Suriye’nin yeniden inşası iştah kabartıyor

Suriye’nin yeniden inşası iştah kabartıyor

Avrupa'nın gündeminde bu hafta Suriye'nin yeniden inşası, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un dış politikası ve Kuzey Kore'nin füze denemeleri vardı.

IŞİD’in giderek ciddi darbeler alması ve Suriye topraklarının giderek ele geçirilmesine bağlı olarak ülkenin yeniden inşa edilmesi emperyalistlerin iştahlarını kabartıyor. 

2011’den bu yana ilk kez yapılan Şam Uluslararası Fuarına katılan Alman şirketleri, Suriye’nin inşasında önemli rol oynamaya hazır olduklarını açıkladılar. Alman Sanayi ve Ticaret Odası aracılığıyla duyurulanlar pek de gerçekçi değil. Bunun nedeni Suriye savaşı sırasında Almanya’nın Esad’ı düşürmek isteyenlerin safında yer alması, ılımlı isyancılara destek verdiğini iddia etmesine rağmen Cihatçıların güçlenmesine katkı sunması. German Foreign Policy’nin alttaki analizi yeniden inşa süreci ve Almanya’yı konu ediyor. 

Fransa’dan seçtiğimiz yazıda mayıs ayında devlet başına geçen Emmanuel Macron’un dış politikasını konu ediyor. Salı günü büyük elçiler toplantısında konuşan Fransa’nın genç Cumhurbaşkanı cihatçılara karşı Ortadoğu’da daha fazla istikrarı savunurken, bölgedeki yaşanacak gelişmelerin dışında kalmama hamlelerini atmaya çalışıyor. Fakat Macron konuşmasında göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engellemeye yönelik adımların atılmasını da öncelikli konuların başına koydu.  

İngiltere gündeminde bu hafta Kuzey Kore’de yaşanan gelişmeler ve bölgedeki ülkelerin, ABD dahil, daha temkinli ve sağduyulu olması gerektiği tartışılıyor. İngiltere’nin sağcı ve savaş yanlısı gazetesi, The Telegraph, dahil askeri müdahalenin aksine ekonomik yaptırımların daha etkili olacağını ve Çin’in bu konuda önemli rol oynayabileceğini savunuyor.


ALMAN ŞİRKETLERİNİN AĞZI SULANIYOR

German Foreign Policy

Suriye’nin yeniden inşası Almanya’nın ağzını sulandırıyor. Şam Uluslararası Fuarına bağlı olarak yapılan açıklamalarda, Alman şirketlerinin yol, köprü ve enerji tedariki konusunda büyük görevlerle karşı karşıya kalacağı, savaş öncesi Almanya ile sıkı ilişki içinde olan Suriye şirketlerine önemli miktarda yedek parça satılabileceği belirtiliyor. Savaş sırasında izlenilen Esad karşıtı çizgi Almanya’nın hevesini kursağında bırakabilir.

Alman şirketleri savaşın yıktığı Suriye’nin yeniden inşasından pay kapmak için çaba harcıyor. Alman Sanayi ve Ticaret Odası (DIHK) Kuzey Afrika-Orta  ve Yakın Doğu Bölümü Başkanı Philipp Andree, savaş öncesi Suriye ile ticari-ekonomik ilişki içinde olan çok sayıdaki Alman şirketinin ülkedeki gelişmeleri dikkatle izlediğini bildirdi. Önemli sayıda teklif geldiğini söyleyen Andree, hukuki koşullar ve güvenliğin garanti edilmesine büyük önem verildiğini, bunlar olduktan sonra Suriye’nin, Alman sanayisi için bir potansiyel oluşturduğunu açıkladı. Özellikle alt yapı, sokaklar, köprüler, boru hatları ve enerji tedariki konusunda Alman şirketlerinin yeterli deney sahibi olduğu, Suriye’nin yeniden inşasının temelini de bunların oluşturduğu kaydedildi. Çok sayıda Suriyeli şirketin 1970’lerden bu yana Alman makineleriyle çalıştığı, savaş sırasında bunların tahrip edilmesi nedeniyle bu şirketlere makine gönderebilecek olması da heyecan yaratıyor. 

DIHK’nin bu açıklamayı yapma nedeni, savaşın başladığı 2011 yılından beri yapılamayan Orta ve Yakın Doğu’nun en önemli fuarlarından Şam Uluslararası Fuarının bu yıl yeniden açılması. Resmi bilgilere göre, 10 gün süren fuara 43 ülkeden sermaye temsilcileri katıldı. Rusya, Çin ve İran temsilcilerinin katılımı yoğun oldu. Yıllarca sürecek olan yeniden inşanın milyarlara mal olacağı, katılan şirketlere de milyarlar kazandıracağı biliniyor. Dünya Bankası savaş tahribatının 220 milyar dolarlık değeri olduğunu tahmin ediyor. 

