Mağara resimlerinden çağdaş sanata

Mağara resimlerinden çağdaş sanata

15. Gençlik Yaz Kampı Sanat Tarihi Atölyesi yürütücüsünün mektubu...

Ramazan FİDAN

Sanat Tarihi Atölyesi Yürütücüsü

Bu sene ilk defa katıldığım Gençlik Yaz Kampı’nda Sanat Tarihi Atölyesi’ni yürütmeye çalıştım. Kampa gelmeden önce kamp katılımcılarıyla ilgili birçok önyargım vardı, şu an önyargılarım adeta bir atom gibi paramparça. Hayatımda daha önce hiç bu kadar duyarlı, istekli, düşünceli ve dikkatli insanı bir arada görmemiştim. İnsanlarla çok hızlı kaynaşamayan biri olarak bu kadar güzel insanlarla karşılaşmak benim için devrim niteliğimde oldu diyebilirim. Kampta edindiğim bir diğer izlenim şu: Bu insanlarla halay çekilebilir ve diğer pek çok işte onlara güvenilebilir.
GÜÇ-PARA-KURALLAR ÜÇGENİNDE SANAT
Sanat Tarihi Atölyesi’nde bana bu güveni kanıtlayan katılımcılarla karşılaştım. Atölye boyunca mağara resimlerinden başlayıp çağdaş sanatın içlerine kadar gelen bir tarihsel çizgiselliği takip etmeye çalıştık. Bu sert yolculuk sırasında katılımcılar beklentimin çok üstünde bir ilgide ve takipteydiler. Temalarımız genel olarak güç-para-kurallar içinde yerini bulmaya çalışan sanatın ekonomi, kültür ve politika tarafından nasıl belirlendiği ve içeriğin formda açığa çıkışıyla kurduğumuz ilişki üzerinde yoğunlaştı. Benim açımdan Batılı sanat tarihi yazımının genel bir anlatısını görmek etkileyiciydi. Katılımcılar açısından da atölyenin sanat konularında adımlarını güçlendirmek ve hızlandırmak konusunda yardımcı olduğu inancındayım.
KAMPIN HER YANINA YAYILAN TARTIŞMALAR
Kampın en güzel yanlarından biri de okulda teneffüse çıktığımızda derste konuşulanları unuttuğumuz gibi tartışmalarda konuşulanların yemeğe gidince uçup gitmemesi, atölyelerden sonra hatta geyik yaparken bile “ciddi” konuların yeniden tartışmaya açılabildiğini görmekti. Bunun nasıl olabildiği; insanların neden fikir yürütmek, tartışmak, tutarlı doğru düşüncelere ulaşmak, onları sınamak konusunda bu kadar ilgiye sahip olmalarının nasıl mümkün olduğu, biraz kafamı karıştırdı. Ama nedenini kardeşimin yaptığı bir gözlemde buldum: Kampta insanlar bildikleri veya düşündükleri kendi malıymış gibi, bunlar üstünlüklerinin göstergesiymiş gibi, kendileri konuşması gereken karşılarındaki de dinlemesi gereken kişi konumundaymış gibi davranmıyordı. Tam tersi kampta herkes, duyduğu düşüncelere oldukça şaşırmış, farklı düşüncelerden etkilenmiş ve bir kısmından oldukça büyülenmiş bir şekilde belki karşısındaki de aynı büyülenmeyi yaşayabilir diye aklındakileri tartışmaya açıyordu. Bütün bunlar Bülent Falakoğlu’ndan aldığım gazla beni şunu düşünmeye itiyor: Bendeki etkisi devrim niteliğinde olan bu insanlar acaba dünya üzerinde neleri başarabilirler?

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.