Sosyal medyadaki Atatürk'lü 'yaver' paylaşımına soruşturma

Sosyal medyadaki Atatürk'lü 'yaver' paylaşımına soruşturma

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan Salih Zeki Çakıroğlu’nun sosyal medyadaki 'Ne geldiyse yaverlerden geldi' paylaşımına soruşturma açıldı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nde çalıştığı öğrenilen Salih Zeki Çakıroğlu, sosyal medya hesabında 'Ne geldiyse yaverlerden geldi' başlığıyla Atatürk ile Sultan Vahdettin'in olduğu fotoğraf ile FETÖ'den yargılanan cumhurbaşkanı yaverleri ve Mısır Devlet Başkanı Sisi'nin fotoğraflarını paylaştı. Cumhuriyet savcılığı, Salih Zeki Çakıroğlu hakkında 'Atatürk'ün hatırasına alanen hakaret' suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nde çalıştığı öğrenilen Salih Zeki Çakıroğlu, sosyal medya hesabından 'Ne geldiyse yaverlerden geldi' başlığıyla üzerinde 'Ah şu yaverler' yazan, yine üzerinde 'Tanıdınız mı Sultan Vahdettin ve yaveri' yazan Sultan Vahdettin ve Atatürk'ün olduğu fotoğraf, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın FETÖ'den yargılanan yaverleri ile Mısır'ın devrik cumhurbaşkanı Mursi ile Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin olduğu fotoğraf karelerini paylaştı. Salih Zeki Çakıroğlu'nun bu paylaşımı yerel basında yer alırken, Atatürk ile FETÖ'den yargılanan yaverlerle bir tutulması, büyük tepkilere yol açtı.

Cumhuriyet Savcılığı, Salih Zeki Çakıroğlu hakkında 'Atatürk'ün hatırasına alanen hakaret' suçlamasıyla soruşturma başlattı.

İŞ AKDİNE SON VERİLDİ

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, sosyal medyadaki paylaşımı nedeniyle hakkında idari soruşturma başlattığı Salih Zeki Çakıroğlu'nun iş akdine son verdi. (DHA)
 

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Eylül 2017 18:10
www.evrensel.net