ÖNCELİK RUSYA, İRAN VE ÇİN’DE

Suriye’yi savaş sırasında destekleyen Rusya, Çin ve İran’ın yeniden inşa sürecinde aslan payını kapacağına kesin gözüyle bakılıyor. Çin, temmuz ayında Suriye’deki yeni bir endüstri parkı için 2 milyar dolarlık yatırım yapacağını açıkladı. Verilen bilgiye göre Suriye cep telefonu ağının lisansı  İran’a verildi. İranlı iş adamları emlak ve tarım alanına büyük yatırım yaptı. Suriye’nin yeniden inşasında başı çeken ülke ise Rusya. 2016 yılında Rusya ile Suriye arasında 850 milyon avroluk ticaret yapıldığı bildirilmişti. 2016 kasım ayında Suriye Dışişleri Bakanı Walid Muallem, Rus şirketlerine ülkenin yeniden inşasında öncelik verileceğini bildirdi ve Moskova ile Şam, tarım ürünleri konusunda serbest bölge kurulması konusunda anlaştılar. Aralık ayında resmi olmayan kaynaklardan Suriye’nin petrol ve gaz ihtiyacının yüzde 25’inin Rus Stroitransgas tarafından sağlanılacağı konusunda anlaşıldığı öğrenildi.  Moskova, Halep ve Humus’daki iki ünlü caminin yeniden inşasının Çeçen Özerk Cumhuriyeti tarafından üstlenildiğini bildirdi. 

ALMANYA’NIN PAY KAPMASI ÇOK ZOR

Alman şirketlerinin yeniden inşada belirleyici olabilme şansları çok az. Bunun değişik nedenleri var: Berlin 2011’den bu yana Esad rejiminin yıkılması için çaba harcayanların yanında yer aldı. Her ne kadar yeniden inşa için insani yardım projelerinde bulunduysa da yapılan yardımlar hükümet karşıtı güçlerin kontrol ettiği bölgelerle sınırlı kaldı. 2012 yılında Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri önderliğinde isyancıların elindeki bölgelere acil yardımı organize eden uluslararası bir çalışma grubu oluşturuldu. Federal hükümete bağlı Kalkınma Ajansı, 2013 mayısında Suriye hükümetinin kontrolünden çıkmış durumda olan Kuzey Suriye’deki bölgelere hastane, okul yapım ve su tedariki için Gaziantep’ten yardım gönderilmesini sağladı. Dönemin Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, isyancıların halkın saygısını kazanmalarının halkın yaşamını iyileştirmelerine bağlı olduğu düşüncesiyle bu yardımın zorunlu olduğunu açıkladı. 

Aynı dönemde ABD ve AB tarafından uygulanan yaptırımlar hükümet kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan halkın ilaç, gıda ve yakıt sıkıntısı çekmesine yol açtı. Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yazında yaptırılan bir araştırma yaptırımların en fazla sivil halka zarar verdiğini gözler önüne serdi.

TERÖR ÖRGÜTLERİNE DESTEK

Federal hükümetin açıklamalarının tersine Alman yardımları sadece ılımlı isyancı grupların işine yaramadı. Alman Kalkınma Bakanlığı, bu yılın başında boşaltılmış Halep şehri için, Halep, Hama ve İdlib şehirlerinde kullanılmak üzere 15 milyon avro yardım yapıldığını bildirdi. Bu bölgeler kısmen cihatçıların kontrolü altındaydı ve şehirden çıkmalarına yardım edilenlerin büyük bir kısmı Selefi-cihatçı grupların sempatizanlarıydı. Sol Parti meclis grubunun verdiği bilgiye göre, Almanya tarafından terörist örgütler olarak görülmelerine rağmen, cihatçı Ehrar el Şam ve el Nusra elindeki bir şehrin hastanesine 450 bin avroluk yardım yapıldı. Eriha şehrindeki bir hastane de Dışişleri Bakanlığınca desteklendi, Alman ordusu ve polisi hastaneye yardım toplamak için büyük bir dayanışma konseri düzenledi. 

IŞİD karşıtı koalisyonun ABD Özel Danışmanı Brett McGurk, Alman hükümetinin Esad’ı yıkmak için güçlü şekilde yardım ve yatırım yaptığı İdlib bölgesinin ikiz kulelere yapılan saldırıdan bu yana el Kaide’nin en güvenlikli üssü haline geldiğini açıkladı. 

