Cumhuriyet davasından tahliye çıkmadı

Son Güncelleme: 12 Eylül 2017 04:23

Cumhuriyet Gazetesi’nin 17 yöneticisi ve çalışanı hakkında açılan davanın altıncı oturumu Silivri Ceza İnfaz Kurumları’nın karşısındaki duruşma salonunda yapıldı. Duruşmada mahkeme Cumhuriyet çalışanlarının tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme duruşmayı 25 Eylül'e erteledi. 25 Eylül'deki duruşma Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde görülecek.

İlk beş oturumu temmuz ayında Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda görülen davanın altıncı oturumunda İnan Kıraç, Alev Coşkun, Mustafa Pamukoğlu, Nevzat Tüfekçioğlu, Şükran Soner, Nail İnal, Mehmet Faraç, Rıza Zelyut, İbrahim Yıldız, Leyla Tavşanoğlu, Miyase İlknur, ve Aykut Küçükkaya’nın tanık olarak dinlenmesi bekleniyor. Ayrıca Cumhuriyet Çalışanı Emre İper de ilk kez hakim karşısına çıktı.

İstanbul 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk beş oturumun sonunda Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Musa Kart, Güray Tekin Öz, Turhan Günay, Önder Çelik ve Hakan Kara tahliye edilmiş, Ahmet Şık, Akın Atalay, Kadri Gürsel ve Murat Sabuncu’nun tutukluluk halinin devamına karar verilmişti. 

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, muhabir Ahmet Şık, yazar Kadri Gürsel, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ve Jeansbiri adlı Twitter hesabını kullanmakla suçlanan Kemal Aydoğdu’nun ise tutukluluk hallerine devam kararı verilmişti.

Duruşma öncesi sosyal medyada #ÖzgürlükteBuluşalım hastagı twitter TT listesinde üst sıralara kadar yükseldi. Silivri’de görülen Cumhuriyet duruşmasını HDP ve CHP milletvekillerinin yanı sıra birçok yabancı medya kuruluşu, gazeteci sendikaları ve onlarca avukat da izliyor.,

Duruşma sonrası açıklama yapıldı. İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu şunları söyledi: 

"Bugün büyük bir umutla geldik. Yargı bir nevi kendini yargıladı. Yargı tarafsızlığının söz edilmezliğinden büyük fırsatı da kaçırmış olduğumuzu düşünüyoruz. 2 hafta sonra Çağlayan'da bizim için bir ümit daha olacak. Yargının Cumhuriyet'e büyük bir adalet borcu var. Bu gerçekleşmedi ama. Çürütülmüş idiaanemeyle verilen kararın ardından üzüntü duyduk. Biz çalışmalarımıza ve umudumuza devam edeceğiz. Yargı bugün kendini yargıladı. Yargı tarafsızlığına ilişkin yeni umutlar elde edemedik."

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ise; "Sonuna kadar direneceğiz. Bütün arkadaşlarımız adına söz veriyorum bütün gazeteciler cezaevine çıkana kadar savaşımız devam edecek" dedi. (İstanbul/EVRENSEL)


Muhabirimiz Eylem Nazlıer Silivri Cezaevi bölgesinden bildiriyor:

DURUŞMADAN TAHLİYE ÇIKMADI

Mahkeme Başkanı ara kararların bir kısmının ara kararlarıyla aynı olduğunu belirtip”Emre İper ile ilgili kısıtlılık kaldırıldı. incelenmemiş dijital bilgiler için bilirkişi incelemesine karar verildi. Can Dündar ve İlhan Tanır'ın yakalamalarının infazı bekleniyor. Bir kişiye yönelik bir arkadaşımızın muhalefet şerhi var Kadri Gürsel için... Sanıkların tutuklulukların devamına karar verildi. Diğer üç tanık dnlendikten sonra tutuklulukla ilgili daha sağlıklı karar vereceğiz” dedi.
 

MAHKEME KARAR İÇİN ARA VERDİ

  • 27. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti #CumhuriyetDavası'nda ara karar için saat 10.30'a dek duruşmaya ara verdi.

AV FİKRET İLKİZ: TERK EDİLMİŞ BİR CEZA HUKUKU ANLAYIŞIYLA KALEME ALINMIŞ BİR İDDİANAME

"Bu iddianamenin dili yoktur ama dil çok önemlidir. Bir iddianamenin dili yoksa anlaşma olanağı da tartışma olanağı da yoktur 

Örgüte üye olmamakla birlikte gazete, manşet ve yazılarıyla örgüt adına suç işlenebilir mi? Üye olmamakla birlikte yardım edilebilir mi?

Manşete kim karar verir, sizi kim işe aldı" gibi sorular soruyorsunuz. Doğru bu iddianame bunu sorduruyor. Hiçbir basın savcısı terör örgütü üzerine iddianame yazamaz, yazmamalıdır. Bazı uluslararası kararları sevmiyor olabilirsiniz. AİHM'in Ahmet Şık kararı vardır. Şık'ı sevmiyor olabilirsiniz ama böyle bir karar vardır. 

Devletin yargıladığı kişi aslında devletin demokratik meşruiyetini ve hatta devletin var olup olmadığını yargılarsa, verilecek en iyi yanıt Venedik Komisyonu 15 Mart 2016'da "örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" maddesinin kaldırılmasını tavsiye etmiştir.

Terk edilmiş bir ceza hukuku anlayışıyla kaleme alınmış bir iddianame, II. Dünya Savaşı'nın sonunda kalmış bir yargılamadır. 

