Cumhuriyet davası: Kadri Gürsel tahliye edildi

Cumhuriyet gazetesi davasında mahkeme Kadri Gürsel dışındaki tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmetti, dava 31 Ekim'e ertelendi.

Eylem NAZLIER
İstanbul

Cumhuriyet gazetesi çalışanları Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Emre İper ile @jeansbiri adlı Twitter hesabının kullanıcı olduğu iddiasıya Ahmet Kemal Aydoğdu'nun tutuklu yargılandığı Cumhuriyet davasında mahkeme Kadri Gürsel dışındaki tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmetti, dava 31 Ekim'e ertelendi.

Dava öncesi adliye önünde açıklama yapan Cumhuriyet Davası Koordinasyonu “Bizler arkadaşlarımızın gazeteciliğinin tanığıyız. Bugün buradan arkadaşlarımızı da alıp gitmek istiyoruz” diyerek gazetecilere özgürlük istedi.

Cumhuriyet Cumhuriyet Gazetesinin İcra Kurulu Başkanı Avukat Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Muhabiri Ahmet Şık ve Muhasebe Çalışanı Emre İper’in tutuklu yargılandığı Cumhuriyet davasının üçüncü duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesinde. 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. 14.30’da başlaması gereken duruşma gecikmeli başladı. Davanın üçüncü duruşması öncesi adliye bahçesinde milletvekilleri, avukatlar, gazetecilerin de aralarında olduğu çok sayıda kişi duruşmayı izlemek üzere adliye önünde bir araya geldi. Duruşma öncesi yapılan ortak açıklamalarda gazetecilere özgürlük talep edilirken, sık sık “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” sloganları atıldı. Yapılan açıklama öncesinde ise ise gazetecilere özgürlük için uçurulacak iki büyük balona Adliye bahçesine girişte el konuldu.

‘GAZETECİLERİN ÖZGÜRLÜKLERİNİ GERİ VERİN’

Hazırlanan ortak açıklama metnini DİSK Basın-İş başkanı Faruk Eren okudu. İlk duruşmada iddianamenin çökmesine rağmen gazetecilerin cezaevinde tutulmasındaki ısrarın devam ettiğinin altını çizen Eren, “Arkadaşlarımız, aylardır mesleklerinden, sevdiklerinden ve özgürlüklerinden mahrum. Bugün buradan arkadaşlarımızı da alıp gitmek istiyoruz. Sadece beş arkadaşımız için değil” diye konuştu.

‘ARKADAŞLARIMIZIN GAZETECİLİĞİNİN TANIĞIYIZ’

“160’tan fazla gazeteciyi tutuklayan Türkiye, dünyadaki en büyük gazeteci hapishanesi durumuna geldi” diyen Eren devamında şunları dile getirdi: “Bu tabloyla gurur duymayın, aksine utanın ve gazetecilerin özgürlüklerini geri verin. İktidar ise ısrarla hapishanelerde hiçbir gazetecinin bulunmadığın iddia edebiliyor. Bizler arkadaşlarımızın gazeteciliğinin tanığıyız. Onların yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar nedeniyle tutuklandıklarını biliyoruz. Hatta sadece biz değil, görmek isteyen herkes bu gerçeğin farkında.”

‘HER DURUŞMADA YENİ BAHANELER UYDURUYORLAR’

Gazetecilere dönük baskılara dikkat çeken Eren, “Onlarca gazete, dergi, televizyon, yayınevi ve haber ajansı kapatıldı. Binlerce gazeteci işsiz kaldı. Hakikatin peşindeki gazeteler ve gazeteciler, iktidarın uygulamalarını eleştiren her haber nedeniyle soruşturma ve davalara maruz kalıyor. Sahada haber takibi yapan gazeteciler silahla tehdit edilmeye varan baskılarla engelleniyor. Yüzlerce internet sitesi Anayasa’ya aykırı erişim engeli kararlarıyla kapatılırken, sansür ve otosansür olağanlaşıyor. Gazetecilerin tutuklanma gerekçeleri arasında ‘yayın politikasının değiştirilmesi, gazetenin zarara uğratılması’ dahi yer alabiliyor. Arkadaşlarımızı hapishanelerde tutmak için her duruşmada yeni bahaneler uyduruluyor” diye konuştu.

