Rüzgar İpar’dan yana essin...

Rüzgar İpar’dan yana essin...

Karaburun’un çevre sorunlarına karşı mücadele veren yaşam alanı savunucusu İpar Buğra şimdilerde hastanede yaşam mücadelesi veriyor.

Özer AKDEMİR

Yaşamının son yıllarını yaşadığı toprakları güzelleştirmeye ve korumaya adayan bir kadın tanıdım. Adı İpar. “Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun, kurusa bile kokusu uzun zaman gitmeyen sarımtırak çiçekleri” anlamına geliyor adı. Şimdi, İzmir’de, 9 Eylül Hastanesinin bir odasında, yarı koma durumunda uyutuluyor. Acısı çok fazla ve akciğer kanseri karaciğere de sıçramış. Doktorlar ümit vermiyor. Şimdiden bir matem havası sarmış çevresindeki herkesi. Bir tek kendisi “Yeneceğim bu hastalığı” diyordu komaya girmeden önce. 
Sosyal medya hesabından en son 31 Ağustos tarihinde bir şiir paylaşmış. Rengarenk yapraklarla, çiçeklerle bezenmiş bir ağacın altında küçük kızının elini tutmuş bir annenin resmi bu. Üstünde Nâzım Hikmet şiirinden iki dize var. Bu dizeler onun yaşama olan inancının, yaşam mücadelesindeki direnişçi yanının bir yansıması ve belki de bizlere en son mesajı sanki; “Yok öyle umutlarını yitirip karanlıklara savrulmak/Aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak”...

*** 

Karaburun her mevsim kekik kokar. Her mevsimin kekiği farklı kokar üstelik. Balıklıova’yı geçtikten hemen sonra makilerin arasından kıvrıla kıvrıla ilerleyen yol boyunca aracınızın camlarını açık tutarsanız kekik kokuları içerisinde yolculuk edersiniz. Senelerdir bitmeyen, dağında, ovasında, kıyısında yaralar açarak süren yol yapım çalışmalarının kaldırdığı tozları bile bastırır bu kekik kokusu. Siz yine de bu inşaat ve yol sever iktidarın her zaman en büyük ihalelerini kapan şirketlerden birisi, Kolin tarafından yapılan yoldan geçerken kapatın pencerenizi. İçeriye toz, içeriye bu gözü paradan başka bir şey görmeyen doğa katillerinin gürültüsü ve iş makinelerinin tekerleri, kepçeleri altında inleyen dağın sesleri girmesin!.. 

*** 

Mordoğan’dan sonra tepelerde dönen rüzgar santralleri (RES) takılır gözünüze. Bu santralleri oraya çıkarmak için açılan yollar, dağın yüzündeki bıçak yarası gibidir. Makiliklerin yeşil örtüsünü hoyratça parçalayıp zig zaglar çizerek zirveye çıkan bıçak yaraları...
Bu yaralar Karaburun’un her yanına dağılmıştır aslında. Kösedere Köyü, Bozköy  tarafına, güzelim eski Rum evlerinin hâlâ ayakta durduğu Sarpıncık, Parlak, Salman yönüne. Biraz daha ilerlediğinizde bir dönem buraları yurt tutmuş Rum komşularımızın dünyanın en güzel taş örgü işçiliği ile yaptıkları, şimdi sahipleri kovalanmış, örselenmiş hayalet kasabalar gibi dört duvar halinde duran Sazak köyü evlerine sırnaşmıştır bu RES’ler. O yalnız tepenin yamacından, 1922’den bu yana Badembükü’nün üzerinden denizin ötesindeki adaları gözleyen Sazak’ın bir gömütlüğü andıran hüzünlü sessizliğini darmaduman etmiştir bu ruhsuz direkler!.. 

Yarımadanın orta yerindeki Yayla köyü ise en şanssızıdır tüm bu adı geçen yerlerin. RES direkleri evlerin dibine kadar gelmiş adeta. “Sesten uyuyamıyoruz, keçilerimiz bile altlarına gitmiyor bu direklerin” diye yakınan köylülere, “Zaten 10 seneye Yayla köyü diye bir yer kalmayacak” yanıtını veren şirketin nobranlığı ile karşı karşıya bırakılmış, Anadolu’daki binlerce köyden birisidir Yayla köy. 

*** 

Dağında RES’ler taş ocakları, denizinde balık çiftlikleri belası var yıllardır Karaburun’un. İpar Buğra, Karaburun Kent Konseyi Başkanı olarak yaşamının son 10 yılında bu çevresel sorunlara karşı yaşadığı toprakların, Karaburun’un, Karaburun’un kekik kokan dağlarının, denizindeki Akdeniz Foku’nun, alın terini ekmeğine katık eden sarı poşulu köylülerinin, keçilerinin, ada martısının yaşam hakkını savunmak için didindi durdu. 

Bir gün dağda bilirkişi keşfinde, öbürsü gün uygulanmayan mahkeme kararlarının uygulanmasını istemek için Karaburun meydanında elinde mikrofon derdini anlatmaya çalıştı. İzmir İl Çevre Müdürlüğünün önü onun ve Karaburunluların ayakkabı eskittikleri en önemli devlet kapılarından oldu. Ankara’ya, TBMM’ye, bakanlıklara sayfalar dolusu bilgi/belge gönderdi, “Karaburun’a kıymayın” diye. 

Rüzgar Yaşamdan Yana Essin İnisiyatifi kurulduktan sonra ülkenin dört bir yanındaki RES karşıtlarını birleştirmeye çabaladı büyük bir emekle. Nereden çağırırlarsa koştu gitti bildiklerini paylaşmaya. Kaz Dağı’na, Bodrum’a, Bergama’ya...

Uluslararası kuruluşlara, RES’lere, balık çiftliklerine kredi veren bankalara yazılar yazdı, “Burada doğa, canlı katliamı var, bu katliamdan siz de sorumlu oluyorsunuz” diye. Kimi krediden vazgeçti, çoğu sırtını döndü bu yazılanlara. O ise umudunu hiç kaybetmedi, direncini hiç düşürmedi, “Kurtaracağız yarımadayı bu asalakların elinden” dedi hep. 

*** 

Şimdi bu yazı yazılırken Dokuz Eylül Hastanesinde yaşam mücadelesi veriyor o. Acısı o kadar fazla ki uyutarak bu acıyı dindirmeye çalışıyor doktorlar. Üzüntüden sesi tıkanarak, “Sonuç çıkmazsa bir adım sonrası makineye bağlayacaklar” dedi, İpar’a 19 yıl hayat arkadaşı olan Hüsnü Dilli. 

İpar uyuyor şimdi, inancını kaybetmeden uyuyor. Belki de uyanamayacağı bir son uyku olacak bu. Belki de açamayacak o yeşil gözlerini bir daha gün ışığına. Yine de onu tanıyan herkes, dostları-düşmanları onun ne yılmaz bir direnişçi olduğunu biliyorlar. Yaşamı savunmak için son nefesine kadar direneceğini.

Börklüce yiğitlerinin yurdunda, köylerinde, denizindeki balıklarda, ilk nergisler açtığında, kekikler dağda sarardığında rüzgar yaşamdan yana esecek bu kez. İpar’ı getirecek ve tüm Karaburun yeniden İpar kokacak. Burcu burcu, direnç direnç...

Son Düzenlenme Tarihi: 17 Eylül 2017 05:10
www.evrensel.net
ETİKETLER İpar