Çeviren: Semra Çelik


MACRON YA DA EKONOMİNİN SERVİSİNDEKİ DİPLOMASİ

Gaël De Santis / Humanite 

Salı günü yapılan elçiler toplantısı esnasında Fransız Cumhurbaşkanı kendisinden önceki başkanların çizgisinde devam ettiğini ortaya koydu. Göçmenliğe karşı mücadeleyi öncelikli bir mesele haline getirmek istiyor. 

Elçiler önünde yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bilançosunu öne çıkartmaya çalıştı ve “Güçlü bir Fransa’nın” uluslararası arenada “kendi görüşünü” kabul ettirebilmesi için kimi yollar sundu. Devlet Başkanı için öncelikli mesele Irak, Suriye, Libya ve Sahra bölgesine istikrar getirerek terörizme karşı mücadeledir. Son haftalarda Başar el Esad’ın iktidardan gitmesini bir ön koşul olarak ilan etmese de, Emmanuel Macron “Bu ülke yöneticilerinin” adaletin önüne çıkmaları gerektiğini belirtti. Belirtmek gerekir ki bu bölgeye dair konuşmasında, en azından sözde, iki gelişme var. Cumhurbaşkanı için “terörizmin finansmanının her türlüsü üzerine bir saydamlık getirmek lazım”. Aslında burada yeni bir şey yok: Bu mesele birçok defa BM gibi uluslararası kurumlarda daha önce gündeme gelmişti. Fakat, diplomatik açıdan yapılan bu ilanın Fransa diplomasisinin son 15 yıldır Körfez monarşilerinin yurttaşlarının vakıfları aracılığıyla terör örgütlerine para yağdırmakla suçlanmasına kör duymazlık yapmasının artık sonu gibi anlaşılabilir. Emmanuel Macron hatta “Şiiler ile Sünniler arasında”, İran’ın müttefikleri ile Suudi Arabistan’ın müttefikleri arasında tercih yaptıran okumadan da vazgeçmeyi öneriyor, ama bunun böyle olup olmayacağını bekleyip görmek gerekir. François Hollande’un Cumhurbaşkanlığı sürecinde Paris, Barack Obama’nın teşvikiyle Washington’daki eğilimin tersine, İran’ın nükleer programı konusunda sert bir çizgideydi. Dünkü toplantıda ise Emmanuel Macron ise Teheran ile imzalanan temmuz sözleşmesinin savunuculuğunu yaptı, fakat bu sefer de ABD’nin yeni başkanı İran rejimine sırtını dönerek ona karşı cezalar almaya başladı. 

GÖÇMENLİK ‘GERÇEK BİR TEHDİT’ OLARAK TANITILDI

Terörizme karşı mücadelenin diğer alanı ise Libya ve Sahra bölgesi. Kuşkusuz, Cumhurbaşkanının konuşmasında, savunma sorunu diplomasi ve iş birliğiyle birlikte ele alınıyor ve “şahıslardan” oluşan ve hedefleri de çok muğlak bir “Afrika için Cumhurbaşkanlığı konseyi” kurulacak, fakat devlet başkanının önceliği başka yerde: Göçmenliğe karşı mücadele. Bundan bahsederken, mülteci ile ekonomik göçmen arasında net bir ayrım yaparak, “gerçek bir tehdit” ifadesini kullandı. Pazartesi günü Avrupa Birliği diplomasi sorunlusu Federica Mogherini ve Alman, İspanyol, İtalya, Libya, Çad ve Nijerya başbakanlarıyla yapılan zirvenin ardından yaptığı açıklamada “Göçmenlerin yola çıkmadan önce denetlenmesine” yönelik Nijerya ve Çad’da göçmenlik merkezlerinin kurulacağını ve buralarda Avrupa’ya gelme izni alacak “İltica hakkına sahip baskı görmüş halklar” ile ekonomik nedenlerden dolayı göç etmek isteyenler birbirinden ayırt edilecek. Hatta Paris “Göçmenlerin tekrar ülkelerine dönmeleri için Nijerya ve Çad’a gönderilmelerinin örgütlenmesine yardım” bile edecek. Yani kendi ülkelerine gönderilen göçmenler Lyon ya da Paris’ten değil, N, Djamena ya da Niamey’den uçaklara bindirilerek. 

