Türkiye futbolunda ırkçılığı aramak

Türkiye futbolunda ırkçılığı aramak

Türkiye tribünlerinin ve futbol adamlarının ırkçılık tarihi oldukça kabarık.

Ender Şiar ARGIN

Yıldız Teknik Üniversitesi

 

Twitter fenomeni Hakan Hepcan'ın Gaşatasaraylı futbolcu Gomis'e "maymun" demesi ve çok gündem olmasa da Amedsporlu futbolcu Deniz Naki'nin Mersin İdmanyurdu maçında rakip taraftarlar tarafından fiziksel saldırıya uğraması ülke futbolunda ırkçılık tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. Türkiye futbolunun ırkçılık tarihine bakarak birkaç cümle de biz edelim.

Türkiye tribünlerinin ve futbol adamlarının ırkçılık tarihi oldukça kabarık.

FUTBOLUN IRKÇILIK KARNESİ

2002 yılında İsrail-Filistin tartışmaları gündemdeyken Fenerbahçe'nin İsrailli oyuncusu Haim Revivo'ya karşı "Hitler seni daha iyi anlıyorum" sloganları atılmıştı. Yine 2008'de Trabzonspor taraftarları dönemin MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ı protesto ederken "Ermeni Oğuz'a Trabzon'da soykırım" sloganı atmıştı. 2010'da İstiklal Caddesi'nde eylem yapan ÖDP'lileri gören Trabzonsporlu taraftarlar Ermeni gazeteci Hrant Dink'in katillerine ithafen "Ogün Samast oley" ve "Bombacı Yasin" tezahüratları yapmıştı. 2009 yılında Diyarbakırspor, Bursaspor deplasmanında "Ne mutlu Türk'üm diyene" ve "Mehmetçiğiz, Türk'üz" pankartlarıyla karşılanmıştı.

Gittiği her maçta ırkçılığa maruz kalan Diyarbakırspor'un başkanının bu maç sonrası ırkçılık tartışmaları tekrar yükselirken bir televizyon programında "Biz ne Uganda takımıyız ne Ermeni, bize neden bunları yapıyorlar?" demişti. Türkiye'nin en önemli spor gazetecilerinden Kazım Kanat, Türkiye vatandaşlığına geçen Brezilyalı futbolcu için "Aurelio milli formayı giyerse ben de İstiklal Marşı'nda ayağa kalkmam" demişti. 1999'da Trabzonspor Başkanı İngiliz siyahi futbolcu Campbell için "Bizim yamyamı gol makinesi diye aldık çamaşır makinesi çıktı" demişti. Tepkilerin ardından yaptığı açıklamada da "biz yamyam gibi tabirini kullanırız. Türkiye'de ırkçılık olmadığı için aklımıza gelmez" demişti. 2008'de Gençlerbirliği'nden gönderilen teknik direktör Samet Aybaba, futbolcu El Saka'yı kastederek "Bir Arap'a beni tercih ettiler" demişti. 2014'te Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde Fenerbahçeli taraftarlar siyahi futbolcular Eboue ve Drogba'ya muz sallamıştı. Olayın ardından ırkçılık tartışmaları yükselirken Fenerbahçe yönetimi "Bu konunun burada kapanması gerektiğini düşünüyoruz" açıklamasını yaparken Galatasaray Başkanı Ünal Aysal da "Irkçılık Türkiye'nin olayı değildir. Türkiye'de olmaması gereken ve hakikaten yabancı bir üründür. Tesadüfen ve maalesef o gün o stada düşmüştür" demişti

SADECE TRİBÜNLERDE DEĞİL

Örnekler bunlarla sınırlı değil elbette. Türkiye futbolunun ırkçılık karnesi oldukça kabarık. Meselenin sadece tribünlerle sınırlı kalmadığı gözle görülen bir gerçek. Türkiye'de futbolu yönetenler açısından değerlendirirsek ırkçılık meselesinin hep görmezden gelindiğini ve her seferinde üstünün örtülmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Ancak ırkçılıkla mücadele edebilmek için onu inkar etmek bir yana üstüne gitmek, adını koymak ve suçu işleyenlerin cezalandırılması gerekiyor. "Türkiye'ye yabancı bir üründür", "Türkiye'de ırkçılık olmaz" gibi söylemlerle ne yazık ki hiçbir yere ulaşılamaz. Tribünlere baktığımızda ise söylemlerin tarihsel gelişimine bakmakta fayda var.

Futbolun ilk ortaya çıktığı andan itibaren Türkiye'de milliyetçi ve ulusalcı bir havayla geliştiğini söylesek hata yapmış olmayız. Birinci Büyük Paylaşım Savaşı sırasında ve sonrasında yeni kurulan yerli futbol takımlarının işgalci kuvvetlerin takımlarına karşı aldığı zaferler futbolun ülke genelinde ulusal duyguları tatmin eden bir konuma gelmesinde önemli rol oynamıştı.

YÖNETENLERİN POLİTİKALARININ BİR ÜRÜNÜ

Ayrıca ilk kurulan ve yakalanan ulusalcı havayla en çok taraftara sahip olan kulüpler olan Fenerbahçe, Galatasaray gibi kulüplerin başkanlarının kuruluşundan itibaren uzunca bir süre dönemin iktidar partilerinin üyeleri olması futbol kulüplerini de deyim yerindeyse ülkeyi yönetenlerin "arka bahçesi" konumuna getirmişti. Bu sayede oluşturulmaya çalışılan Sünni-Türk ulus devleti modelinin futbol stadyumlarında karşılığını bulması çok zor olmamıştı. Günümüze geldiğimizde de tablo cumhuriyetin kuruluş yıllarından çok farklı değil desek yanılmış olmayız. Bugün de Yunan takımlarına karşı oynanan Avrupa maçlarında "İzmir Marşı" söyleniyor, stadlarda "Sirtaki" çalıyor. Stadyumlarda milliyetçi, ulusalcı söylemler her gün yeniden üretiliyor. Futbol taraftarları arasında yapılan bir ankete göre taraftarların çoğunluğu siyasi görüşü açısından kendisini milliyetçi, muhafazakar olarak tanımlıyor. Tabi tribünler açısından futbolun ilk çıktığı dönemin anti-emperyalist havasıyla ortaya çıkan ulusalcılıkla bugünün Türkiye'sinde iktidarın tekçi politikalarının ürünü olarak üretilen yayılmacı-osmanlıcı milliyetçilik arasında oldukça fark var. Hal böyle olunca tribünlerde ırkçılığı aramak çok da zor olmuyor.

Kısaca özetlersek, Gomis'e yöneltilen söylemin münferit bir olay olarak değerlendirilmesi ve ortaya bir günah keçisi atılarak olayın kapatılmak istenmesi futbolun patronlarının yıllardan beri süren yönteminin bir devamıdır ve sonuç vermeyeceği de apaçık ortadadır. Öte yandan gündem olmayan Deniz Naki meselesi var ki, asıl tartışılması gereken nokta olarak önümüzde duruyor.  Ancak ülkeyi yönetenlerin politikalarının bir ürünü olarak karşımıza çıktığı için bu saldırı ne ırkçılık tartışmalarından payını aldı ne de yeteri kadar gündemde yer buldu.

www.evrensel.net