Soygunları, yolsuzlukları, olup bitenleri araştıran, yazan gazeteciler varidatlarını korumak isteyenlerce 'vatan haini' ilan edilmiştir. Matbuat sahipleri, bu gazetecilere ses çıkarmayıp demokrasiden yana saf tutmayı ticari kârlarının artması için bir vesile saymışlardır. Aslında bunlar efkar-ı umumiyeyi uyutmak için gazeteciler üzerinde tahakküm kurmayı kafalarına koymuşladır.  ..bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar yazmayı, görmeyi, konuşmayı hatta düşünmeyi yasaklayacak ölçüde ileri gitmiş, bir milleti rezil-i rüsva etmekte hiçbir mahzur görmemiştir. Mevcudiyet ve istikbalinin yegane temeli, doğru ve gerçek havadis olan matbuatın idaresinde hakimiyet kuranlar meslek ahlakının en kıymetli hazine olduğunu' pek çabuk unutmuşlar; sadece iktidarların iradesine tabi olarak hadisat vicdaniyatından kendilerini pek kolayca mahrum eylemişlerdir.  Matbuat sahipleri; matbuatı kendi gücü için kullanmıştır. Bi-netice matbuatın bütün kaleleri cebren ve hile ile zaptedilmiş ve bazı gazeteciler hapiste olabilirler. Bütün yazıişlerine girilmiş; bütün kalemlerine ve bilgisayarlarına el konulmuş; bütün fotoğraf makinaları kontrol altına alınmış ahali bir dirhem hakiki havadis, bir satır doğru makeleden mahrum bırakılmıştır. Bütün makaleler amacından saptırılmış gerçekler tevkif edilmiş, yalanlar serbest bırakılmıştır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere; gazete, mecmua, radyo ve televizyonlarda iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta o güzel mesleklerine ihanete başlamışlardır. Şaşırmayan meslek erbabı gazetecilerin işten atılması ise matbuat sahiplerinin çıkarlarıyla siyasetçilerin al gülüm ver gülüm hesaplarına ters düşen yazılarından dolayıdır. Ağır aksak çalışan demokratik-siyasal-sosyal-ekonomik nizam yine bozulmuş; millet fakr-ü zarûret içinde 1 kere daha harap ve bitap düşmüştür. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, meslek ahlakını korumak ve mesleğin onurunu kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, kaleminin ucunda, bilgisayarının tuşlarında ve demokrasi inancında mevcuttur. Bizim için Ahmet Şık olayların tanığıdır. Gazetecidir. O nedenle biz onun da ifade ettiği gibi medyada mahkeme kurmayız. Ama her duruşmadan önce bu belgeleri gönderenler hakkında yapılacak ne var bilmiyoruz.Gazteciler mahkemelerin değil olayların tanığıdır. Gazeteciler başka gazetecilerin tanığı olmamalıdırlar. Ama bugün oldular. Ahmet Şık her dönemin sanığıdır, her dönemin tutuklusudur, her dönem tutuklanandır. Gülen'in gerçek yüzünü ortaya çıkardığında tutuklandı. Ahmet Şık kimi kızdırdı? Kimi öfkelendirdi? Hangi sırları ortaya döktü acaba diye sorabiliriz.”

AVUKAT BAHRİ BELEN: BİR YAZI SUÇ DEĞİLSE, O YAZILARIN YAYINLANDIĞI GAZETENİN GENEL YAYIN YÖNETMENİNİ SUÇLAYAMAZSINIZ

" Cezaların şahsiliği' ilkesine aykırılık söz konusu: Savcılık soruşturması kısmında bir başka sanığın yazdığı yazı ya da haberle ilgili görüşleri sorulmuştur. Oysa insanlar kendi edimleriyle ilgili yargılanırlar. Murat Sabuncu ile ilgili böyle bir çelişkiye değinmekten utanıyorum. Suça dayanak yapılan yazılarla ilgili yasal sürede dava açılmamışsa yani savcılık makamı bu davaya konu yazılarla ilgili kamu davası açmaya yeterli görmemişse buradan suç çıkaramaz. Aristo mantığıyla bir bütünün parçaları suç değilse, parçaların toplamından da suç yapamazsınız. Bir yazı suç değilse, o yazıların yayınlandığı gazetenin genel yayın yönetmenini (Murat Sabuncu) suçlayamazsınız. Yayın politikasını değiştiren vakfın ele geçirilmesi iddiasında inatla, olmamasına rağmen Sabuncu'nun vakıf yönetcisi olduğu iddia ediliyor. Yayın politikası değiştiği iddia edilen 45 ayın 22'sinde yayın yönetmeni olan kişi (brahim Yıldız) bugün tanık olarak dinlendi. 45 ayın 22'sinde yayın yönetmeni olan kişi, yayın politikasını değiştirmekle suçlanmıyor. Ama Murat Sabuncu suçlanıyor. Yayın politikası savcıları da mahkemeleri de iktidarı da siyasetçileri de ilgilendirmez. Yayın politikası savcılığı tek açıdan ilgilendirir: Yazılarda suç ögesi varsa soruşturma ya da dava açar.Bunların da olmadığını söylüyoruz. Delilerin karatılması ve kaçma şüphesiyle ilgili en güzel örnek tutuklanacağını bilerek Türkiye'ye dönen Akın Atalay'dır. İddianamedeki tanıklar Cumhuriyet'e hasım olduğu belli olan kişiler. Gelmeyen tanıklardan Alev Coşkun, Vakıf ile ilgili açılan davada hasım. Cumhuriyet davası için tanıklık sıfatına uygun değil. Bu kişilerin bugün gelmemiş olması delilleri toplanmamış olması iddiasının gerekçesi olamaz. Bugün dinlenen tanıklar Cumhuriyet gazetesinin yıllar öncesini bilen ve orada yaşamış insanlardır. Onların bugünkü beyanları, aslında tutuklu sanıklara yöneltilen suçlamaların hiçbir şekilde gerçek olmadığını gösteriyor."

AVUKAT HASAN FEHMİ DEMİR: BU DAVA DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HALKIN HABER ALMA HAKKINA KARŞI SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

  • Bu dava düşünce özgürlüğü ve halkın haber alma hakkına karşı saldırı niteliğindedir. Ara kararda müvekillerimin tutukluluğuna gerekçe olarak vakıf seçimleri esas alınmıştır. Sayın heyetinizin Akın Atalay ve arkadaşlarının tutukluluğuna yönelik kararının da bu temel yanılgıdan kaynaklandığını düşünüyorum. Heyetinizin bu yanılgısının özünde iddianamenin bu yanılgıyı yaratmak amacıyla yaptığı akıl yürütme vardır. İddianamede, önce bir grubun vakfı usulsüzce ele geçirdiği, bu şekilde yayın politikasını değiştirdiği ve son olarak terör örgütlerine yardımda bulunduğu iddia edilmektedir. Ama ceza yargılaması böyle yürümez. Yargılama başladığı günden beri heyetiniz hem ilk celsede hem de bugün vakıf seçimleri ile ilgili soru sordu. Ama bu seçimler asliye hukuk mahkemesinin konusu ve orada görülen bir dava ceza mahkemesinde çözülemez. Diğer yandan somut sonuç ortaya konmamışken bu yönde soru sorulmasının iddianamenin bu yanının zorladığı kanaatindeyim.


19.47: AVUKAT TORA PEKİN:  DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE DESTEK VERMEK İÇİN ATILAN İMZAYI SAVCI TERÖRE DESTEK OLARAK SAYIYOR

  • "ByLock'un delil olması için yapılması gereken CMK'ya uygun davranmak. Ama bu dosyada bu yapılmadı. Böyle gayri ciddi suçlamalarla kamuoyunun ByLock suçlamalarına inancını yitirdiği ortada. 

    Savcılık Bylock dışında iki hususa değinmiş. En azından bunlar gerçeğe aykırı değil. Tweetleri Emre açıkladı. Bundan çıkarılan sonuçlar mantıklı değildir, buradan örgüt üyeliği çıkarmak yanlıştır, tutuklama yanlıştır. Bu düpedüz sosyal medya kullanmayın demektir.
    Bu tweetler ne tutuklama ne de suçlama gerekçesi olabilir. Olsaydı on binlerce yüz binlerce twitter kullanıcısını tutuklamanız gerekirdi.