1 yorum yapılmış

  1. ALEMDE ŞER OGUZDA ER TÜKENMEZ 1 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun Mecliste kabulü sırasında yapılan konuşmalardan aktarıyoruz:
    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.diyor kadirmısıroglu
    Adana Milletvekili Sinan Tekelioğlu:
    “Bu kanun, hürriyet-i kelamı tamamıyla selbetmektedir (fikir açıklama hürriyetini tamamen ortadan kaldırmaktadır). Mesela yarın, üniversitede inkılap tarihi okutan bir hoca Atatürk’ün nutkunun haricinde bir şeyler söylerse mes’ul tutulacak mıdır?”
    Diyarbekir Milletvekili Yusuf Azizoğlu:
    “Iyiye iyi, kötüye kötü diyebilme, insanın en mukaddes hürriyetlerindendir. Hürriyeti yok eden bu kanun ise, Orta Çağ zihniyetinin, totaliter rejimin kanunudur. M. Kemal’in bu milletin inanışları, adetleri ve an’aneleriye bağdaşmayan bazı hatt-ı harekette bulunduğunu söylemek, realite icabıdır. Hele hele, demokratik bir zihniyetle onun devrini ideal kabul etmek imkansızdır. Atatürk’ün bütün düstur ve görüşleri hatadan salim ve her türlü tenkit ve ıslah ihtiyacından münezzeh değildir. Mantık ve iz’an gösteriyor ki, böyle bir kanun her şeyden evvel hukuk mefhumunu, hukuk prensiplerini, fikir ve vicdan hürriyetini zedeler mahiyettedir.”
    Ankara Milletvekili Selahaddin Adil:
    “Fevkalbeşer ve layuhti (insanüstü ve hatasız) bir kimsenin olacağına inanmıyoruz. Binaenaleyh, M. Kemal Paşanın idari, içtimai, siyasi hataları bulunduğunu söylemek ve yazmak, demokratik rejimi benimsemiş olanlar arasında tabii bir hak olmak lazım gelir. Bu kanun, Atatürk’ün ef’al ve icraatı ve şahsı hakkında yazılan bazı şeyleri savcının hakk-ı takdirine bırakmak suretiyle tecavüzkar, hakaretamiz ve tezyifkar bularak cezalandırmayi kastediyor. Vatandaşı sarih ve doğru mütalaadan mahrum bırakmak suretiyle hakk-ı kelamının milletten kısmen de olsa nez’ini (alınmasını) istiyor. Teessürle söylüyorum ki, 27 senelik devirde riyakar birçok yazarlar, hatipler, şairler milletin gösterdiği feragat ve kahramanlığa hemen hiç kıymet vermeyerek tek şahıs için uluhiyete kadar yükselen kasideleriyle gençliğe birçok yanlış kanaatler, hakikate uymayan fikirler aksettirmişlerdir. Bu kanunla tek parti rejiminin ve bu zihniyetin antidemokratikliğinin ortaya çıkmasına mani olunacaktır. Birçok hakaik-i tarihiye (tarihi hakikatler) ketmedilmiş (gizlenmiş) veya tahrif edilmiştir. Bu kanun ensal-i atiyeyi (gelecek nesilleri), pek çok dersler verecek, inkılaplara ve tecdid (yenilik) devrine dair bitaraf (tarafsız) yazılardan mahrum bırakacaktır. Halbuki Atatürk’ün hizmetleriyle beraber hem hatalarının, hem de noksanlarının millete açıkça anlatılması bir hizmet-i vataniyedir.”
    Isparta Milletvekili Said Bilgiç:
    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.
    “M. Kemal bir melek değildir. Onun da beşeri zaafları vardır. Halbuki böyle bir nokta üzerinde duracak bir tarihçi, bu kanuna istinaden cezalandırılabilecektir. “Kemalist rejim” deniyor. Türkiye devletinin idare şekli cumhuriyettir. Kemalist devlet tabirinden ne anlaşıldığı merak-ı mucibdir. Türkiye’nin idare şekli olan cumhuriyetin, tek parti, tek şef ve ısmarlama meclis devrinin cumhuriyetiyle bir alakası yoktur. Rejimlerin şahıslara izafesi ancak faşistlere yaraşır.”
    Izmir Milletvekili Halide Edip Adıvar:
    “Bu kanun, tarihten önce Asurilerin, Babillilerin insanları putlaştırdığı gibi, Atatürk’ü putlaştırmak istiyor. Atatürk’ü put haline koyan bu kanun, inkılapları adeta mütehase (fosil) haline getirecek ve tenkit hürriyetine mani olacaktır.”
    4--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    Nokta dergisi soruyor:
    Halide Edip, Kurtuluş Savaşı’nda M. Kemal’i desteklemişken savaş sonrasında şiddetle karşı çıkıyor. Neden?
    Cevap:
    “Uzaktan Mustafa Kemal’e yakındı, yaklaşınca uzaklaştı. Çünkü, Mustafa Kemal başlangıçta yapay bir kahramandı. Mütareke zamanında böyle bir kahramana ihtiyaç vardı. Bazı eller Mustafa Kemal’i ön plana itti. O zamana kadar Mustafa Kemal fazla bilinmeyen bir kişi olduğu için herkes M. Kemal’de görmek istediğini gördü.[1]
    ***
    “Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.diyor kadirmısıroglu
    VAHDETTİN HAN – HATIRA DEFTERİ
    “Mütâlalarından ortaya çıkacağı gibi, Mütareke (ateşkes) günlerinde (1918) I. Cihan Harbinin neticelerinden sorumlu olan suçlulardan (Devleti harbe sokan İttihatçıları kastetmektedir) bana miras kalan ve biribirini takip eden musibetlere karşı, sadece ve sadece şahsımı siper eyledim.Aslında bir taraftan tehlikeli bir yerde kalan hilafet merkezinde savaştan galip çıkan itilaf devletleri ile yüz yüze olmak ve onlar tarafından sıygaya çekilmek ve diğer taraftan Anadolu’yu istila eden Yunanlılara mukabele (karşılık) için mümkün ve mahrem(gizli) vasıtalarla Anadolu’ya memur eylediğimiz yaverlerimizden Mustafa Kemal’in ihaneti ve bize karşı takındığı isyankar tavrı karşısında kalmıştım.

