Selma Gürkan: Demokrasi talebiyle ortak mücadele yürütülmeli

Selma Gürkan: Demokrasi talebiyle ortak mücadele yürütülmeli

Adalet Kurultayı’na katılan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, farklı toplumsal kesimlere ortak mücadele çağrısı yaptı.

Deniz ÇİL
Çanakkale

Adalet Kurultayına katılan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, mücadelenin ön safında yer alan toplumsal kesimlerin kurultaya çağrılmamasının önemli bir eksiklik olduğunu belirtti. Hükümetin rejimi faşizm üzerinden yeniden kurmak istediğine vurgu yapan Gürkan, farklı toplumsal kesimlerin düne göre bugün ortak talepler etrafından mücadele yürütmesinin koşullarının daha fazla olduğunu söyledi. Gürkan, demokrasi eksenli bir ortak mücadelenin gerekliğine vurgu yaptı.

Çanakkale’de CHP’nin düzenlediği Adalet Kurultayına katılan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, kurultaya ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulundu. Gürkan, kurultayın Türkiye’de demokrasi ihtiyacını ortaya koyması bakımından önemli olduğunu belirtti.

MÜCADELECİ TOPLUMSAL KESİMLERİN ÇAĞRILMAMASI EKSİKLİK

Kurultayın örgütlenme sürecine ilişkin eleştiriler yapan Gürkan şunları söyledi: “Mücadelenin ön safında yer alan toplumsal kesimlerin bu kurultayda olması gerekirdi. Tartışma başlıkları açısından en azından ‘hayır’ blokunda olan siyasi partilere, inanç örgütlerine, meslek örgütlerine, sendikalara açık bir çağrı yapılabilirdi. Burada tartışılan en çok konulardan birisi de HDP’nin bu kurultaya davet edilmemiş olmamasıydı. Biz de bunu bir eksiklik olarak görüyoruz. Sadece HDP’nin davet edilmemiş olması değil, kuşkusuz HDP’nin burada olmaması önemli bir eksilik. Ama esas olarak  çıkarılması gereken sonuç, şuydu: Ülkenin demokrasiye ihtiyacı olduğu ortada, burada bir hemfikirlik var. Ortak mücadele konusunda da bir hemfikirlik söz konusu. Fakat bu ortak mücadele hangi talepler etrafında hangi güçlerle bir araya gelinecek ve yürütülecek? Bu konularda bir tartışma yürütülmesinin ihtiyaç olduğu da açık. Kurultay, bu ihtiyaca cevap vermesi gereken bir şekilde örgütlenebilirdi. Ama bugün Demokrasi İçin Birlik, bu kurultayın içerisinde başlattığı ve sonrasında bir yanıyla ilerleteceği tartışma , bir araya gelebilecek toplumsal güçlerin hangi temelde, hangi güçlerin bir araya geleceği bir tartışmanın bundan sonrasında da devam ettirileceği görülmektedir. Esas olarak da ülkenin ihtiyacı budur. Çünkü bugünden Hükümetin yöneldiği nokta, rejimi faşizme dayanan bir yönetim modeli olarak yeniden üretmeye çalışıyorlar. İktidarın bu hedefine karşı gelebilecek bir mücadele platformu olarak cevap vermek gerekiyor. Bu açıdan da çeşitli toplumsal kesimlerin, çeşitli siyasal platformların bir mücadele ortaklığı içerisinde bu ihtiyaca cevap verecek tarzda bir araya gelişleri örgütleyebileceğimizi düşünüyorum.”

ORTAK TALEPLER BELLİ

Gürkan, bundan sonrasına dair verilmesi gereken mücadeleye ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Esasında bizi bir araya getirebilecek talepler de üç aşağı beş yukarı açığa çıkmış durumda. Her şeyden önemlisi: Adalet. Adalet dediğimiz şey salt tek başına bir adalet değil. Bütün toplumsal kesimlerin kendi yaşadığı sorunlarla da birleştirerek talep haline getirdiği bir kavram oldu adalet. İşçi sınıfının örgütlenme, grev hakkı bugün fiilen kullanılamaz hale getirildi. Toplusözleşme hakkı, barış, eşit haklar temelinde Kürt sorununun çözümü, yargı bağımsızlığı, laiklik, parasız ana dilinde eğitim gibi temel demokrasi talepleri etrafında bir arada ortak mücadele platformları oluşturmanın düne göre zemini bugün daha güçlü gibi görünüyor.”