    Son iddia ise bir destek imzası. Aslında dosyadaki diğer arkadaşlarımızın da imzası var ama nedense onlara bu deliller sunulmamış. Bunu Emre'ye yönelik zorlama bir suçlama çabası olarak görüyorum. Çok belli ki savcı bundan sonra Cumhuriyet çalışanları hakkında açılan her soruşturmaya bunu koyacak. Çünkü hepimiz imzaladık. Çünkü hepimiz düşünce özgürlüğüne destek vermek istedik. CB Erdoğan'ın bir haber üzerinden Dündar'a "yanına bırakmam" demesi üzerine, ifade özgürlüğünü savunmak için imza attık. Bu, savcının gözünde terör örgütü üyeliği sayılıyor. Son dakika belgeleri ile ilgili de şunu söyleyeceğim: Mesai saatinden sonra bu belgelerin dosyaya konması kötü niyetlidir. Ama incelenmemiş belli. Keza lehe bilgiler. Bunu Abbas Yalçın da açıkladı. Emre'nin dosyasında hala kaçma şüphesi var dendi, delileri karatma şüphesi dendi. Hangi delili karartacak? "Ben kaçmıyorum, delil arıyorum" diyen birine "senin kaçma şüphen var" denmesi inciticidir. Adalet duygusunu inciticidir. Savcı telefon incelenmesinin sonucunu beklemenizi istiyor. Emre İper kendisinden kaynaklanmayan sebeple mağdur durumdadır. Telefonun incelenmemesinde Emre'nin bir suçu yok. Bekleyelim ama Emre de ailesiyle beklesin. Sonra yine değerlendirirsiniz. Savcının yaptığı tek doğru işlem Emre'nin davasını Cumhuriyet davasıyla birleştirmesidir. Çünkü bu Cumhuriyet davasıdır.

    Basın ve ifade özgürlüğünü kuşatma altına alan bu adaletsizliğin devam etmemesi için tüm tutuklu arkadaşlarımız için tahliye istiyoruz."

MAHKEME DURUŞMAYA ARA VERDİ

  • Ahmet Şık'ın savunmasından sonra mahkeme duruşmaya 45 dakika ara verdi

 

18.26: AHMET ŞIK:  KİMSE BENİ BUNUNLA FETÖ/PDY İLE İLŞKİLENDİRME HADSİZLİĞİNE GİRMESİN

  • Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da "meslektaşım" demedim, demeyeceğim 

    Çünkü bu mesleğe hakaret olur. (Savcı Hasan Yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan Karlov suikastiyle ilgili dosyayı hatırlatarak) Ben hakim  ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz'a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz'a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon.

    O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslejtaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim. 

    Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm. 

    Bunun da "Ahmet'i içeride tutma" planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı. Sabah'ta yeni bir haber "Ahmet Şık'a Şok". Çok da Şok olmuşum. Kim yazmış?  

    Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı. Daha önce Yeni Şafak'ın manşetiydim. Diyor ki "Ahmet Şık Mihraç Ural'dan talimat aldı"

    Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor. Böyle yargılama yapılmaz. 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var. Ahmet Şık'a ait Twitter hesabında yapılan incelemede "suç delili olarak değerlendirilebilecek..." bir olasılıktan bahsediyor.                        

    Tweetimde Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum. Kaldı ki savcı, suikasti FETÖ, PDY yaptı diyor. O hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var.

    Savcı floodumda sorular sorduğumu söylüyor. Ben gazeteciyim başka ne yapacağım. Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. Kimse beni bununla FETÖ/PDY ile ilşkilendirme hadsizliğine girmesin. Hâlâ diyorum, o zaman da dedim. Suikastçi Mert Altıntaş El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum.

    "Askeri kendi halkını katleden darbeci, polisi, cihat sloganları atan suikastçi; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık" demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun. Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim. 


    Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü "Ahmet Şık'a cemaatçi dediler" diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu "'FETÖ'nün suçunu perdelemeye çalıştığı" ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK'ye mi DHKP-C'ye mi giriyor?
     

18.12: AKIN ATALAY: UMARIM SAĞ SALİM KURTULURUZ

  • Cumhuriyet Vakfı İcra Yöetim Kurulu Başkanı Akın Atalay söz aldı. Atalay şunları söyledi: " Tutukluluğuma devam sebebim tarafıma yöneltilen yardım suçuna ilişkin "kaçıp delilleri karartmama" tedbiridir Yani, yardım suçlamasına ilişkin peşin bir kanaat oluşmuştur. Hakimler Anayasa'ya ve kanunlara uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler. 

    Ben de hukukçuyum. Aynı dersleri okuduk. Hukuk fakültelerinde, en azından benim okuduğum dönemde hukukta vicdanın, hakkaniyet ve adaletin çok önemli kavramlar olduğu anlatılırdı. 

    Heyetinizi tutuklulukta geçirilen süreyi dikkate alarak bir karar vermesi gerekiyor. Basın özgürlüğü konusunda en kötü ülkelerden biri olduğumuz çeşitli uluslararası örgütlerin raporlarında yer alıyor. Hepimiz adalet göçüğünün altında yaşıyoruz. Burada öyle bir dava görülüyor ki dosyayı eşeledikçe adaletsizlik fışkırdı. Ne olursa olsun adalet talebimden vazgeçmeyeceğim. Umarım toplumca bu büyük beladan sağ salim kurtuluruz."

 

MURAT SABUNCU: BU DAVA FİKİR VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TARİHİNE KARA LEKE OLARAK GEÇTİ

  • Atalay'ın ardından gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu söz aldı: 12 aya varan yayın yönetmenliğimin 10,5 ayını cezaevinde geçirdim. Cumhuriyet iddianamesinin bilirkişisi 28 yaşında, benim meslek hayatım kadar yaşı var. Hiç gazetecilik yapmamış biri. Manşetlerden cımbızlayarak bizi Türkiye'de adı terörle anılan herkese yardımla suçluyor. Hayatta en hakiki mürşit ilim değilse biz Atatürkçü değiliz, fikir ve ifade özgürlüğünü, adaleti savunmamak Atatürkçülükse biz Atatürkçü değiliz. Bu dava fikir ve ifade özgürlüğünün tarihine kara bir leke olarak geçti. Bu davayı yıl sonuna kadar bitireceğiz." 

 

17.00: DURUŞMA MEHMET DURAKOĞLU'NUN SAVUNMASI İLE DEVAM EDİYOR

  • Baro Başkanı ve sanık avukatı Mehmet Durakoğlu "Bu dava OHAL ve KHK rejiminde götürülüyor." dedi. Duruşma İstanbul Barosu başkanı ve sanık avukatlarından Mehmet Durakoğlu'nun savunmasıyla devam ediyor.

16.50: SAVCI MÜTALAASINI VERDİ

  • Savcı mütalaasını vermeye başladı. "Tanık anlatımlarına ekleyeceğimiz yoktur. Ara kararda belirtilen eksikliklerin giderilmesi talep olunur." diyen Savcı, delilleri karatma şüphesi ve adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı gerekçesiyle tutukluların tutukluluk halinin devamını istedi.

