El koymanın adı: Kürt’e ekmek yok!

El koymanın adı: Kürt’e ekmek yok!

Menemen’de yıllardır işlettikleri dükkanlarından bir grubun tehdidiyle çıkarılmak istenen Dersimli esnaflar saldırıya uğruyor. Büfesi, 50 kişilik saldırgan grup tarafından “Size burada ekmek yedirmeyeceğiz” denilerek tahrip edilen; sopa, taş ve bıçak darbeleri ile yaralanan esnaflardan Erdal Koç, “Dersimli, Alevi ve yurtsever

İzmir’in Menemen ilçesinde yaşayan Dersimli esnaflar son zamanlarda bir grup tarafından iş yerlerini terk etmeleri yönünde tehdit ediliyor. Geçtiğimiz ay Dersimlilere ait bir restorana saldıran ve çevrede Erzurumlu Büyüksu ailesi olarak bilinen grup, 24 Temmuzda Erdal Koç’un 17 yıldır işlettiği ilçe garajındaki büfeye saldırdı. Saldırıda büfe tahrip edilirken dükkanda bulunan Koç ve yakınlarından 7 kişi, sığındıkları dükkanın içinde linç edilmek istendi. Kafasında on, bacağında ise 5 dikiş olan Koç, bu grubun yıllardır polis ve milliyetçi çevrelerle hareket ederek, esnaflara saldırdığını ve onları yerlerinden ederek dükkanlarını aldığını söyledi. İlçede kendi başlarına kaldıklarını anlatan Koç, kendi kendilerini müdafaa edeceklerini belirtti.

‘SİZE BURADA EKMEK YEDİRMEYECEĞİZ’

Kendilerine saldıran grubun basit bir olayı bahane ettiğini söyleyen Koç, “Bize saldıran grubun hemen yan tarafımızda bir dükkanı var. Onların yanında çalışan bir eleman uzun zaman önce bizden borca eşya almıştı, parasını ödememişti. Bir gün kardeşim onu yoldan geçerken görmüş ve borcu olduğunu hatırlatmış. O da dükkana gittiğinde kendisine vereceğini söylemiş. Kardeşim de daha sonra onun çalıştığı dükkana gidip parasını almış. Bir süre sonra bize saldıran kişilerden biri dükkanına gittiğinde güvenlik kamerası görüntülerini izlemiş. Bir gün sonra ben dükkandayken içeri girdi ve ‘Siz nasıl olur da benim dükkanıma gelip para istersiniz’ dedi. Ben de bunda anormal bir durum olmadığını sadece alacağımızı aldığımızı söyledim. Bunun üzerine ‘Size burada ekmek yedirmeyeceğiz’ deyince ben de kendisini dışarı çıkardım” dedi.

‘SALDIRANLAR NEDENİNİ BİLE BİLMİYORDU’

Akşam olduktan sonra dükkanı kardeşine bırakarak dışarı çıktığını söyleyen Koç, bir süre sonra telefondan arandığını ve Büyüksu ailesinin kardeşine saldırdığını öğrendiğini aktardı. Bunun üzerine yanında 5 arkadaşıyla dükkana giden Koç, daha olayın ne olduğunu anlamadan karşı grubun taş, sopa, sandalye, şişe ve bıçak darbeleri ile karşılaştıklarını anlattı. Kendilerini korumak için dükkana girdiklerini söyleyen Koç, neler yaşadıklarını şu şekilde anlattı: “Bir anda dükkanın etrafını 50’den fazla kişi sardı. Emin olun bize saldıranların neredeyse tamamı neden saldırdığını bile bilmiyordu. İşin bir başka yönü ise bu insanların hepsi oruç tutan insanlar ve neredeyse linç etmeye varan bu saldırılarını ramazan ayında yaptılar. Her tarafımız kan içinde kaldı. Olay biraz yatışınca ambulans ile hastaneye kaldırıldık.”