BORATAV: AKP DÖNEMİNDE ZENGİNİN MAL VARLIĞI ARTTI

Adalet Kurultayının “Geçimde Adalet” panelinde konuşan Prof. Dr. Korkut Boratav, ’80’li yıllarda neoliberal politikalarla birlikte Türkiye’de kamu varlıklarının özel mülkiyetin eline geçtiğini söyledi. Boratav, 2001 yılında Türkiye’deki en varlıklı yüzde 1 azınlığın elindeki yüzde 38’lik varlığın, 2014 yılında yüzde 54.03’e ulaştığını söyledi. Boratav bugün içerisinde bulunan yozlaşmada sermayenin katkısının unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Adalet Kurultayının 3. gününde  “Geçimde Adalet” paneli gerçekleşti. Zekeriya Temizel’in yönettiği oturumda Prof. Dr. Korkut Boratav, Abdüllatif Şener, Nesrin Nas, Faik Öztrak, Prof. Dr. İbrahim Halil Sugözü, Prof. Dr. Mete Gündoğan katıldı. Panelde konuşan Boratav “adalet arayışı” talebine değinerek, “Bir şeyi arıyorsak kaybettiğimiz için arıyoruz, kazanmanın mücadelesi mümkündür” dedi. 

Türkiye’nin demokratikleşme anlamında büyük sancılardan geçtiğini söyleyen Boratav, demokrasi anlamında da adım adım ilerlediğini söyledi. ’60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye ekonomisi bakımından  TARİŞ, FİSKOBİRLİK gibi üreticilerin kurdukları yapılarla teşvik politikaları geliştirildiğini kaydeden Boratav, bu dönemde hem işçilerin hem de emekçilerin bölüşüm politikalarından aldığı payın örgütlü olmaları sayesinde olduğunu vurguladı. Türkiye’deki kamu yönetimi düzenine de değinen Boratav, ’80’li yıllara kadar ekonomik bürokrasinin hakim oluğunu söyledi. Mülkiyenin bundaki payına vurgu yapan Boratav, “Mülkiyeli öğrencisi daima biraz komünisttir. Biraz komünisttir ama mezun olduktan sonra birazını da unutur. Tamamen değil ama devlete geçer ‘Devletin malını yedirmem’ der. Bu anlamda bireysel yolsuzlukları önlemeyi sağlamıştır ekonomik bürokrasi” dedi. 

‘NEOLİBERALİZME TESLİMİYETİN SONUÇLARI’

Bugünü değerlendiren Boratav, neoliberalleşmeyle birlikte devletin küçüldüğüne dikkat çekti. Boratav, “Neoliberal söyleme teslimiyetin sonuçlarını yaşıyoruz. Başlangıç 1980 ve 12 Eylül. Özal’ın bu politikada ilk siyasetçi olduğunu ve kendisine yakın olan iş çevrelerinin ihya olduğunu hatırlayalım” dedi. Boratav, 2000’li yıllarla birlikte Türkiye’deki varlık bölüşümüne ilişkin olarak da 2001 yılında Türkiye’deki en varlıklı yüzde 1’lik azınlığın elinde yüzde 38’lik varlığın 2014 yılında yüzde 54.03’e ulaştığını söyledi. 

‘SOSYALİST SOL TASFİYE EDİLİRSE CUMHURİYETÇİ SOL ÖKSÜZ KALIR’

Boratav Türkiye siyasi tarihine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. ’70’li yıllarla birlikte Türkiye siyasi hayatındaki çeşitlenme yaşandığını belirten Boratav, ’70’li yılların sonunda cumhuriyet değerleri ile halk sınıflarının çıkarları arasında sentez sağlayan CHP’nin bu dönemde büyük kitleleri arkasına alarak ilk parti olduğunu söyledi. Boratav şu şekilde konuştu: “Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman diyenler, bu yüzde 99’un zamanında yüzde 41’inin CHP’ye oy verdiğini unutmasınlar. Cumhuriyetin değerleriyle Müslüman değerlerin çatışma içinde olmadığını gösterir bu”. Türkiye’nin sermaye sınıfının o dönemki bu siyasi gidişattan memnun olmayarak o dönemde Ecevit’in iktidarını engellemek istediğini kaydeden Boratav, sermayenin de desteği ile 12 Eylül’ün yaşandığını söyledi. Boratav, 12 Eylül rejiminin en büyük tahribatının bu yüzden radikal sol üzerine olduğunu belirtti. 1989 yılında SHP’nin neoliberal dönüşüm tahribatını telafi etmesiyle tekrar iktidara geldiğini belirten Boratav, “Ancak bunu sürdüremedi, çünkü kendi solu tasfiyeye uğramıştı. Radikal sol ve sosyalist solun tasfiye edildiği bir ortamda cumhuriyetçi sol öksüz kalır” dedi. Boratav, bugün yaşanan sürece ilişkin olarak da yaşanan yozlaşmada sermayenin ve iş çevrelerinin de unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Ağustos 2017 17:48
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.