‘HABER VERMEK VE ALMAK HAKTIR’

Dışarıda kalabilen gazetecilerin, her şeye rağmen halkın haber alma hakkı için, basın özgürlüğü için, demokrasi için hakikati dillendirmeye devam ettiğini söyleyen Eren, “Türkiye’yi bu karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan hakikatin ışığıdır. Bu ışık da özgür gazetecilerin ve haber alma hakkına sahip çıkanların ellerindedir. Haber vermek, haber almak ve haber olmak haktır. Basın özgürlüğü önündeki engellere son verilsin. Gazetecilere özgürlük” ifadelerini kullandı.

‘BASKIYLA HİZAYLA GELECEK İNSANLAR DEĞİLİZ’

Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Avukatlar Grubu, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular, Katılımcı Avukatlar, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar, Özgürlükçü Hukukçular Platformu İstanbul’un imzası ile hazırlanan açıklamayı ise 
Avukat Yaprak Türkmen yaptı. “Savunma mesleğine saldırının en ileri aşamasındayız ve sözün bittiği yerdeyiz” diyen Türkmen, “Geçen hafta da 14 avukat arkadaşımız tutuklanmıştır. Tutuklandıklarının 2. günü avukat arkadaşlarımız farklı hapishanelere sürgün edildi. Arkadaşlarımız sadece mesleklerine inandıkları şekilde icra etmeleri ve Nuriye ve Semih’in avukatlığını yapmaları  sebebi ile tutuklandılar. Her zaman vurguladığımız gibi tekrar vurguluyoruz: Siyasal iktidar ve işbirlikçileri, savunma mesleğinden elinizi çekin. 
AKP-Cemaat ortaklığı döneminde avukatlara operasyon düzenleyenler ve tutuklayanlar, bugün savunma mesleğine muhtaç durumdarı. Er veya geç, bugünün iktidarı ve güç sahiplerinin de savunma makamına, avukatlara ihtiyacı olacaktır” şeklişnde konuştu. 

‘BİZLER BU KARANLIK GİDİŞATI DAYANIŞMA İLE AŞACAĞIZ’

Eski bakan Ercan Karakaş da “Bu haksız tutuklanmaları son bulmasını ve tutuklu gazetecilerle bugün buradan ayrılmayı düşünüyoruz. Dünyanın hiç bir yerinde gazetecilik yapanlar tutuklanamaz. Darbe girisiminden sonra iktidar muhalefeti sindirmek icin böyle bir yol izledi. Adalet isteyenler, özgürlük isteyenler bu haksız tutuklamalara evet demedik demeyeceğiz. Biz bu karanlık gidişi ancak dayanışma ile aşabiliriz” diye konuştu.

BALONLARA DA GÖZALTI

Açıklamanın sonunda kısa bir söz alan, Edebiyat Eleştirmeni Ayşegül Tözeren getirdikleri balonlara el konulduğunu söyledi. “Bizim bir dileğimiz vardı gazetecilere özgürlük” diyen Tözeren, bu dilek için iki büyük balon getirdiklerini söyledi. Tözeren, “Girişte bu balonlar gözaltına alındı. 1,5 metre çapında iki balonumuz kayıp” dedi. 

MEHMET FARAÇ YİNE GELMEDİ

Saat 14.30’da başlaması gereken duruşma yaklaşık bir saatlik gecikme ile başladı. Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada mahkeme heyeti ayakta olan seyircileri çıkardı. Duruşmada tanıklar Alev Coşkun, Rıza Zelyut ve Fatih Aytuğ dinlendi, Mehmet Faraç ise duruşmaya gelmedi.

Duruşmaya ilk olarak “@jeansBiri” isimli Twitter hesabının sahibi olduğu iddia edilen Kemal Aydoğdu’nun tanığı Fatih Aytuğ dinlendi.

Aytuğ’un ifadesinin ardından eski Cumhuriyet Vakfı Başkanvekili Alev Coşkun’un tanıklığına geçildi. “Benim tanıklığımın bu davada önemli olduğunu düşünüyorum” diye başlayan Coşkun şunları söyledi: “İlhan Selçuk vefat edince bir hareket başladı. 2 Nisan 2013 tarihinde vakfın ilk üyesinin vefat etmesi üzerine bir üyelik seçimi yapıldı. Bu seçimde hukuka aykırılık olduğuna inandık. Cumhuriyet Vakfı ve Cumhuriyet gazetesi bir kırılma noktasıdır."

