‘Batı, Suriye seçimlerine hazırlanıyor’

‘Batı, Suriye seçimlerine hazırlanıyor’

Gazeteci Elijah J. Magnier, 'Esad’ı devirmek için en büyük savaş mültecilerle verilecek' başlıklı yazısında Suriye'deki son gelişmelere değindi.

Suriye’deki gelişmelerin Devlet Başkanı Beşar Esad lehine geliştiği bir süredir tartışılıyor. 

Kuveyt gazetesi el Rai’nin deneyimli Ortadoğu Muhabiri Elijah J. Magnier de benzer bir analiz yapıyor. Daha da ileri giderek, “Suriye hükümetini askeri yöntemlerle devirmeyi amaçlayan Birleşik Devletler ile bölgedeki ve batıdaki müttefikleri bu savaşı kaybettiler” diyen Magnier, “Ne var ki vazgeçmiş değiller aksine daha büyük bir savaşa hazırlanıyorlar: Şam’daki merkezi hükümetin kontrolünden uzak, yurt dışında hayatını sürdüren milyonlarca mültecinin oylarını kullanarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı seçim yoluyla devirmeyi planlıyorlar” iddiasını dile getiriyor. 

Magnier’in Suriye’deki son gelişmeler konusundaki tezlerine yer verdiği “Esad’ı devirmek için en büyük savaş mültecilerle verilecek” başlıklı yazısında öne çıkan bölümler şöyle: 

SURİYELİ MÜLTECİLERİN DURUMU

“Birleşmiş Milletlere göre ülke içinde yerinden edilmiş 6 milyon; Suriye dışında çoğunluğu Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak gibi bölge ülkelerinde olmak üzere 5.1 milyon, Avrupa’da ise 1 milyona yakın Suriyeli mülteci var. 

Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler bu mültecilerin bulundukları yerde kalması ve başta Suriye Ordusu tarafından özgürleştirilen bölgeler olmak üzere Suriye’ye dönüşlerinin engellenmesi amacıyla ‘ısrarlı tavsiyelerle’ karşı karşıya kaldılar. Lübnan gibi ülkeler bu meselenin ne pahasına olursa olsun aşılmaması gereken bir “kırmızı çizgi” olduğu (özellikle mültecilerin ‘gelecekteki rolü’ henüz belli değilken) doğrultusunda ciddi bir biçimde uyarıldı.

Suriyeli mültecilerin dönüşü konusundaki bu uyarılar üç koşul içeriyor: Dönüşler gönüllülük esasına dayanmalı, dönülecek yerlerin güvenliği sağlanmış olmalı ve dönenler Suriye’de ulusal bir tehdit oluşturmamalı.

ŞAM, MÜLTECİLERİ‘DÜŞMAN’ GÖRÜYOR

“Peki bu üç koşul nasıl bir araya gelebilir? Öncelikle bulunduğu ülkeden maddi yardım alan hiçbir mülteci evine döndüğünde daha fazla kazanamayacaksa gönüllü olarak dönmek istemez. İkinci olarak Suriye savaşı henüz bitmedi ve bütün mültecilerin güvenli bir biçimde ülkelerine dönmeleri mümkün değil. Üçüncüsü Suriye dışındaki göçmenlerin büyük çoğunluğu Şam hükümeti tarafından düşman olarak görülüyor. Dolayısıyla Şam tarafından ilan edilen ve birkaç yıldır uygulamada olan uzlaşma programının varlığına rağmen bütün hükümet karşıtı unsurların tereddüt etmeksizin Suriye’ye dönmesi mümkün görünmüyor.”

BATI SURİYE SEÇİMLERİNE HAZIRLANIYOR

“Uluslararası toplum Suriye içinde ve -özellikle- ‘Esad’ı desteklemeyecek olan’ milyonlarca mültecinin yaşadığı ülkelerde BM gözetiminde Suriye devlet başkanlığı seçimlerine hazırlanıyor. Öte yandan Şam bu hazırlıkların farkında ve egemenliğini ihlal edebilecek her türlü girişime karşı durmaya hazırlanıyor. Suriye hükümeti komşu ülke Lübnan’da Suudi Arabistan tarafından desteklenen Saad Hariri’nin liderliğindeki “Müstakbel Hareketi”nin Lübnan Parlamentosunda birkaç sandalye daha kazanması için iki milyar dolar sarf ettiği seçim manipülasyonunun bir benzerinin gerçekleşmesi olasılığı karşısında tetikte. 

Şam, altı yılı aşkın süredir devam eden savaşın finanse edilmesi için dev bütçeler sarf eden düşmanları karşısında kazandığı askeri başarıların ardından sandıkta boyun eğmeyi kesinlikle reddedecektir.” 

DEYRİZOR MUHAREBESİ VE SAHADAKİ SON DURUM

Ortadoğu Muhabiri Magnier’in, Suriye’de başka Deyrizor olmak üzere sahadaki duruma dair verdiği bilgiler ise şöyle: 

“Askeri duruma göz attığımızda ise Rusya destekli Suriye ordusu ve ABD destekli (Suriye Demokratik Güçleri) SDG’nin Deyrizor’a  ulaşmak için bir yarış içerisinde olduğunu görüyoruz.