15.57: KADRİ GÜRSEL KONUŞUYOR

  • Kadri Gürsel konuşuyor:

    "Ara kararınızda Cumhuriyet'e isnat edilen sözde yayın politikasının değiştiğine ilişkin tanıkların dinlenmemiş olmasını tutukluluğum devam edilmesine sebep gösterdiniz. 

    Benim 45 gün daha tutuklu kalmam konusunda savunmam hiç dikkate alınmadı. Adil yargılanma hakkım engellendi. Polis fezlekesi dikkate alınarak tutuklu kalmam için sözde yayın politikası değişikliğine etkim olduğu iddiası sebep gösterildi. Bu nedenle neden bu kişilerle irtibatlı olmadığımı ayrıntılandıracağım. HTS raporunu, tetkik etmediyseniz ediniz lütfen.

    O ara kararı yazdığınız tarihe kadar HTS raporuna bakmamıştınız. Bunu ara kararınızdan anlıyorum. Rapor incelendiğinde "olağandışı" olarak tabir edilen kayıtların bana bir defaya mahsus gönderilmiş ve cevapsız kalmış SMS'lerden oluştuğunu görürdünüz.Görüşmek, işteşli fiil olarak tanımlanır. İşteşli fiil oluşması için iki kişi arasında gerçekleşmesi gerekir. 

    HTS raporu incelenmiş olsaydı bana söz konusu kayıtlardaki son raporun 26 Ekim 2015'te olduğu görülürdü. Yani son ByLock'cu beni Cumhuriyet'e başlamamdan 6,5 ay önce aramış.

    10 Mayıs'tan sonra bir FETÖ şüphelisinden sadece 1 SMS atılmış. Bu kişi yine Murat Aksoy. Cumhuriyet'te başlamamdan çok önce yakamdan düşmüş. Gerçeklik budur. Ara kararda bahsedilen gerçeklikliğin tam zıttıdır.

    Cumhuriyet yöneticilerine aynı suçlamayla yaklaşmak hatalıdır. HTS raporunun okunmadığını, bunun da benim adil yargılanma hakkımı engellediğini düşünüyorum. Sadece 1 defaya mahsus SMS'lerin bir görüşme olarak nitelendirilemeyeceği bir gerçektir. Bu SMS'ler bir kampanya kapsamında yapılan bir taciz eylemidir. Böyle bir şey olacağı aklıma gelmemişti. Mesaj atanların sayısı 83'ten çok fazladır. İşte bu olağandışı rakamı oluşturan hadise budur. Burada tutuklu olmamın sebebi sorgulayıcı, eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır.

15.25: TARIK TOLUNAY'IN DURUŞMADAN ÇİZİMLERİ

  • Çizer: Tarık Tolunay
  • İnan Kıraç - Çizer: Tarık Tolunay

15.15: İPER'İN AVUKATI SAVUNMA YAPIYOR

  • Verilen aranın ardından İper'in avukatı Abbas Yalçın konuştu. Yalçın, Bylock iddialarının bilimsel bir veri içermediğini söyledi. 

    Bunun üzerine mahkeme başkanı Adli Bilişim Uzmanı Koray Peksar'a, "Bir telefonda Bylock uygulamasının yüklü olup olmadığını, silinmiş olup olmadığını mümkün müdür" diye sordu.

    Peksar şöyle cevap verdi: "Kesin olarak mümkün."

    Savcı: Bir telefonda Bylock kullanılmış ise terdüde yer vermeyecek şekilde mutlaka çıkar diyor musunuz? 

    Peksar: Benim gördüğüm kadarıyla çıkar. 

13.25: DURUŞMARA ARA VERİLDİ

  • Duruşmaya 1 saat yemek arası verildi. Ara dönüşü Emre İper'in avukatının savunması dinlenecek.

13.15: İNANÇ KIRAÇ TANIK OLARAK DİNLENİYOR

  • Eski Cumhuriyet Vakfı Yöneticisi İnan Kıraç'ın tanık olarak dinlenmesine başlandı. Kıraç, emniyetteki  ifadesini kabul ettiğini belirterek şunları söyledi:

    "2004'te İlhan Selçuk'un davetiyle Le Monde'u tanıyabilmek ve Cumhuriyet'i benzer bir vakfa çevirmek üzere davet edildim. Sebebim, vakıfçılık konusundaki tecrübemdir. 10'un üstünde vakfın ya idari heyetindeyim ya da yöneticisiyim. 

    Selçuk'un bu arzusunu yerine getirmek için çalışmaya başladım, kendisiyle muhtelif tarihlerde görüştüm. Selçuk tarafından 2009'da Yönetim Kurulu'nda görevlendirildim, bir istifa üzerine benim vakfa girmemi istedi. Ölümünden bir süre önce rahmetli beni çağırdı ve dedi ki: 

    "Sana bir Vakıf bırakıyoruz ama bundan sonra durumumuz zor. Güveneceğin kişiler Alev Coşkun ve Aydın Aybay'dır."

    Cumhuriyet Vakfı'nın içindeki 11 üyenin tümünün gazete içinden olması vakfı dışarı karşı zora sokuyordu. Bunun 9'a indirilmesi, 4'ünün gazeteden seçilmesi, isteniyordu. Fakat toplantılarda bir başarı elde edemedim. Bu arada Ayın Aybay'ı kaybettik. Yerine bir kişinin seçilmesi lazımdı. O tarihte çok önemli bir yurtdışı seyahatim vardı. Alev Coşkun'a ve Orhan beye de sordum. "Oyumu zarf içinde kullanabilir miyim, ya da toplantıyı bir süre geciktirebilir misiniz?".dedim. Aynı zamanda Mustafa Balbay da tutuklu olduğu için oyumu kullanma hakkı verdiler. Bu şekilde oyumu bırakarak yurtdışına çıktım. Ama öğrendim ki oyumu saymadılar. Ondan sonraki toplantıda gerek Alev Coşkun gerekse Şevket Tokuş, yapılan seçim sonunda vakıftan çıkarıldılar ve ben de o tarihte istifa ederek vakıftan ayrıldım.

    İnan Kıraç devam ediyor: Hemen şunu söylemek isterim, ifademde "Bir Cumhuriyet okuruydum ama artık Cumhuriyet gazetesini okumuyorum ve yayın politikasını da doğru bulmuyorum" derken bundan katiyetle terör örgütleriyle temas edilmesini kast etmedim.

    Temastan kastım örgütle temas değildir. Kastım İlhan Selçuk, Uğur Mumcu'nun yolundan kademe kademe ayrılmalarıdır. Dolayısıyla vakıf ne olmuştur derseniz öyle zannediyorum ki büyük sorunlar içerindedir. 50 binin üzerinde tiraj ancak vakfı bir yerde tutabiliyordu ama bu rakamın altına düştüklerini duydum. Tüm gayrimenkullerinin satıldığını duydum ve çok üzüldüm" diye konuştu.