GÜNAY’DAN COŞKUN’A: SAYENİZDE... 

Bu davanın kendi açtıkları davayla ilgili olmadığını iddia eden Çoşkun, “Şu anda görülen dava bir ceza davası. Cumhuriyet Vakfı’nın sorumluluklarıyla ilgili bir ceza davasıdır. Bu davayla bizim açtığımız dava arasında en ufak bir ilişki yoktur. Bizim açtığımız iptal davasıdır. Biz bu tutukluluğun yanlış olduğunu söyledik” dedi.

Coşkun, Cumhuriyet Vakfı seçimlerinin iptal edilmesiyle ilgili davayı İlhan Selçuk’a karşı olan bağlılığı nedeniyle açtığını iddia edip şunları söyledi: “Can Dündar’la oturup kahve içmişliğim yok ama bugün ne yaptığını bilirim. Murat Sabuncu’yu tanımıyorum. Ahmet Şık’ı tanımıyorum ama yazılarından biliyorum. Kadri Gürsel’i çok iyi tanıyorum. Kadri Gürsel’in yazıların iyi izlemiş biriyim. Orhan Erinç, 50 yıllık arkadaşım. Akın Atalay’la 22 yıl beraber çalıştım. Turhan Günay’ın ne işi var bu davada? Bülent Utku, M. Kemal Güngör… Bu arkadaşlarımın geçmişini biliyorum. Bu arkadaşlardan terörist olmaz, FETÖ’cü olmaz.” 

Coşkun’un sözleri üzerine Turhan Günay araya girerek “Sayenizde efendim” dedi.

MADEN VAKIF DAVASI İLE İLGİSİ YOK, NEDEN TANIK OLDUNUZ?

Ardından Avukat Tore Pekin alev Coşkun’a sorular yöneltti. “Gazetecilerin yanında gazete yöneticiliğine böyle toplu bir dava açıldığını ilk defa görüyorum” diyen Pekin, “Bu davanın en ayırt edici özelliklerinden biri. İddianamedeki Cumhuriyet’e yönelik yayın çizgisi tartışması ile sayın Coşkun’un şimdi ifade ettiği “eksen kayması” konusunda bir paralellik var” dedi. Pekin, Coşkun’a bu davanın vakıf davası ile ilgisi olmadığı iddiasını hatırlatarak,  “Madem bu davanın vakıf davası ile bir ilgisi olmadığını düşünüyorsunuz, neden gidip ifadenizde vakıf davası ile ilgili anlatımlarda bulundunuz?” diye sordu.  Coşkun ise kendisine sorulduğunu iddia etti. Mahkeme Başkanı, Avukat Tora Pekin’in, Coşkun’a sorduğu soruların arasına girdi. Coskun’un ‘sanık’ olmadığını belirterek sorulara itiraz etti.

RIZA ZELYUT: DEMİRTAŞ’IN HABERİ OLMAZ

Alev Coşkun’un ardından Cumhuriyet gazetesinin eski yazarlarından Rıza Zelyut’un tanık olarak dinlendi. Cumhuriyet gazetesine el konulduğunu savunan Zelyut, “21 Mart 2008 operasyonuyla İlhan Selçuk içeri alındı. Bu gazeteye, vakıf üzerinden birileri el koydu. Ben bunu yazdım. Nuray Mert’i, Can Dündar’ı Aydın Engin’i kim bu gazeteye getirdiyse operasyonu da o yapmıştır. Bir gazetenin internet sayfasında Selahattin Demirtaş ve HDP’nin 8 haberi olmaz” dedi. Cumhuriyet gazetesinin okunmaz hale geldiğini söyleyen Rıza Zelyut, şöyle devam etti: “Vakfın ele geçirilmesinin hileyle olduğu yerel mahkeme tarafından kanıtlanmıştı. Yurtsever insanlar gazeteden uzaklaştırıldı ve gazetenin DNA’sıyla oynandı. FETÖ ve PKK’yı destekleyen yazılar beni rahatsız etmiştir. Gazete okunmaz hale gelmiştir. Dava, bu dava değil vakıf davasıdır. Benim şu FETÖ’cü bu FETÖ’cü demem doğru değil. Gönlümde yatan Cumhuriyet gazetesi bunları atlatsın Cumhuriyet gazetesi cumhuriyetçilere teslim edilsin.”

