Sömürü düzeni ölüme sürüklüyor

Sömürü düzeni ölüme sürüklüyor

İş cinayetleri rekor üzerine rekor kırarken, işçiler ve işsizler arasındaki intihar vakaları da artmaya başladı.

Ercüment AKDENİZ

“Kayseri’de bir yıl boyunca iş arayan 2 çocuk babası Haydar Çopur, İŞKUR başvurusundan da sonuç alamayınca üzerine benzin dökerek kendini yaktı. Kendi canına kasteden ve vücudu ağır derecede yanan Çopur’un 2 bin lira borcu olduğu öğrenildi.”

Egemen medyada bu haber, kendine en fazla 3. sayfada ve “cinnet haberleri” içinde yer bulabilirdi. Evrensel ise haberi dün manşete çekti ve işçileri intihara sürükleyen nedenlere dikkat çekerek “İşsizi yakan kara tablo” başlığıyla verdi. 

Derken işçileri intihara sürükleyen iki haber daha geldi haber merkezine. Haberlerden ilki İstanbul Avcılar’dandı:

“Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünde çalışan 400 işçi, Park Bahçeler Müdürlüğünde ise 120 işçi 3 aydır maaş alamıyor. Maaşlarını almak için 19 gündür iş bırakma eylemi yapan işçilerden Özgür Demir, sabah evden çıkarken ev sahibi ile ödeyemediği kirası nedeniyle tartıştı. Tartışma sonrası iş yerine gelen ve bunalıma giren Demir, kendini asarak intihara kalkıştı. Ödenmemiş faturalar, birikmiş ev kiraları ve 4 çocuğun bilinemez yarınıydı Demir’i çaresiz kılan. Üstelik bayram yaklaşırken evdeki doğal gaz da kesikti. Demir’i ipten çalışma arkadaşları kurtardı.”  

Ve ikinci haber: 

“Hatice Durmaz geçen hafta Antalya Kemer’de çalıştığı 5 yıldızlı otelde işten atılmasının ardından alacakları ödenmediği için otel önünde boğazını cam parçası ile keserek eylem yaptı. Ardından polis ekipleri tarafından hastaneye götürüldü. Sonrasında 1 hafta kendisinden haber alınamadı. Hatice Durmaz Antalya’daki bir hastanenin acil servisinde yarı baygın halde bulundu, Durmaz’ın hafızasını kaybettiği belirtildi.”

ÖĞÜTÜLEN RAKAM DEĞİL CAN

Haber örneklerinden de anlaşılacağı üzere kapitalizm, bir sömürü düzeni olduğu kadar bir “cinayet mekanizması” olarak da insan öğütüyor. Zira intiharın eşiğine sürüklenen her bir emekçi doğrudan doğruya kapitalizmin sonuçlarını yaşıyor. Bu durum küresel ölçekte olduğu kadar Türkiye’de de böyle.

İŞKUR verilerine göre bu yılın ilk 7 ayında iş başvurusu yapanların sayısı, bir önceki yılın ilk 7 ayına oranla yüzde 58 arttı ve 2 milyon 825 bin 587’ye ulaştı. İş bulamamak demek aş, ekmek bulamamak demek. İşsizliğin uzaması demek borcun artması demek. Ve yüze kapanan her kapı; işçinin, emekçinin daha çok bunalıma girmesi, intihara sürüklenmesi demek.  

Ülkemizde bir de diplomalı işsizler yani üniversite mezunları gerçeği var. Ki onlar da her gün katlanan sayılarla işsizler ordusuna katılıyor ve bunalımı çok daha derinden yaşıyor. Zira intihar vakaları ve girişimleri bu kesimler içinde de epey yaygın görülüyor. 