13.10: MURAT BAŞOL VE HALİL YAVUZ ERTÜRK'ÜN DURUŞMADAN ÇİZİMLERİ

  • Duruşma salonu - Çizer: Halil Yavuz Ertürk
  • Emre İper - Çizer: Murat Başol
  • Murat Sabuncu - Çizer: Murat Boşol
  • Mahkeme Başkanı - Çizer: Murat Başol

12.45: MAHMUT TANAL DIŞARIDAKİ GAZETECİLERE BİLGİ VERDİ

  • Dışarıdaki gazetecilere bilgi veren CHP'li Mahmut Tanal, şunları söyledi:

    "Gazetecilere sorular soruyorlar. 'Siz muhabiri nasıl işe alıyorsunuz?' Cumhuriyet gazetesinin terör örgütleriyle hiçbir bağlantısı olamaz. Cumhuriyet gazetesini FETÖ terör örgütüyle ilişkilediriyorlar. 2005 tarihinde bu siyasi iktidar bu gazeteye baskı yapıyordu, şu an başka bir baskı uygulanıyor. 

    2002'de Cumhuriyet gazetesi uyarmış, 2005'te uyarmış. Bunları nazara almadılar. Ama bakın Akit ne demiş; 'Gülen'i AKP kurtardı.'"

12.38: ADLİYE ÖNÜNDE EYLEM: BU TİŞÖRTLE İÇERİ GİREMEZSİN DEDİLER

  • İzmir'den Cumhuriyet davası için Silivri'ye gelen Cafer Solgun adliye çıkışında eylem yaptı.

    Solgun; "İzmir'den geliyorum dayanışma için 'Bana adalet tişörtüyle içeri giremezsin' diyorlar. Başka tişörtüm yok dedim. Bu sefer de 'Ters giy' dediler. Ters giydim bu sefer de, 'bu tişörtle içeri giremezsin' dediler. Tişörtü çıkardım, 'Çıplak giremezsin' dediler. En son da, 'Salonda yer yok' dediler. Dayanışma için basın özgürlüğü için buradayım. Burada olmaya devam edeceğim."

12.30: MİYASE İLKNUR TANIK OLARAK DİNLENİYOR

  • Tüfekçioğlu'nun ardından Cumhuriyet muhabiri Miyase İlknur tanık olarak çağrıldı.

    İlknur, "Ben zoraki bir tanığım çünkü kendi isteğimle gitmedim. İki kez çağrıldım. Telefonla çağrıldığımda tanıklık yapmayacağımı, gazetede yöneticilik sıfatımın olmadığını, vereceğim bilgilerim duyum ya da yorum olacağını ve hukuku delil olmayacağını zabıt katibine söyledim. Sonra celp geldi. Ben sadece haberlerim olduğu zaman yazı işleri toplantısına çıkan biriyim. Bilgilerim duyum ve yorumlarım. Tanıklığımın işe yarayacağını düşünmüyorum" diye konuştu.

12.05: NEVZAT TÜFEKÇİOĞLU TANIK OLARAK DİNLENİYOR

  • Aykut Küçükkaya'nın sorgusu tamamlandı, Cumhuriyet Vakfı Eski Yönetim Kurulu Üyesi Nevzat Tüfekçioğlu tanık olarak dinleniyor. Tüfekçioğlu, eski ifadesinin üstüne ekleyeceği bir söz olmadığı söyledi. Mahkeme başkanını soruları ile devam etti.

    Mahkeme Başkanı, "Mali durumun düzeltilmesi için gerekli tedbirlerin alınmamış olması istifamızda etkili olmuştur" ifadenizi açıklar mısınız? sorusuna Tüfekçioğlu, "Gazetenin basıldığı şirket iki yıl üst üste iflas etmişti. Basılan gazetelerin iadesi çoktu. Bazı ekonomik tedbirler alınması gerekiyordu ama alınmadı. "Personel çıkarmak için kıdem tazminatı ödemek gerekir bunun için de yeterli kaynak yok" denmişti" dedi.

    Mahkeme Başkanı: Daha sonra işten çıkarma oldu mu?

    Tüfekçioğlu: 20-30 kişi oldu. Kıdem tazminatları zararına artması pahasına şirket gelirinden karşılandı.

    Mahkeme Başkanı: Elden çıkarılan arsa ve bina ile ilgili bilginiz var mı?

    Tüfekçioğlu: Yok.

    Bu aşamada Orhan Erinç söz alarak "Kıdem tazminatları şirketten ödendi daha sonra Vakıf tarafından bu meblağ şirkete hibe edildi" diye konuştu.

11.25: AYKUT KÜÇÜKKAYA TANIK OLARAK DİNLENDİ

  • Yıldız'ın ardından Cumhuriyet Gazetesi Haber Koordinatörü Aykut Küçükkaya tanık olarak dinlendi. Küçükkaya "İçerideki arkadaşlarımızın bilmediği bir şeyi açıklamak istiyorum" diyerek savcıya ifade verdiği günü anlatarak söze başladı.

    "2 Ocak günü hakkında FETÖ soruşturması olan Savcı İnam tarafından çağrıldım. Hangi sıfatla çağrıldığım çağrı kağıdında yazmıyordu. Bu ifade sorgusu iki saat sürdü. iki saat sürecinde bize 100'e yakın soru yöneltildi. Ancak ne yazık ki ifade tutanağına böyle geçmedi. Bu süreçte bazı yanlış anlaşılmalar olmuş olabilir.

    "Yanlışlıklar derken: İfadeye avukatsız olarak gittik bu nedenle yaptığımız itirazımız dikkate alınmadı. Sorulan soruya bir yanıt verirken açıklama gibi yer aldı. İfade tutanağındaki bazı bölümler iddianameye alındığı için sanki soru sorulmadan böyle bir açıklama yapmışız gibi anlaşılıyor. Tutuklu arkadaşlarımız bunu bilmeyebilirler belirtmek istedim."

    Küçükkaya daha sonra kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.

    Mahkeme başkanı, " Vakfın İcra Kurulu eskiden yoktu" diye bir tespitiniz olmuş. Ne gerekçeyle oluşturulduğunu biliyor musunuz?" sorusuna Küçükkaya, "Vakıfta böyle bir kurul önceden olabilir. Önceki duruşmada bunu Akın Atalay da söyledi. İcra Kurulu künyeye girmesi, gazetenin ayakta kalması için oluşturulmuş olabilir" diye cevap verdi.

    Can Dündar'ın kendi ekibiyle gelmesi, dışarıdan genel yayın yönetmeni olması geleneğe uygun mu sorusuna ise,Küçükkaya, "Genel yayın yönetmenini Vakıf atar. O da kendi ekibiyle çalışmak ister. Bu çok normal bir şey. Dündar da kendi güvendiği ve eskiden beri tanıdığı ekibiyle geldi ve 1,5 yıl boyunca gazeteyi yönetti. Bu gazetecilikte çok normal bir olaydır" dedi.