Suriye’deki üst düzey kaynaklar -sahadaki müttefikleri memnun kalmasa da- iki süper güç ne zaman karşı karşıya gelse çatışmaya girmektense karşılıklı çıkarlara göre hareket edip bir uzlaşma yolu bulduklarını belirtiyor. Ancak Deyrizor şu sebeplerden dolayı özel bir duruma sahip:

PETROL FAKTÖRÜ

1. bölgede 1930’da Fransız mandası döneminde keşfedilmesinin ardından Suriye ekonomisinin belkemiği haline gelmiş olan 2.5 milyar varillik petrol rezervinin varlığı söz konusu. 2011 öncesi günde 400 bin varil petrol üretimi yapılıyordu ve birçok petrol yatağına henüz el bile sürülmemişken petrol üretimi Suriye’nin gelirlerinin yüzde 30’unu oluşturuyordu. Savaş sonrasında ise IŞİD, Suriye’de gücünün zirvesindeyken günlük 65 bin varille toplam üretimin yüzde 80’ini elinde bulundururken Şam 10 bin varille yüzde 8, YPG 25 bin varille yüzde 12’lik bir kontrole sahipti.

Suriye’nin ana petrol kaynakları Deyrizor’da ve çöllerle kaplı merkez Suriye’dedir. Yalnız Deyrizor’un güneydoğusunda 1987’de keşfedilmiş Omar petrol sahasında günde 80 bin varil petrol üretiliyordu. Aynı bölgede şu an IŞİD kontrolünde olan Tayyem, Vard, Maleh, Kahar, al-Karrata, Derro, Sijan, Azrak, Tanak ve Cafar sahalarında ise günde 60 bin varil petrol üretiliyordu. 

DEYRİZOR’DAKİ GÜÇ DENGESİ

2. IŞİD kuşatması altındaki Deyrizor’da Suriye Ordusu, Ulusal Savunma Kuvvetleri ve Hizbullah’ın varlığı söz konusu.

Bu nedenle Deyrizor’a ulaşmak için süren yarışta, sahada sayıca daha fazla askeri güce kumanda eden ve üç koldan kuşatma altındaki şehre ilerleyen Rusya ve müttefikleri, etki alanını şehre ve özellikle petrol kaynaklarına doğru genişletmek isteyen ancak müttefikleri böylesi bir operasyon için yeterli insan gücüne sahip olmayan ABD karşısında daha avantajlı konumdalar. (ABD komutasında ve rehberliğinde savaşan) Kürtler, Suriye Ordusu ve müttefiklerinin kontrolünde ve Kürtlerin çoğunluk oluşturmadığı bir şehre yönelik yapılacak bir operasyonda kayıp vermek için geçerli bir sebep görmüyorlar”

‘FIRAT’TA SON MUHAREBE’

Gazeteci Magnier, IŞİD’in kentler üzerindeki kontrolü sona erdikten sonraki durum açısından da kimi tespitlerde bulunuyor. Magnier ABD’nin IŞİD’in yenilgisi sonrası “meşruiyeti kalmayacağı” için Suriye’de kalamayacağını ve aslında IŞİD’in de tamamen ortadan kaldırılamayacağını ancak kontrol altına alınabileceğini ileri sürüyor. 

Suriye ordusu ve Rusya güçlerinin “IŞİD’in son kalesi” Deyrizor’daki kuşatmayı kırdıktan sonra güneye hareket ederek Fırat Nehri doğrultusundaki yerleşimleri ve Irak sınırındaki Ebu Kemal şehrinin kontrolünü geri alacağını söyleyen Magnier şöyle devam ediyor: “Irak ve Suriye güçlerinden şiddetli darbeler yiyen IŞİD teröristleri iki ülke arasındaki sınır bölgesine sıkıştırıldı. Öyle görülüyor ki teröristlere son darbe burada, Fırat Nehri civarında vurulacak. 2018 yazında yapılacağı öngörülen bu son muharebenin Suriye-Irak sınırının iki tarafında el birliğiyle planlanması ve yürütülmesi gerektirdiğinden Şam, Bağdat, İran, Rusya ve ABD arasında sıkı bir koordinasyon sağlanması gerekiyor. IŞİD, tedricen elindeki tüm toprakları ve ‘devlet’ olma iddiasını kaybediyor. 2014-2015 senelerindeki bölgesel desteği ve egemen olduğu bölgelerde yürüttüğü kanlı yönetimden usanmış halkın desteğini ise çoktan kaybetti. 

2003 Irak İşgali ve Saddam Hüseyin’in düşüşü IŞİD’in yükselişine kapı aralamış, Irak ve Suriye’deki Sünni nüfus arasında fanatik tekfirci-Vahabi ideolojinin yayılmasına sebep olmuştu. Yine de IŞİD’in bu kadar tutulması, başarısı, yenilgisi ve çöküşü ardındaki sebepleri anlamak için yıllar sürecek ciddi bir araştırma gerekiyor” 

‘SAVAŞ BİTECEK, TERÖR BİTMEYECEK’

“2018 sonuna gelinmeden Ortadoğu’daki savaş bitmiş olacak. Ne var ki savaş yılları boyunca birçok terörist grup ortaya çıktı ve terör zehri toplum içinde yayıldı ve bu gruplar bir gün erişebilecekleri stratejik bir hedef olmaksızın nafile yere silahlı mücadeleyi sürdürecekler” 

*Kısaltarak çeviren Kemal Berkay Baştuji

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.