Ülkede işsizliğin artması; iş arayan emekçiler kadar çalışan emekçi sınıfları da vuruyor. Çünkü patronun çalışan işçiye kapıyı göstermesi için elinde muazzam bir imkanı var: İşsizler ordusu. Dolayısıyla dışarıdaki işsizliğe bağlı olarak fabrika ve işyerindeki baskı da artıyor.  İSİG Meclisi, 2013, 2014 ve 2015 yılında 99 işçinin intihar ettiğini açıkladı. 99 intiharın 31’i borç, 14’ü mobbing, 11’i işsizlik, 8’i de ‘kişisel’ nedenle gerçekleşti. Son 2 yılda bu rakam daha da arttı. Öyle ki sadece 2017 şubat ayında en az 14 işyeri intiharı mevcut. İSİG 2017’de yaşanan iş cinayetleri tablosunda (Ki bu kapitalizmin kara tablosudur) işsizlik, enflasyon, OHAL, borç nedeniyle yaşanan intiharlarla birlikte eğitimli meslek sahibi bireylerdeki intiharların da arttığına dikkat çekiyor.  

İşsizliğin bir yanı da çalışma temposunu arttıran bir baskı yaratması. Japonya’da bu tür ölümlere ‘karojisatsu’ deniyor ve ülkede her yıl yaklaşık 5 bin emekçi aşırı çalışma nedeniyle intiharı seçiyor. Çin’deki örnek ise daha ilginç; ülkede iPod, iPhone ve iPad üreten bir fabrikada işe bağlı intiharlar o kadar çoğalmış ki firma işçilerden “İntihar etmeyeceğim kendime iyi bakacağım” diye yazılı taahhüt almaya başlamış! 

ÖLÜMLE SITMA ARASINDA BİR TERCİH

Engels de 1845’te “İngiltere’de emekçi sınıfın durumu”nu yazarken bakın neler söylemiş: “Doğru, işçi sınıf içinde de birçokları, en aşırı durumlarda bile çalmayı çok ahlak dışı bulanlar vardır ve bunlar ya açlıktan ölür ya da intihar eder. Eskiden üst sınıfların kıskanılası ayrıcalığı olan intihar, İngiliz işçiler arasında da moda haline gelmiştir; birçok yoksul, başka çıkış yolu bulamadıkları zaman sefillikten kurtulmak için kendini öldürüyor...”

Elbette bugünün dünyası 1845’in dünyası ile birebir aynı değil. Fakat kapitalizmin tahrip edici sonuçları emekçilerin hayatlarını karartmaya devam ediyor. Çalıp çırpmayan emekçiye yine açlık ve intiharlar bir ‘çıkış yolu’ olarak gösteriliyor. 

Gelin görün ki FORBES Türkiye’nin, bu yıl 12. kez hazırladığı “En Zengin 100 Türk” listesinde 31 dolar milyarderi yer alıyor. Zenginlerin toplam serveti ise 2017 yılında, 2016’ya göre 8.2 milyar dolar artışla 102.9 milyar dolar olmuş. Hükümete yakınlığıyla bilinen inşaat şirketlerinin patronları da milyarderler listesinde yerlerini almışlar.

Patronlar koro halinde ”İşçi lazım, bulamıyoruz, işçiler iş beğenmiyor” diye bağırırken işçiler ağır çalışma koşulları/iş cinayetleri ile işsiz kalmak, bunalıma girmek ya da intihar etmek  arasında bir tercihe zorlanıyor. Ölümle sıtma arasında bir tercih de denebilir buna.

BAŞKA BİR ÇIKIŞ YOLU

Türkiye’de çalışma koşullarının daha da kötüye gitmesi, işsizliğin hızla tırmanması ve intihar vakalarındaki artışın bir nedeni de sendikalardaki zayıflık. Öyle ki Engels’in vahşi kapitalizmi tasvir ettiği o sömürü düzenini ortadan kaldıran şey esasen 1917 Ekim Devrimi idi. Ve işçiler sadece sosyalizm koşullarında değil, kapitalist ülkelerde de bu devrimin kazanımlarını uzun yıllar hissettiler. Sosyalizme karşı uygulanmak zorunda kalınan “sosyal devlet” ve işçi sınıfının elde ettiği kazanımlar, patronların amansız saldırıları bir nebze olsun frenleyebilmişti. İşçi sınıfı ve onların bir parçası olarak işsizler (işsiz proleterler) birleşip yeniden mücadele etmeyi öğrenmedikçe bu kara tablonun tersine dönmesi mümkün olmayacak.

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Ağustos 2017 06:19
www.evrensel.net