    Bununla beraber aziz vatanımın menfaatleri için Kuvayı Milliye’nin sonradan şekil ve mahiyetinin değişeceği hususunda bende meydana gelen fikir ve kanaatlerime rağmen, yine fedakârlık mesleğini tercih ve takip eyledim. Sırf bu sebep ve hikmet ile, milli davalara itaatkar kabineleri iktidara getirdim ve senelerce Kuvayi Milliye’ yi takviye ettim ve gelişmesi için çalıştım..(En sonunda bana cephe alacaklarından emin olduğum halde, vatanın kurtuluşu için yine de Mustafa Kemal ve arkadaşlarına destek verdim demek isteniyor)

    Anadolu Zaferinin ne gibi tehlikeli şartlar altında tarafımızdan hazırlandığını gösteren belgeler ile Anayasa gereği saltanat makamının korunacağını tasvir eden diğer mühim evrak tesbit edilerek derlenmiş olduğundan, bunların dahi zamanı gelince umumi erkara (kamu oyuna) açıklanarak, İslam’ın hizmetkarı veyahut yıkıcısı olanların teşhir ve tayin edileceğini temin eylerim”.

    Hem bu hatıralar hem de Sultan Vahdettin ve Mustafa Kemal arasındaki Milli Mücadele başlamadan önce yapılan görüşmeler hakkında detaylı bilgiyi; Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ’ ün, BİLİNMEYEN OSMANLI adlı eserinin 299.-300.-301.-302. sayfalarına bakabilirsiniz.

    Said Nursi'ye Göre Mustafa Kemal Yahudi'dir
    Rotterdam İslam Üniversitesi rektörü, Osmanlı Araştırmaları Vakfı mütevelli heyeti başkanı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz sosyal medya hesabından çok tartışılacak bu açıklamaları yaptı;

    Bugünlerde Mustafa Kemal'in serveti ve bunun kaynakları açıklanıyor. Çok tartışma konusu olan Yahudiliği konusunda Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin neşredilmemiş SIRR-I İNNA A'TAYNA adlı eserinde, ilgi çekici tesbitler var. Açıkça Mustafa Kemal'in Yahudi olduğu aktarılıyor. Bu Risale Eskişehir Mahkemesinde gündeme gelmiş ve ancak Bediüzzaman beraat eylemiştir. Ceza başka sebeplerle verilmiştir.

    ---------

    Sırr-ı İnna A'taynada geçen bölüm şöyle ;

    "Ma’lum büyüğe karşı birden hiddete geldi ve def’aten yazıldı:

    Ey mülhidler, münafıklar ve ahmaklar!

    Benim cesedimi paramparça etseniz de hakkı söylemekten vazgeçmeyeceğim. Eğer mümkün olsa bütün Şark’a ve Garb’a dinletecek derecede şöyle haykıracağım: Bu Kur’an haktır; bu Furkan sadıktır. Bu Kur’an Allah kelamıdır, onda hiçbir şüphe yoktur. Hz. Muhammed Allah’ın resulüdür; bunda şek edilemez. Onun Şeri’atı Allah’ın vahyidir; mutlak adalettir ve asla zulüm değildir.

    Ey Ladini olan mülhidler ve inkarcılar!

    Dine Arş’ı titretecek kadar zulm ettiniz. Akibetinizi bekleyiniz. Sizin de sonunuz gelecek. Yakinim var ki, büyük bir kıvranış ve kahr ile gebereceksiniz. Ölüm döşeğinizden Arş’ın sahibi olan Allah perçemlerinizden yakalayarak sizleri cezalandıracaktır. Ağlama ve eyvah sesleriniz arasında Cehennemin sakar denilen ateşlerine atılacaksınız; sizleri acıdan titrecek olan zakkum meyvesini yiyeceksiniz; Kur’an’ın gıslin tabir ettiği bağırsaklarınızı parçalayacak olan cehennem içeceğini içeceksiniz. Azabınız ebedidir.