    Küçükkaya'ya yöneltilen sorular:

    Mahkeme Başkanı İlhan Tanır, Can Dündar ile mi geldi?

    Küçükkaya: Evet daha önce Cumhuriyet'te değildi.

    Mahkeme Başkanı:İlhan Tanır'ın gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Küçükkaya: Ben kendisinin Cumhuriyet'e uygun olmadığını düşünüyordum. Ama biz buradan gazeteciliğimizi yaptık o da Amerika’dan yapmıştır. Gazeteciliği ile ilgili çekincelerim vardır. Bunu da Cumhuriyet gazetesinde açık yüreklilikle söylemişimdir.

    Mahkeme Başkanı: Ayşe Yıldırım'ın Kandil röportajı ile ilgili "Genel yayın yönetmeninin izni olmadan yapamaz" tespitiniz var.

    Küçükkaya: Bir yazar bu kadar önemli bir habere genel yayın yönetmeninin bilgisi, izni olmadan gidemez. Bunu kastettim. Bir yazarın böyle çok önemli bir yere gittiği zaman genel yayın yönetmeninden izin alması gerekir.

    Mahkeme Başkanı: Muhabirlerin haberleri süzgeçten geçer mi, doğrudan sayfaya mı girer?

    Küçükkaya: Cumhuriyet'te bir muhabirin yazdığı haber gerçekse gazeteye girer. Tabi bu yazıişlerinde tartışılır ve genel yayın yönetmeni de karar verir.

    Mahkeme Başkani: Siz kişisel olarak Taraf'ı bir operasyon gazetesi olarak görüyorsunuz ve iddianameden anladığım kadarıyla Murat Sabuncu'nun taraf hakkındaki sözlerini eleştiriyorsunuz?

    Küçükkaya: Sabuncu, Yıldız döneminde yayın koordinatörü olarak geldi, Dündar döneminde haber koordinatörü oldu. Yayın koordinatörü genel yayın yönetmeninden sonra gelen bir yer. İddianamede bu ayrıntıya yer verilmemiş. Savcı önüme Sabuncu'nun attığı tweetleri gösterdi, tarihlerini hatırlayamıyorum. Yaklaşık olarak 5 yıl önce atılan bu tweetleri sorarak "Ne düşünüyorsunuz?" dedi. "Sabuncu'nun kendi kanaatidir" dedim. "Siz ne düşünüyorsunuz?" dedi. Taraf'ın operasyon gazetesi olduğunu Cumhuriyet'te de yazmıştık. Bu benim şahsi kanaatim, diğeri de Sabuncu'nun kendi kanaatidir.

    Mahkeme Başkanı: "Eksik Demokrasi" başlığını Genel Yayın Yönetmeni attı demişsiniz.

    Küçükkaya: Ben bir muhabirimin. Benimle ilgili söylediği sözler üzerine çağrıldım... Başlıklar yazı işleri masasında tartışılır. "Eksik Demokrasi" başlığını Genel Yayın Yönetmeni atmıştır, ya da yazı işleri müdürü atmıştır. Bir muhabirin haber başlığı ile ilgili sorgulanması abes bir durum.

    Savcı: Ali Açar ifadesinde bu başlıkla ilgili rahatsızlık duyduğunu ve size söylediğini, sizin de bunu yönetime ileteceğinizi söylemiş. Bunu hatırlıyor musunuz?

    Küçükkaya: Muhabirlerimin her gün şikayetleri olur. Muhabirlerimizin devamlı dinamik olması için onları motive ederim. Onda da herkes çok iyi olduğumu bilir. Bir muhabirimizin bir başlığı beğenmemesi onun şahsi kanaati. Ama bu yazı işlerine bildirildi mi kısmına gelince, olabilir ya da olmayabilir. Benim önümden her gün yüze yakın haber geçer. Muhabirlerin özellikle 1. sayfa için başlıkla ilgili bir problemi olamaz
     

11.10: TANIKLAR DİNLENİYOR

  • İper'in savunmasının ardından tanık olarak Cumhuriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız çağrıldı.

    Yıldız "Cumhuriyet savcılığında ifade vermiştim. Soracak sorunuz varsa yanıtlayabilirim" dedi. Mahkeme Başkanı Dağ, mahkeme heyeti ve avukatlar Yıldız'a sorularını yöneltti.

    Emre İper'in ardından tanık ifadelerine geçildi. Mahkeme başkanı tanık olarak dinlenmek üzere Cumhuriyet gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız'a söz verdi. Mahkeme başkanı Yıldız'a; "Gazete kötü yönetildi, batırıldı" yönünde bir tespitniz var. Biraz açar mısınız?" sorusunu sordu.

    Yıldız bu soruya; "Sanırım bana sorulan bir soruya verdiğim yanıt üzerine röpprtajcı arkadaşın yaptığı bir yorumdur. Cumhuriyet en eski gazetedir ama ne var ki iyi bir mali yapıya ulaşmamıştır. Patronlar döneminde de vakıf döneminde de böyleydi. Çünkü bağımsız gazetecilik vardır. Keşke mali olarak daha iyi olabilseydi, çalışanlar daha iyi para kazanabilirdi. Gazetecilik anlamında da atak yapabilirlerdi. Demek istediğim buydu" şeklinde cevap verdi.

    Mahkeme başkanı Yıldız'a, 'Gazetenin siyasi çizgisinin değiştiğinden ne anlamalıyız? Teröre terör bile diyemediler sözüyle ne anlatmak istediniz, 14 yıl genel yayın yönetmenliği yaptınız işleyişi anlatabilir misiniz, Genel yayın yönetmeni olduğunuz dönemde kimler nasıl işe alınırdı?'

    Yıldız, bu sorulara ise şöyle yanıt verdi: "Ben terörün tanımını yaptım. Arkadaş böyle yazmış. İşleyişle ilgili olarak da yazıişleri değerlendirir genel yayın yönetmeni karar verir. Ama hiçbir zaman vakıf midahale etmez. Vakıf sadece toplantılarda genel yayın yönetmeninden bilgi alır. Muhabir stajyerken yetiştirilir işe alınır."

    Mahkeme üyesi Yıldız'a, "Ahmet Şık son olarak sizin karar verdiğinizi söylemişti?"diye sorunce Yıldız şöyle devam etti: "Şık eskiden de Cumhuriyet muhabiriydi. Biri işe alınırken vakfında fikri alınır."

    Bunun üzerine Savcı Yıldız'a, Ahmet Şık'ın daha önce Cumhuriyet gazetesinde çalışmadığını sordu.

    Yıldız şöyle devam etti: "Cumhuriyet geleneğinden olmayan Can Dündar genel yayın yönetmeni oldu. Böyle başka bir örneği hatırlamıyorum."