FKP’nin Uluslararası İlişkiler Bürosu Sorumlusu Lydia Samarbakhsh’a göre Cumhurbaşkanı, bir önceki yasama döneminde Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’in savunduğu çizgiden esinleniyor: “Diplomatik eylemin merkezini ekonomik diplomasi oluşturuyor”. Bu çizgi göçmenlik meselesinde de kendisini gösteriyor. Emmanuel Macron diplomatlara öğrencileri ülkemize çekin talimatı veriyor, fakat Lydia Samarbakhsh’a göre söz konusu öğrenciler “Japon ya da Çinli öğrenciler, Nijeryalılar değil, bunlar gelmek isterlerse Akdeniz’den geçmeye çalışmaktan başka seçenekleri yok”. 

Avrupa konusunda ise Emmanuel Macron, Nicolas Sarkozy’nin kendisine önerdiği (AB’li ülkelere) yeni bir sözleşme imzalama önerisini sunma fikrini reddetti. Fakat Brexit’ten sonra avro para bölgesi zirvelerinin tekrar toplanmasını istediğini belirtti. Yani tüm kıtaya kemer sıkma ve bütçe açıklarından dolayı ücret düşürmeyi uygulayanların zirvelerini toplama. Son olarak ise siyasi nedenlerden dolayı Türkiye ve İsrail’de tutuklu olan Gazeteci Loup Bureau ve Filistinli Militan Salah Hamouri sorunlarına hiç değinilmedi bile. 

Çeviren : Kıvanç Demir


ASKERİ MÜDAHALE DIŞINDA, KUZEY KORE İÇİN ÇÖZÜMLER DARALIYOR

The Telegraph / Başyazı

Kuzey Kore, Japonya’nın Hokkaido Adası üstünden yaptığı füze denemesi sonrası, BM Güvenlik Konseyi bir kez daha bu sorunu ele almak için bir araya geldi. Pyongyang’a yönelik askeri müdahale olmadan daha böyle devam etmesine ne kadar izin verebiliriz? Ateş hattında olan Japonya ve Güney Kore’nin olanları kabul etmesini bekleyemeyiz ve kendini savunma hakkına sahip olmalı.

Kim Jong-un nükleer savaş başlığı üretirse, kullanmayacağını kim söyleyebilir? Aklıselim düşünülürse, bunların hepsi rejim (Kuzey Kore) tarafından Amerika’nın ve Donald Trump’ın sabrını zorlayan uygunsuz savaş tehditleri. Kuzey Kore, önceden de Japonya üstünden füze atışları gerçekleştirdi. Yaşanan gelişmelere karşı, neden bu sefer farklı bir tepki gösterelim, durumu neden daha da zorlaştıralım ve ABD ve Çini, Kore’nin Yarımadası için neden savaşa itelim?

Geçen ay ABD’ye ulaşma kapasitesi olan kıtalar arası füze denemeler sonrası Kuzey Kore’ye yönelik uluslararası yaptırımlar ağırlaştırıldı. Çin, Kuzey Kore’ye yönelik kömür, demir, kurşun, ve deniz ürün ihracatların engellenmesini destekliyor. Güvenlik Konseyi yurt dışında çalışan Kuzey Kore işçilerin sayısının yükselmesini de yasakladı ve Pyongyang’ın döviz bankasının BM’nin kara listesine ekledi.

Zamanla bu yaptırımların Kuzey Kore’nin döviz elde etmesinin önünü keseceği konusunda bir umut var ve nükleer program geliştirme kapasitesini de sınırlayacak. Ama elimizde yeterince zaman olmayabilir.  Karanlıkta kalmış bir ülkenin tepkisiyle karşı karşıyayız, çünkü Kuzey Kore yavaşça köşeye sıkıştığının farkında.

Üstelik Kuzey Kore’nin nükleer füze atabileceğine dair bir belirti de yok. Durum böyleyken neden ona saldırarak, Kim Jung-un Güney’e karşı savaş açması riskini göze alalım. Başkan Trump’ın huysuzluğuna rağmen, belli ki askeri çatışma çıkmasın diye herkes, Washington ve Çin dahil, yaptırımları tercih ediyor. Fakat Beijing, Kuzey Kore’ye karşı enerji ve gıda kısıtlaması uygulamaktan hep çekindi. Bunun sebebi ise, eğer Kuzey Kore’de bir insanı kriz olursa bunun faturasının yine Çin’e patlaması korkusu yatıyor. Çin, rejim değişikliği içeren anlaşmaları da reddediyor.

Fakat Pyongyang’ı zorlayacak güce sahip olan Çin, bunu en yakın zamanda kullanmalı. Diğer yandan askeri cevabın dışında seçenekler gittikçe azalıyor.

Çeviren: Çağdaş Canbolat

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.