    Siz bize mürteci diyorsunuz; biz de size mürtedler adını veriyoruz. Sizler kafirlerin en habisi ve vahşi hayvanlardan da vahşisiniz. İsmine layık olmayan reisiniz, deccal ve süfyandır; zındıkanın reisidir; vahşi eşeklerden daha eşektir; Yahudilerin en adilerindendir; zalimlerin en zalimidir."

    Said Nursi

    ---------

    Mustafa Kemal’in 30 Eylül 1911’de Kudüs Kamenitz Oteli’nde Yahudi Eliezer Ben Yehuda’nın oğlu Itamar Ben-Avi ile sohbeti:

    -Mustafa Kemal: “SABETAY SEVİ’nin soyundan geliyorum. Kendisine hayranım. Keşke bu dünyadaki bütün Yahudiler onun mesihliği altında birleşse..”

    Hatta daha ötesi var:

    Bediüzzaman hayatta iken bazı Nur Talebeleri, Zındıka Komitesinin reisi olarak kabul ettikleri Mustafa Kemal’e Atatürk ünvanının verilmesine de karşı çıkmakta ve bu yüzden Bediüzzaman ve Nur Talebeleri hakkında çıkarılan Kararnameye itiraz etmektedirler:

    Yine kararnamenin aynı sahifesinde, Said Nursi’nin mahkumiyetinin bir sebebi olarak yazmışlar ki:

    “Bütün ömrünü Türk vatanının dahili ve harici türlü tecavüzlerden kurtulmasına hasr-ı vakfeden, Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi ve Türk istikbal ve istiklalinin sadık ve fedakar hadimi olan Atatürk’ü Süfyan ve İslam Deccalı, tagut, dalalet zındıka komitesinin firavunmeşreb reisi, ehl-i dalaletin dehşetli şahsiyeti diye vasıflandırmak ve bu suretle her Türk’ün kalbinde kökleşen Atatürk’ün sevgisini gönlünden sarsarak ve ona alet olan has adamlarına münafık, mülhid demesi büyük bir suçtur diye mahkum ediyoruz.”

    Cevab: Yine Nur’un hapse girmiş bir kısım talebeleri diyorlar ki: Bu vatan ve milletin istikbalini ve istiklalini mahveden onun icraatı olduğuna bir delil şudur: Bu vatandaki milletin 1000 seneden beri Hristiyanın dehşetli umum devletlerine karşı 350 milyon ma’nevi ihtiyat kuvveti hükmünde olan alem-i İslam bütün ruh u canıyla bu vatandaki millete uhuvveti ve irtibatı ve düşmanın bu vatana hücumu vaktinde o muazzam ma’nevi ordu ağlaması ve itiraz etmesi içindir ki; 70-80 bir zaman 120 milyon Osmanlı Devleti o dindar raiyetiyle 400 milyon Hristiyan devletlerine karşı istiklalini, istikbalini muhafaza ediyordu. İşte o reis, bu ihtiyat kuvveti bu vatan ve milletin aleyhine çevirmesi ve bir cihette istiklalini, istikbalini mahvettiği halde; nasıl istiklal ve istikbalini muhafaza ediyor ve kurtarmış denilebilir?

    Hem Bağdad’dan ta Hind’e ve Mısır’dan Cezayir’den ta Endülüs’e ve Yemen’den ta Ha-beşistan’a kadar adeta iki Avrupa kıtası kadar Osmanlı hakimiyeti ve Türk milletinin amiriyeti tahtında iken, 40 seneden beri o reis ve onun gibi dinsizliği dindarlara tercih edenler, 70 mil-yon Arab’ı elinden çıkardığı gibi, en mukaddes şeylerini dahi rüşvet verdirmeğe ve istibdad-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile ancak bir muvakkat idareye mecbur eden ve bu biçare masum ve mazlum ve dindar ve mücahid milletin hem istikbalini hem istiklalini dehşetli ve çok acınacak bir vaziyete sokan ve hakiki Türk hamiyetçiler ve vatanperverler ve dindar mütefekkirlerinin kalblerinde sevgisi kökleşmemiş olduğu halde;

    Said o sevgiyi çıkarmasıyla suçludur, mahkum olur demeleri; ne kadar haktan, hakikattan, insaftan, vicdandan uzak olduğunu her vicdan sahibi anlar. Ve 20 ay hem tecrid-i mutlakta hapis, hem 2 sene göz hapsi altında mahkum etmek, dünyada hiç emsali vuku’ bulmamış zalimane bir muameledir.