    M.B.: Gazetenin siyaset çizgisinin değiştiğinden ne anlamalıyız?

    Yıldız: Ben öyle bir şey demedim.

    M.B.: Siz 14 yıl genel yayın yönetmenliği yaptınız. İşleyişi anlatabilir misiniz? Gelen haberler haberleştirilirken nasıl bir yöntem izlenir? Muhabirlerin haberlerine müdahale edilir mi? Genel yayın yönetmeni ya da Vakıf bir inisiyatif alır mı?

    Yıldız: Yazıişleri değerlendirir, genel yayın yönetmeni karar verir. Ama hiçbir zaman Vakıf Yönetim müdahale etmez. Benim zamanımda da yoktur. Vakıf sadece toplantılarda genel yayın yönetmeninden bilgi alır.

    M.B.: Vakfa seçilmek ya da Vakfa girmek için genel örtülü olan olmayan bir gelenek var mıdır? Muhabirler, köşe yazarları girer gibi bir kriter var mı?

    Yıldız: Böyle bir kriter yok. Sadece genel yayın yönetmeni doğal olarak üyedir.

    Üye Hakim: Sizin genel yayın yönetmeni olduğunuz dönemde kimler nasıl işe alınır?

    Yıldız: Muhabirler stajyerken alınır, yetiştirilir.

    Üye Hakim: Şık, son aşamada sizin karar verdiğinizi söylemişti.

    Yıldız: Şık eskiden de Cumhuriyet muhabiriydi. Biri işe alınırken Vakfın da fikri alınır.

    Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı: Daha önce Cumhuriyet'te çalışmamış, Cumhuriyet ekolünden gelmeyen Can Dündar genel yayın yönetmeni oldu. Böyle başka bir örnek var mı?

    Yıklız: Can Dündar örneği gibi bir örnek hatırlamıyorum.

    Avukat Tora Pekin: Sizin döneminizde Mehmet Faraç iş akdi feshedilmeden gazeteden uzaklaştırılmıştı. Neden peki

    Yıldız: Gazetede binasında yer yoktu.

    Pekin: Daha sonra iş sözleşmesi feshedildi. Neden feshedildi?

    Yıldız: Hatırlamıyorum.

    Pekin: Siz o dönem genel yayın yönetmeni idiniz.

    Yıldız: Neden feshedildiğini hatırlamıyorum.

    Pekin: O denem Faraç'ın sözleşmesinin feshine karşı çıkan hiçbir şirket ya da Vakıf yöneticisi hatırlıyor musunuz

    Yıldız: Hatırlamıyorum.
     

11.00: EMRE İPER'İN SAVUNMASI SÜRÜYOR

  • "Tweette yazmış olduğum 'elbise DAR Beğenmedi' ifadesindeki 'DAR' ve beğenmedi kelimesindeki 'BE' hecesini büyük yazarak oluşturmuş olduğum DARBE kelimesinin 15 Temmuz darbesi ile ilişkilendirilmesi tam bir zorlamadır."

    "Buradaki amaç seçilmiş kişi olan Sayın Davutoğlu’nun Pelikan dosyası ile medyaya da konu olan AKP başkanlığından alınma sürecine yapılmış bir göndermedir."

    "Bu durumun Sayın Davutoğlu’na yapılmış bir darbe gibi görülmesi görüşü tek başıma benim de değildir. Eklerdeki haberlerde de görebileceğiniz gibi üç muhalefet aynı görüşte ifade bildirilmişler ve bunlarda başına yansımıştır. Benim Tweetim durum tespitinin tekrarlanması ile ilgilidir." 

    "İddanameye konu olan ikinci tweettim ise 15 Temmuz Darbe girişin yaşandığı gece 16.07.2016 saat 01.14’de yazmış olmaya başladığım tweetlerdir"

    "Birincisi her halde ülkesini sevmeyen birisi olsa 'Canım ülkem' diyerek söze başlamaz ve ülkemizin geçirdiği zor durumları anlatmak için 'neler gördün' demez"

    "İkincisi 'sanal darbeler ve oyundan darbeler' ile burada anlatılmak istenen aslında darbe olgusuna karşı olduğumdur." "Sanal darbeler derken e-muhtıralardan, 28 Şubat’lardan, partilere karşı yürütülen kapatma davalarından bahsetmeye çalıştım."

    "Oyundan darbeler lafı ise 70 ve 80 ihtilallerine göndermeydi. Sağcı-solcu, alevi-sunni gibi oyunlarla bizi bölmeye çalışmalarının sonucunda, askeri cuntaların başa gelmesiyle elde ettiği güçleri anlatmaya çalıştım."

    “Düşün her seferinde kim güçleniyor' lafı da bu durumların sadece tek bir kaybedeni olduğunu onunda ne yazık ki halkımızın olduğunu anlatmak amacı güdüyordu."

    “Evet şu an darbe edebiyatı her kanalda' lafı ise o ana kadar yaşanan kaousu anlatan, basın yayın organlarından gelen farklı açıklamaları içeriyordu."

    “Yarın yeni bir ülkeye uyanacağız eskisinden daha kötü ve daha acı' ile de ifade edilmek istenen eğer darbe girişimi başarılı olursa ülkenin büyük bir buhrana sürükleneceğini ve Fetöcü cuntanın bir intikam olgusuyla ülkeyi mahvedeceğini açıklamak istedim. “Demokrasi sonumuz olmaz umarım” ifadesi de bu durumdan duyulan üzüntüyü pekiştirmek amacıyla kullanılmıştır."

    “Eski hinler şimdi cin olmuşlar' cümlesi ise Fetöcüleri nasıl gördüğümün en güzel kanıtı aslında. Hinin Türkçe sözlük anlamı 'Zekasını hile yapmakta kullanan, kurnaz, açıkgöz kimse' demektir. Bu kişiler cebren ve hile ile vatanın bütün kalelerine girmişlerdir. Şimdi ise cin olarak ülkeyi yok etmeye çalışmışlardır."

    “Kim kimin inine girdi kazanan kim?' soru cümlesi ile de bu hinlerin Ergenekon ve Balyoz davaları sonucunda gördüğümüz gibi Adalet Sistemine, mualif gözüken ve bu yapıya karşı olan firmaların mali yönden ablukaya alınıp ve cezaya çaptırılması ile mali sisteme ve darbe kalkışması yapmak için askeriyeye nüfus ettiklerini ve buralarda en yüksek mentebelere ve rütbelere ulaştıklarını belirtmek içindir."

    “Anladın mı Türkiye?' soru cümlesi ise bu gibi tarikatların ve ya cemaatlerin güçlendiğinde her türlü kötülüğü yapacaklarını ve sonunda zarar göreninde Türkiye olacağını anlatmak içindir."

    "Aslında satır satır anlatmaya çalıştığım şeyler somut şeylerdir. Bu ülkede yaşayan her insanın anlayabileceği gerçekleri göz önüne sermektedir."