HASTANE ÖNÜNDE İKİNCİ SALDIRI

Hastanede tedavi gördükleri esnada aynı grubun bir daha saldırısına maruz kaldıklarını söyleyen Koç, hastane kapısında bekleyen babasının, kardeşinin ve yakınlarının bıçaklarla yaralandığını kendisinin de dışarı çıkar çıkmaz bacağından bıçaklandığını anlattı. Tüm yaşananların polis ve hastane güvenliğinin gözü önünde olduğunu ifade eden Koç, yaşananların endişe verici olduğunu belirterek, “Bu grup resmen çetedir. İnsanlardan zorla aldıkları dükkanlar sayesinde kendilerine gençlerden oluşan bir çevre oluşturmuşlar. Dükkanda bize saldırdıktan sonra polisin yanında havaya defalarca ateş ediyorlar, sonra ellerini kollarını sallayarak oradan uzaklaşıyorlar. İki saat sonra gelip hastane önünde yine polisin gözleri önünde bize bıçaklarla saldırıyorlar; ama bir kişi bile gözaltına alınmıyor. Polis gelip bize ‘Şikayetçi misiniz?’ diye soruyor; ama ardından da ‘Şikayetçi olsanız da bir gün bile içeride kalmazlar’ diyor. (İzmir/DİHA)


DERİN YARALAR AÇAN İKLİM

Bülent Falakaoğlu

Nicedir, darp ve linç suçundan gözaltına alınan birinin şu cevabı verdiğinde salıverildiği bir ülke burası:
“Kürt’tü onun için saldırdım.”
Bir katilin ceza indirimi alması için sadece şu cümleyi kurması yeterli: “Kürtçe söyledi vurdum.”
Böylesi bir iklim! Sözde toplumu bölmemek adına imha ve inkar politikalarını hayata geçirenlerin yarattığı iklim. Araştırma şirketi KONDA’nın “Kürt Meselesinde Algı ve Beklentiler” başlıklı araştırması gözümüze sokmuştu bu iklimi. Araştırmanın sonuçlarına göre; Türklerin yüzde 47’si, yani yarıya yakını, Kürt komşu, Kürt ortak, Kürt gelin veya damat istemiyordu.
KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır tehlikenin büyümesine dikkat çekmişti şu sözlerle: “Bu meselede hiçbir mesafe alınmaması ve de şiddet dilinin aynı şekilde sürmesi halinde, çok değil iki üç yıl içinde yüzde 67’ye ulaşacak bu rakam. Türkiye alarm veriyor” Aynı kaygıyı Temmuz 2010’da “Denenmeyen tek yol kaldı: Barış” çağrısını yapan aydınlar arasında olan Türk Tabipleri Birliği Eski Başkanı Gençay Gürsoy dile getirmişti: “Cehennemden önceki son durağa yaklaşıyoruz.”
Söz konusu etkinliğin ve çığlığın üzerinden bir hafta geçmeden Bursa İnegöl’de Kürtler ve Türkler kitlesel bir şekilde birbirlerine girdiler.
Çatışmanın sokağa ineceğinin sinyalleri öncesinden de vardı. 2008 Ağustosunda Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Altınova beldesinde ölümle sonuçlanan çatışma söz konusu sinyalin en sarsıcı örneğiydi... Sokaktaki adli bir kavga kısa sürede etnik bir meseleye dönmüş, kitlesel bir şekilde harekete geçen (Ya da bazı ‘derin güçler’ tarafından geçirilen) belde halkı Kürtlerin işlettikleri işyerlerini, evlerini tahrip etmişti. Kürtlere ait araçlar devrilip ateşe verilmişti.
Söz konusu çatışma örnekleri halklar arasında açılan mesafenin göstergesi olduğu kadar, aynı zamanda, rant ve ekonomik çatışmaların da başladığının göstergesiydi. Bursa’nın en büyük ilçesi İnegöl’de minibüs hattı üzerindeki rant nedeniyle çıkan olaylar birden bire Kürtlere yönelik linçe dönüşmüştü. Nitekim olay sonrası Kürtlerin yoğun olduğu hatların sayısı azaltıldı.
Altınova’da da adli bir vakanın Kürtlere kitlesel saldırıya dönüşmesinin temelinde, Kürtlerin beldede ekonomik statü sağlamış olması yatıyordu. Saldırıya uğrayanların çoğu, 20 yıldan fazladır Altınova’da yaşayan esnaftı. Tarımdan beslenilemez oldukça, ekonomik kriz karşısında yoksullaştıkça, “yabancı” görülene saldırılması ilk refleks oluyor.
Aynı iklimden rant çeteleri de faydalanıyor. Çete karşında yılmıyorsa biri, ‘Kürt, bölücü’ de linç ettir formülü devreye giriyor. Menemendeki olayın gösterdiği gibi...   
Ama bilmek gerekir ki sonuçları ağır oluyor. Olay basit, ‘adi’ bir rant kavgası olarak kalmıyor. Derin toplumsal yaralar açıyor.

www.evrensel.net