    Acibdir ki; savcı müddei iftiralı ittihamnamesinde en ziyade iliştiği ve Said’in ittihamına medar yaptığı, Siracünnur’un ahirindeki Beşinci Şu’a’ın mes’elelerinde Said demiş ki: Başa şapka koymağa cebreden Süfyan öyle dehşetli istibdadla hareket eder ki, bir cani yüzünden yüz köyü harab eder.. bir asi yüzünden binler masumu mahveder dediği fıkra için Said’in mahkumi-yetine pek musırrane çalışıp demiş ki: Atatürk’ü tahkir edip, inkılablar aleyhindedir.

    Cevab: Yine o cevab veren Nur şakirdlerinden Abdürrezzak namında birisi diyor ki: İşte o davanın doğruluğuna delalet eden yüzer emareden tek bir emaresi, 1938’deki Dersim faci-asında binler masumları, ihtiyar kadınları hem öldürtüp hem ateşlere atmak ve bir isyan tevehhümü ve ihtimali yüzünden yaktırması; bu Beşinci Şu’a’ın o hükmünü kat’i hakikat olarak gözlerine sokuyor.

    Acaba 1000 seneden beri bir milyar şühedayı hakikat-ı Kur’an ve iman yolunda feda edip şehid veren ve bütün mefahiri İslamiyetle tahakkuk eden ve alem-i İslam’ın en büyük ordusu ve kahraman milleti olan Türk’e bütün bütün mahiyetlerine zıd ve bütün ecdadlarını darıltan, inciten, manen ihanet eden ve neslen hiç Türklükle münasebeti olmayan bir adama, Türklerin ceddi ve büyük babası namını vermek; ne derece Türklüğe bir adavet ve ihanet olduğu anlaşılmıyor mu?

    Bediüzzaman ise, ona Mustafa Kemal isminin yakışmadığını ve yakışan ismin ما اصطفي بكمال olduğunu şöyle açıklamaktadır:

    Bir zaman işittim ki; ahirzaman deccalından evvel ona benzer küçük mikyasta müteaddid küçük deccallar gelir ve bir kısmı geçmiş dedim. Öyle ise herhalde Şeri’at-ı Ahmediyenin ve şeair-i İslamiyenin tahribine çalışan Mason komite reislerinden ve hiçbir cihette müstehak olmadığı Mustafa Kemal ismiyle malum olan şahs-ı menhus, o deccallardan birisidir.

    Bidayet-i cumhuriyette kalbim öyle hükmetti. Bir emare aradım. O zaman kalbime geldi ki: Hesab-ı eb-cedi ilm-i cifirde ve çok ulumda muteber olduğundan onunla bakayım dedim, hesab ettim. Mustafa Kemal ismine ما اصطفي بكمال iki fark ile tevafuk ediyor.

    GÜNÜMÜZ ÂLİMLERİNİN DECCAL’E AİT TESBİTLERİ
    Bediüzzaman Said Nursi, “Hayır, muhakkak ki, insan azar” mealindeki ayette İslâm Deccalı’na işaret bulunduğunu ve bunun, camilere ve namaza azgın bir şekilde saldıracağına işaret ettiğini belirtmektedir. Yine Bediüzzaman, Reis-i cumhura yazdığı istidanın zeyli başlığı altında şunları ifade etmektedir:

    “REİS-İ CUMHURA GÖNDERİLEN İSTİDANIN ZEYLİDİR Kİ, MECBUR OLDUM YAZMAYA
    Bana hücum eden garazkârların en esaslı sebebi, Mustafa Kemal’in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar.
    Ben de o garazkârlara derim ki, ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla, “Kur’an’a zararlı öyle bir adam çıkacak” dediğimi ve sonra Mustafa Kemal, o adam olduğunu zaman gösterdi.
    Ben de beş yüz seneden beri kahramanlığı ve hakperestliğiyle dünyaya meydan okuyan kahraman bir ordunun şerefini ve zaferini hilâf-ı hakikat olarak M. Kemal’e vermediğim için garazkâr dostları, beni yirmi senedir bahanelerle tazip ediyorlar.
    Evet, mahkemede ispat ettiğim gibi, “Şerefler, müsbet hayırlar, maddi-manevi ganimetler orduya, cemeate verilir, tevzi edilir; kusurlar, menfi icraatlar başa, reise verilir” diye bir kaide-i hakikatle, “kahraman ordunun ve bilfiil asker ve asker başında çalışan cesur zabitlerin zaferleri ve şerefleri M. Kemal’e verilmez; belki kusurlar, hatalar yalnız ona verilir” diye beni onu sevmemekle ittiham edenleri, kahraman orduyu sevmemekle ve şereflerini kırmakla ittiham edip, onlara hain-i millet nazarıyla bakıyorum. Ben bu mübârek milletin bahadır ordusunun milyonlar efradı ve zabitlerini severim, hürmetlerini, haysiyetlerini elimden geldiği kadar muhafaza ediyorum. Benim karşımdaki garazkâr muarızlarım, bir tek adamı sevmek yolunda milyonlar efrada manen ihanet, belki adavet ediyorlar.
    Bu gelen üç madde beni onun dostluğundan vazgeçirdi:
    Birinci madde: Bir hadis-i şerifin, “Ahirzamanda an’anat-ı İslâmiyenin zararına çalışacak” diye haber verdiği adam bu olduğunu, ef’aliyle göstermesidir. Ben otuz altı sene evvel o hadîsi tefsir etmiştim; aynen bu adama manası çıkmış. Mahkemedeki müdafaatımın üçüncü esasında izahı var.
    İkinci madde: …Cemaatin hayrını, başka bir ferde ve o ferdin şerrini, cemaate vermek, dehşetli bir haksızlık olmasıdır.
    Üçüncü madde: … Cemaatin hayrını ve ordunun şerefini başa vermek ve o başın kusurunu cemaate isnat etmek ise, binler hayırları bir tek hayra indirmek ve bir tek kusuru binler kusur yapmaktır. .…ve mevcut şerefler, zaferler tek adama verilse, binler derece küçülür, erkan ve efrat adedince gazilik ve hayırlar, bir tek hükmüne geçer, söner; daha kusurlara karşı keffaretü’z-zünup olmaz.”
    Bediüzzaman, (Femen yekfür bittağut) ayet-i kerimesindeki “tağut” tabirini; Allah’ın yolundan saptırıp isyana sürükleyen ve birer mabud gibi kıymet verilen bir kişi manasındaki bu tabiri Deccal olarak vasfeder. Aynı zamanda bu ayet-i kerimenin ebcedi hesabı da işari olarak 1928-29’a tekabül eder. (Vellezine keferu evliya uhumuttağut)’un ebcedi hesabını ise, “H-1417/M.1997” olarak tesbit eder. Bu da onun adına yapılan icraat ve şenaatları gösterir ki bunun günümüzdeki tabiri 28 Şubat fitne ve zulmüdür.
    Yine Bediüzzaman, Hûd Suresi 106. ayetindeki (Şaku) kelimesini de Deccala işaret saymaktadır. Bu da cifrî olarak 1929 yıllarını gösteriyor. Ki, o zamanki fitne ve zulümler zaten malum.