10.35: EMRE İPER: BENDEN 'FETÖ'CÜ ÇIKMAZ

  • Duruşma, dosyası İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ana davayla birleştirilen tutuklu Cumhuriyet muhasebe çalışanı Emre İper'in savunmasıyla başladı.

    İper savunmasında gözaltına alınış sürecini anlattı, "Bylock kullanıcısı olduğu" iddiasını reddetti. İpler'in savunmasından satır başları şöyle:

    "Ergenekon’dan beri yaşanan benzer tutuklamalar belki bir kitap, belki bir tez konusu olması gereken hüzünlü ve öfkeli yaşam hikayelerini barındırıyor. Şunu biliniz acıyı bizden çok dışarıdaki sevdiklerimiz çekiyor. Istırabı, zorluğu üzüntüyü onlar bizden fazla yaşıyor."

    "Bu tutuklama istemini ve kararlarını verenler, somut delilleri doğru bir şekilde ve hızlıca incelemeden karar verirler ise aileler bakımından çok büyük bir keder yumağı oluşturuyorlar. Bu ailelerin yaşadıkları zorluklar ve haksızlıklar bir kitap olursa ve bu okutulursa sanırım sorumlu kişiler daha net ve adil karar almak için, delilleri daha hızlı araştırmak için ellerinden geleni fazlasıyla yaparlar"

    "Davada suçlananlardan biri olan Günseli Özaltay’la 10 yıldan fazla bir zamandır, aynı bölümde, gazetenin muhasebe bölümünde aynı odada birlikte çalışıyoruz. İddianame gelince tüm muhasebe bölümü doğal olarak önce mesai arkadaşımız, müdürümüz Günseli Hanımla ilgili bölüme baktık. Günseli Hanımla ilgili bölümlerden birinde adımın “y.e.i” şeklinde rumuzlandığını ve cep telefonu numaramın bir bölümünün yazıldığını gördüm."

    "Burada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında hakkımda bir soruşturma yürütüldüğü ve telefonumda Bylocke diye bir program tespit edildiği yazıyordu. Bunu görür görmez gazetemiz yönetim kurulu başkanı Orhan Erinç beye ve hukuk servisine durumu bildirdim. Zira hayatım boyunca Bylocke adlı programla ilişkilendiren terör örgütüyle hiçbir ilişkim olmadığı ve olamayacağı gibi, telefonumda da böyle bir programın olması mümkün değildir. Gazetemizin avukatları Tora Pekin ve Abbas Yalçın, hemen telefondan imaj almamı ve mahkemeye başvurarak bir uzmana telefonda ne olup olmadığını tespit ettirmem gerektiğini söylediler."

    "Bunun üzerine gazetemiz bilgi-işlem sistemi yöneticisi Yusuf Güler’e giderek telefonumdan imaj almasını istedim. Bilmiyorum gerçek bir suçlu böyle mi yapar?"

    "Ama ben kaçmadım, tek delil olan telefonumu da denize atmadım. Tam aksine telefonumda böyle bir şey olamayacağına emin olduğum için kanıt toplamak için elimden geleni yaptım."

    "Yusuf bey hem imajı aldı, hem de bunu yaparken Bylock adlı programa dair bir yükleme olmadığını söyledi. Ben bu konuda mahkemeye başvuramadan gözaltına alındım."

10.25: MAHKEME SALONUNDA YOĞUNLUK

  • Mahkeme heyeti yerini aldı. Salondaki yoğunluk nedeniyle yer sıkıntısı yaşandı. Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ "Görüyorum ki bir yer sıkıntısı var. Ama daha büyük bir salona da geçsek aynı sıkıntı yaşanacak. Bu konuda sorunu birlikte çözelim. Çizerler avukatları bulunduğu yere geçebilirler" dedi.

    Mahkeme başkanı seyircilerin arasında arka sıralarda oturan jandarma görevlilerinin mahkeme salonu dışına çıkmasını istedi. 

10.15: ADALET FLAMASINA ENGEL

  • 'Adalet' yazılı fılama Silivri'ye giremedi. Silivri Cezaevi'nde tutuklu yazar ve yöneticilerine destek olmak için yola çıkan otobüste bulunan  "Adalet" flaması ve tutuklu gazetecilerin fotoğrafları Silivri Cezaevi bölgesine alınmadı. 

9.40: CHP'Lİ VEKİLLER AÇIKLAMA YAPTI

  •  

  • CHP milletvekilleri açıklama yaptı. Açıklama metnini kendisi de eski bir gazeteci olan CHP Milletvekili Barış Yarkadaş okudu.

    CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ise "Her şeye rağmen bu kampüsten bizlere nefes aldıracak bir karar ile ayrılmak istiyoruz" şeklinde konuştu. "Siyasi iktidarlar baski ile korunamaz" diyen Altay "İktidarlar baskıya gazetecileri tutuklayarak göstermeye başlamışsa bu sonun başlangıcıdır" ifadelerini kullandı.

 

9.30: DURUŞMA ÖNCESİ AÇIKLAMA YAPILDI


  • Gazeteci örgütleri ve siyasi parti temsilcileri duruşma öncesi açıklama yapmak istedi. Basın örgütlerinin açıklamasına izin verilmedi. HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, "Biz temsilen buradayız. Aslında bu metni gazeteciler okumalıydı" dedi.

    Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının duruşması için Silivri'de bulunan gazetecilerin basın açıklamasını jandarma tarafından engellendi. Gazetecilerin açıklamasını temsilen HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu okudu. Kerestecioğlu şu ifadeleri kullandı:

    "Tutuklu arkadaşlarımız Akın Atalay, Murat Sabuncu, Ahmet Şık, Kadri Gürsel ve Emre İper'i özgürlüklerine kavuşmuş olduğu halde alıp dönmek istiyoruz. Sadece onların değil bütün tutuklu gazetecilerin özlerine kavuşmasını istiyoruz. Türkiye'de 150'den fazla gazeteci hapiste. Onlarca muhalif gazete, dergi, televizyon, yayınevi ve haber ajansı kapatıldı. Binlerce gazeteci işsiz kaldı. Gazeteciler hakkında sayısız dava, soruşturma ve hapis cezası var. Muhalif gazeteler ve gazeteciler iktidarın uygulamalarını eleştiren haberleri nedeniyle soruşturma ve davalara maruz kalıyor. Tehditler, davalar, baskılar ve işsizlik nedeniyle onlarca gazeteci ülkeyi terk etti. 

    Türkiye'de ve dışarıda kalabilenler, her şeye rağmen halkın haber alma hakkı için, basın özgürlüğü için, demokrasi için hakikati dillendirmeye devam ediyor. Türkiye'yi bu karanlıktan aydınlığa çıkaracaj olan hakikatin ışığıdır. Bu ışık da özgür gazetecilerin elindedir. 

    Halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü önündeki engellere son verilsin. Gazetecilere özgürlük."

    Öte yandan girişte Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) dövizlerine alana girişte el konuldu.
     

 

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.