gibi konuları öne çıkaran CDU/CSU ve SPD, sosyal sorunlar konusunda ise adeta hiçbir şey söylemediler. Söylemeleri kurumunda kendi sorumluluklarının ortaya çıkacağını bildiklerinden uzak durdular. Hal böyle olunca da AfD’nin güçlenmesine zemin hazırladılar. Dolayısıyla AfD’nin yüksek oy alması sürpriz değildi.

AfD’nin toplumsal sorunları milliyetçi, ırkçı temelde kaşıyarak kullanması aynı zamanda bütün partilerden de oy almasına neden oldu. Seçimlere katılım oranın da arttığı gözönünde bulundurulduğunda, bu kez sandık başına giden seçmenlerin 1.2 milyonun bu partiye oy verdiği tespit edilmiş. Partiler arası oy geçişkenliğine bakıldığında bu partinin en çok CDU/CSU (980 bin), SPD (480 bin), Sol Parti’den (400 bin) ve diğer partilerden (690 bin) aldığı görülüyor. 

Bu tablonun kendisi bile, özellikle CDU/CSU’nun izlediği politikalardan memnun olmayan sağ-milliyetçi bir kitlenen olduğunu ve bu kitlenin yeni bir politik temsilci ortaya çıktığında yöneldiğini de bizlere gösteriyor. Daha önce açıktan ırkçı olan küçük partilere verilen oylar da azımsanmayacak şekilde bu kez AfD’de toplandı.

3- SOL NEDEN ÇIKIŞ YAPAMADI?

Normal koşullarda hükümet partilerinin oy kaybettiği bir seçimde meclisteki muhalefet partilerinin bundan yararlanması gerekiyordu. Ancak bu seçimlerden en çok dört yıl önce az farkla meclis dışında kalan FDP ile AfD kârlı çıktı.

Özellikle, Sol Parti, SPD’nin dibe vurduğu koşullarda oylarını ciddi şekilde artıramadı. Neues Deutschland’dan Tom Strochschneider’in ifadesiyle, “Sol Parti gelinen aşamada ne Doğu Almanya’da bir protesto partisi ne de Batı Almanya’da SPD’nin karşısında bir sol seçenek olabildi.” (nd-online.de)

Gerçekten de Sol Parti, 2005 ve 2009 seçimleri öncesinde olduğu gibi Ajanda 2010 politikalarına, işsizliğe kafadan karşı çıkan, tepkiyi etrafında toplamayı başarabilen bir parti olma özelliğini kaybetmişe benziyor. Sosyal sorunların bu denli ağırlaştığı bir ortamda emekçi sınıfların acil taleplerine doğru yanıtlar verme konusunda izlene politikaların yetersiz kaldığını gösteriyor. 

Sol Parti’nin oyunu artırmamasında elbette seçim kampanyası boyunca öne çıkarılan konuların yanı sıra, gericiliğin yükselmesi, siyaset eksenin sağa kaydırılmasının da rolü var. 

4- NE YAPMALI, NASIL BİR MÜCADELE ÖRGÜTLENMELİ?

Nereden bakılırsa bakılsın, seçimlerin ortaya koyduğu gerçek; işsizlik, yoksulluk, düşük ücretli işler ve sınıflaarası uçurumun derinleşmesi emekçi sınıflar arasında bir arayışın olduğunu ortaya koymuştur. Yerleşik sistem partilerine tepki duyan, gelecek kaygısı duyan emekçilerin azımsanmayacak bir bölümünün, sahte çözümler ve düşmanlar üzerinden ırkçı-faşistler tarafından yedeklendiği bir geçimi Almanya geride bıraktı.

Almanya tarihinde sahte çözümler ve düşmanlar üzerinden yapılan ırkçı propagandaların hangi sonuçlara yol açtığını tarihten biliyoruz. Bu nedenle bugünün en önemli ve acil sorunu, emekçi sınıfların güncel taleplerine doğru yanıtlar verecek tarzda yerelden merkeze doğru bir mücadelenin örgütlenmesidir. Acil temel sosyal sorunlarla ırkçılığa ve her türden gericiliğe karşı mücadele birleştirildiğinde bu başarılabilir. Almanya’daki emek hareketi, ilerici güçler, sosyal inisiyatifler ve yerel birlikler bunu başarabilecek güçtedir.

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Eylül 2017 13:02
www.evrensel.net
ETİKETLER Almanya

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.