    Muhammed Avad’a göre, şu mealdeki ayetlerde Deccal’a işaret eder. “Biz kitapta İsrailoğullarına şu haberi verdik; siz arz-ı mukaddeste muhakkak iki defa fesat çıkaracak ve muhakkak büyük bir serkeşlik yaparak kabaracaksınız.” Bu zata göre ayette geçen ikinci ifsattan maksat Deccal’ın ifsadıdır. Zira “Deccal Filistin’de yerleşen Yahudilerden çıkacaktır, onlar Deccal’ı takip edecek ve ifsatları umumi olacaktır. Ve yine onun ardından İsrailoğullarına söyle dedi: “O yerde siz oturun sonra Ahiret vaadi geldiği vakit, onları da, sizi de bir araya getireceğiz.” mealindeki ayet de Avad’a göre Yahudilerin Filistin’de toplanmasına ve Deccal’ın çıkış hazırlığına işaret etmektedir.
    Yahudilerin (İsraillilerin) o bölgede bir manda derisi kadar toprak elde etmek için, Sultan Abdulhamid’e ettikleri ısrarların altında yatan gerçekler elbette böyle gerçekler olabilir. Yani bu uğurdaki ısrarlar ve komplolar hesaba katılırsa bunun bir Deccal hazırlığı olduğu hemen anlaşılması lazım; fakat bu perdenin arkasını kaç kişi biliyor? Yine diğer bir ayete göre, “Artık diğer cezanın vadesi gelince yüzlerinizi kötülesinler, mescidinize birinci defa girdikleri gibi girip tahrip etsinler. İstila ettiklerini mahvetsinler diye başınıza yine düşmanları musallat ettik.” mealindeki ayet, Deccal’ın mağlubiyetini ve Mescid-i Aksa’nın kurtuluşunu haber vermektedir. Aynı zamanda bu yorumlar, hadîs-i şeriflere de uyuyor. Bu manada yorumlanan el-İsra 61-65 ayetleri ile en Nisa 117-120. ayetleri, Âdem ve iblis mücadelesi ile vardır.
    Ayetlerin Deccal’a işareti konusunda bir genel değerlendirme yapmak gerekirse: Ayet-i kerimelerdeki işaretlerden en açık olarak “Tağut” kelimesinin bu kanaati verdiği anlaşılıyor. Hatta bu kelime zımmında diğerleri de mevcuttur. Önce bunun için, Tağut’un anlamı üzerinde durmak gerekir.
    Tağut: Madem ALLAH’tan başka ibadet edilen her şey. Bu cümleden kasıt olarak bunların en başında da Deccal gelir veya bu tür şirklerin en sonu ve en dehşetli şer de, Deccal’dır. Bu manada Deccal’a işaret eden ayetler gurubuna, Firavun ile Hz. Musa mücadelesinden bahseden ayetleri dahil edenler olduğu gibi, tağuttan bahseden ayetlerin dahil edilmesi de muhakkaktır. Bu zaviyeden bakılınca tağut, bir Deccal örneğini oluşturur. Callut da Deccal’ın bir tipi olabilir. Çünkü “Callut’un ölümü de, Deccal gibi bir peygamber tarafındandır.” diyenler vardır. İsrailoğulları, Samiriyi bir örnek olarak görür. Çünkü o halkı bir buzağı heykeline tapmaya çağırmış; demek Deccal da insanları kendi heykellerine tapmaya çağıracak veya mecbur edecek. Bazı yorumculara göre Deccal’ın, Yahudi ırkından olan Samiri sülalesinden gelen bir münkir olacağı yorumunu yapanlar da vardır. Netice, ALLAH’dan (cc) başkasına tabi olduktan sonra değişmez. Anlaşılan o ki, şairin dediği gibi,
    “Beşerin öyle dalâletleri var,
    Kendi yapar putunu kendi tapar.”
    Hz. Ömer misali vicdan asalet ve necabeti olanlar, kurtulur. Sonuç olarak; ekâbir bezm-i âhirde geleceğine göre en son gelen Deccal, şimdiye kadar gelmişlerin en şerlisidir. Çünkü hem kafir hem münafıktır.
    Günümüz âlim veya hocalarının Deccal’dan bahsetmeyişi dahi Deccal’ın çıkışının alametlerindendir, zira Hadis-i şerifte, “Onun zikrinin unutturulması ve minberlerden bahsedilmeyişi onun çıkışının alametlerindendir. buyrulmaktadır.

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.