Duruşmaya saat 20.00'a kadar ara verildi.

SAVCI TUTUKLULUKLARININ DEVAMINI İSTEDİ

Savcı, gerekçe ve nedenlerin henüz ortadan kalkmaması gerekçesiyle 5'i Cumhuriyet gazetesi çalışanı toplam 6 kişinin tutukluluklarının devamını istedi.

Star gazetesi ve Akşam gazetesi haberi sosyal medyadan "Cumhuriyet gazetesi davasında 6 sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildi" mesajıyla paylaştı. Mahkeme Başkanı, haberi gördükten sonra Star gazetesi hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyledi.

Aydın Engin mütalaaya "Biz üç kere aynı gazeteyi yapsak kapının önüne konurdur. Savcı üç defadır tıpatıp aynı mütalaayı veriyor!
Savcı 3 duruşmadır 'sanıkların kaçma şüphesi, delillerin karartılma tehlikesi' diyor o zaman kanıtlasın. Ben öyle düşünüyorum diye olmaz." sözleriyle itiraz etti.

Kadri Gürsel ise şunları söyledi: "28 Temmuz 2017 tarihli celsenin sonunda ara kararınızda benim tanıklar üzerinde baskı yapma ihtimalim tutukluluğa devamına gerekçe olan iki maddeden biriydi, 11 Eylül'de ise bu tek gerekçe olarak yer aldı. Bu 10,5 aydır süren tutukluluğumun 15 gün uzayarak 11 ayı bulmasına sebep veren haksız bir gerekçe.

Dinlenmiş olan tanıkların benimle ilgili herhangi bir hüküm vermeleri mümkün değildi. Çünkü onlardan yıllar sonra görev aldım. Bugün dinlenen tanıklar ifadelerinde benden bahsetmedi. Ne de benimle ilgili herhangi bir soru soruldu.

Alev Coşkun yazılarımı okuduğundan, TV'den haberdar olduğunu bu şekilde beni tanıdığını söylemiştir ki davayla alakası yoktur. Bu nedende tanıklara baskı yapma gerekçesi artık bir gerekçe olamaz.

Tutukluluğuma devam kararıma şerh koyan hakim İçdemir'in delillerin karartılmasının mümkün olmadığı görüşünün geçerli olduğunu düşünüyorum. 28 Temmuz'da tutuklamama devam olarak yer alan ByLock suçlaması 11 Eylül kararında yer almamıştır. Bu iddianın düştüğü kanısındayım Ben gözaltına alınıp tutuklandığımda 34 günlük yayın danışmanıydım. Beni bu sözde yardım suçlamasıyla ilişkilendirmek mümkün değil. Sadece 34 gün görev yapmış birisinin bu suçu işlemiş olamaz. Göreve geliş şekli başında tutukluluğum devamını gerektiren "kaçınılmaz bağ ve illiyet" ileri sürülemez. Beni hapiste tutmak için herhangi bir gerekçenizin kalmadığından hareketle sayın mahkemenizden önce tahliyemi istiyor, beraatimi rica ediyorum."

Ahmet Şık ise "Hiçbir talebim yoktur."

Emre İper "Raporu bekleyeceğiniz için ne desem boştur." ifadelerini kullandı.

Duruşmaya 22.30'a kadar ara verildi.

Ara öncesi konuşan Ahmet Şık: Ya sizin heyetinizden birisi, ya kalemden birisi bazı medya organlarına belge sunuyor. Ben gazeteciyim. Bana belge getirirlerse yazarım. Ben bu suç duyurusunu gazetelere yönelik değil, bu belge sızdıranlara yapılması gerektiğini söylüyor, dikkate almanızı istiyorum. Sabah gazetesine hiç soruşturma açıldı mı? Ben bunu merak ediyorum. Başka bir talebim yok.

