Çemberin çevresindeki topraklar

Çemberin çevresindeki topraklar

Önder Karakaya, Slovenya'nın şampiyonluğuyla tamamlanan 2017 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nın ardından yazdı...

Önder KARAKAYA
 
İkinci Yeni akımının bayrak dizesidir, “Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız.” Bundan yaklaşık 5 yıl önce Kosova’nın şirin kenti Prizren’den Adriyatik’e doğru yola çıktığımda bu dize düşmüştü aklıma. Cemal Süreya’nın Üvercinka’sında geçen bu kült dize o an benim mütevazı yolculuğuma “Prizren’den rüyalara doğru giden bir otobüsteyim” şeklinde eşlik ediyordu. Her tarafı dökülmek üzere olan bir otobüstü bu; Josip Broz Tito döneminden beri kullanılıyor olabileceği hissi uyandıran bir haldeydi. Ancak asıl önemli olan beni yeni bir dünyaya ulaştırmasıydı, ki buna muvaffak olacaktı.

Güzergâh doğrultusunda Arnavutluk sınırlarına girip çıktıktan sonra Karadağ’ın Bar şehrine ulaştık. Deniz kıyısında olması haricinde göze çarpan hiçbir özelliği olmayan Bar’ın uluslararası ulaşım açısından hatırı sayılır bir merkez olduğunu öğrendiğimde şaşırmıştım. Balkan kentlerinden sağlanan kara ulaşımının yanı sıra İtalya’nın liman kentleri Bari ve Ancona’ya da feribotla geçiş yapabildiğiniz küçük ama fonksiyonel olan bu yerleşim biriminde bir süre bekledikten sonra asıl durağım olan Budva’ya ulaşmak üzere bir dolmuşa bindim. Deniz ile dağların büyüleyici dansı açısından Mersin-Antalya karayolunu hatırlatan bir yolculuğun sonunda kente ulaştım.

Geceyi geçirmek üzere ayarladığım hostele gittiğimde havanın kararmasına aşağı yukarı 1 saat vardı ve denize girmek için günün kuşkusuz en güzel dakikalarına yetişmiştim. Adriyatik Denizi; kıyısında doğup büyüdüğüm Akdeniz’in bir uzantısı, bir alt kümesiydi aslında. Lakin benim topraklarımdan farklı olarak burada spora olan yoğun ilginin branş değiştirdiğini biliyordum. Kumsala ulaşana dek geçtiğim yollarda, sokak aralarında gençlerin genelde basketbol oynuyor olması gelmeden önceki fikrimi doğruluyordu. Kumsala ulaştığımda da durum pek değişmedi. Suyun sığ kısmında elinde topu ve dilinde “Teodosic” motivasyonuyla şut stili edinmeye çalışan 8-9 yaşlarındaki Dejan’ı seyrederken çocukluğum aklıma düşmüştü. Denizin içinde topu kendi kendime havaya fırlatırken, “Zambrotta'nın sağdan ortası” diye bağırır; ardından “Andreas Köpke çıktı aldı” haykırışıyla topu yakalayıp suya dalardım.

BASKETBOLUN KUCAĞINA DOĞMAK

Çocukluk günleri özlemiyle iç geçirirken küçük dev adama yaklaşıp ismini sorduğumda gözlerinde bir parıltıyla cevapladı. Aslında pek çok basketbolsever birkaç satır önce adının nereden geldiğini tahmin etmiştir. Ben de aynı şeyi düşünmüştüm. Bodiroga’yı bilip bilmediğini sorduğumda sahilden meraklı gözlerle diyalogumuzu izleyen babasını işaret etti. Kendisi Dejan Bodiroga’nın çok büyük hayranıymış. Zaten küçük Dejan’ın doğumu da büyük ihtimalle Yugoslavya’nın 2002’de Indianapolis’te elde ettiği dünya şampiyonluğunun peşine rastlıyordu. O an Türkiye’yi düşündüğümde babasının tuttuğu takımın efsane futbolcusunun ismini taşıyan çocukların yoğunlukta olduğunu anımsamak zor olmadı. Aslında Dejan’ın şutu Milos Teodosic olarak atması ile benim topu Andreas Köpke olarak tutmam da farklı kültürlerden yansıyan iki görüntüden başka şey değildi. Ancak Yugoslav coğrafyasında basketbolun sadece sevilmekle kalmadığı, aynı zamanda iyi bilindiği ve yaşamın bir parçası olarak deneyimlendiği gerçeği de Dejan’ın bir süre sonraki hareketiyle aklıma kazınmıştı. Kollarımızı çember yaparak birbirimize şut atıyorduk ve işin doğrusu biraz sıkılıyordum, fakat basketbol aşkıyla parlayan bir çift göz beni oyunda tutuyordu. Biz isabet yüzdesi yüksek şutlarımıza devam ederken annesi yaptığı sandviçi alması için Dejan’a seslendi. Birkaç saniye sonra Dejan bir başantrenör edasıyla bana döndü ve eliyle mola işareti yaparak “timeout” diye seslendi. Şaşkınlıktan cevap dahi veremeden başımı sallayıp onaylamakla yetindim. İnanılmaz derecede hayretle karışık bir mutluluk hissettiğimi anımsıyorum. O anın fotoğrafı Eurobasket 2017 boyunca Luka Doncic isimli bir çocuk sayesinde çok sık aklıma geldi. Slovenya’yı Avrupa şampiyonluğuna taşıyan isimlerin başında gelen bu 18 yaşındaki genç yıldızın parkedeki olgunluğu eski Yugoslav coğrafyasının basketbolla ilişkisini nefis özetliyor. Kiremit rengi büyülü topu sözde değil hakikaten sevmek ve sevdirmekle başlayan süreç tesadüfe yer bırakmaksızın başarı getiriyor.

Turnuva öncesi Evrensel’den Mithat Fabian Sözmen ile sohbet ederken Sırbistan-Slovenya finalini öne çıkarmam ve hatta pek kuvvetle dillendirilmeyen Slovenya şampiyonluğuna ciddi ihtimal biçmemin içi boş bir önermeden ibaret olmadığını anlatmak için bu denli uzun bir hikayeye belki ihtiyaç yoktu. Lâkin Sosyalist Yugoslavya döneminde temeli atılmış bu şanlı ekolün parkeye vurduğu damganın mürekkebi tükenmemekle birlikte yakın gelecekteki turnuvaları daha güçlü biçimde domine edecek gibi görünüyor. İşte böyle bir sistem üzerine ne kadar yazılıp çizilse az gelir. Bizim kuşak Drazen Petrovic, Toni Kukoc, Predrag Danilovic, Dejan Bodiroga, Petar Naumoski gibi isimlerin bahsi geçtiğinde nasıl heyecan duyuyorsa Bogdan Bogdanovic ve Luka Doncic gibi yıldızlar da yeni bir kuşak için benzer anlamlar taşıyacak. Umarım Eurobasket 2017’ye ev sahipliği yapan Türkiye’de halen basketbol kültürü üzerine kafa yorabilecek yönetici kadrosu bulunuyordur...

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Eylül 2017 10:28
www.evrensel.net