KADRİ GÜRSEL'E TAHLİYE KARARI

Mahkeme, bir sonraki duruşmanın 31 Ekim 2017 tarihinde saat 9.30'da Çağlayan'da görülmesine karar verdi. Mahkeme Başkanı Star ve Akşam gazetesinin işgüzarlık yaparak, karar salondan çıkmadan savcı mütalaası deyip öngörüde bulunmasıyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

Mahkeme Başkanı Ahmet Kemal Aydoğdu'ya ilişkin "Ahmet Kemal Aydoğdu yönünden, Aydoğdu hakkında 'salih kod adlı mahrem imam olduğu, polis amirlerinden sorumlu olduğu iddiası var. Cumhuriyet ile ilişkilendirilen unsur bu değildir. Ahmet Kemal Aydoğdu ve Cumhuriyet yöneliminde belli hashtagleri Cumhuriyet'te haber olması nedeniyle ilişkilendirildi. 'Salih kod adlı mahrem imam olduğu, polis amirlerinden sorumlu olduğu iddiası' yönünden suç duyurusunda bulunduk." dedi.

Mahkeme Başkanı Emre İper'e ilişkin "Bilirkişi bizden talepte bulundu. Bu doğrultuda BTK'ya 2 müzekkere yazılmasına  karar verdik. İnternet trafikleri ve cihazların hangi hatlarda kullanıldığını BTK'dan istedik. Türkcell'den İper'in kullanığı hattın görüşme kayıtlarını ve data kayıtlarını istedik. Şişli'deki gayrimenkulle ilgili keşif neticesinde düzenlenecek raporu bekliyoruz." dedi.

Mahkeme başkanı, "Ankara'daki gayrimenkul içinse işlem sonuçlanmadı onu bekleyeceğiz. Sanıklara ait dijital iletişim verileriyle ilgili üniversitelerden heyet oluşturulup incelenmesini isteyeceğiz. Asliye Hukuk'taki dosyanın akıbetini sorduk. Mehmet Faraç'ın ihtarı, Can Dündar'ın yakalamasının infazın bekliyoruz." şeklinde konuştu.

Mahkeme, Kadri Gürsel dışındaki tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. 

DAVA SONRASI AVUKATLARDAN AÇIKLAMA

Duruşma sonrasında Çağlayan Adliyesi önünde avukatlar adına açıklamayı Kemal Aytaç, Dışarıdaki Gazeteciler adına Ertuğrul Mavioğlu yaptı.

Ayrıca duruşmayı takip eden CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Barış Yarkadaş ve Mahmut Tanal açıklamalarda bulundu.

Avukat Kemal Aytaç "Duruşma sonuçlandı. Her duruşmaya umudumuzu taşıyoruz ama her duruşmada bir sıkıntı yaşıyoruz. İnsanlar yarın şu soruyu soracaklar. Bu 7'si dışarıdaysa niye bu 4'ü içeride? Diğerlerinden farkı ne? İddia edilen ya da delil adı altında yapılan sahtekarlıklar dahil. Bugün bir diş daha söküldü. Kadri Gürsel için bugün tahliye kararı verildi. Peki Murat için, Akın için, Ahmet Şık için ne var? Şu iyi anlaşılmalıdır; Çağlayan'da görülen bir hukuk davası değildir.Bir siyasi intikam operasyonudur. Hukuk adına hiçbir arkadaşımızı yargılayacak bir delil yoktur. Hukuk adına bir rezalet yaşanıyor, bir cinayet işleniyor. Bu iktidarın yargı eliyle yaptığı gazeteci, avukat, muhalif olan herkesi susturma operasyonudur" dedi.

KADRİ GÜRSEL ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU

Cumhuriyet Davası’nın 3. duruşmasına tahliye edilen Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Silivri Cezaevi'nden çıktı. Tahliye sonrasında açıklama yapan Gürsel, "Çok fazla sevinecek bir durum da yok. Haksız mesnetsiz suçlamalarla tutuklanan Cumhuriyet çalışanları söz konusu." diye konuştu.

Kadri Gürsel, tahliye sonrası Siliviri Cezaevi önünde şöyle dedi:

"Bizi destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum, bize bir kez daha dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu gösterdiler. Bu kamuoyu bu sayede oluştu. Geride bıraktığım dört arkadaşım adına da bunları size iletiyorum. Çok fazla sevinecek bir durum da yok. Haksız mesnetsiz suçlamalarla tutuklanan Cumhuriyet çalışanları söz konusu."

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Eylül 2017 10:39
www.evrensel.net