Bir hak ve bir borç olarak taşeron işçilere kadro

Bir hak ve bir borç olarak taşeron işçilere kadro

Sendika Uzmanı Onur Bakır taşeron işçilerin kadro talebini Evrensel'e yazdı.

Onur BAKIR
Sendika Uzmanı

Lütuf değil, inayet değil, sadaka hiç değil. Taşeron işçilere kadro, bir hak ve bir borçtur. Kamuda güvenceli çalışmak taşeron işçilerin hakkıdır. Taşeron işçilere kadro verilmesi bir hakkın teslim edilmesidir. Koca bir ülkenin taşeron işçilere borcunu ödemesidir!

BİR HAK OLARAK KADRO

Kamuda kamunun işçisi olarak çalışmak, taşeron işçilerin hakkıdır. Çünkü Türkiye’de taşeron uygulamalarının hemen hemen hepsi muvazaalıdır, hilelidir, İş Yasası’na ve Alt İşverenlik Yönetmeliği’ne, Yargıtay’ın içtihatlarına aykırıdır. Devlet, personel ihtiyacını taşeron şirketler üzerinden karşılamaktadır. Kağıt üzerinde işveren taşeron şirkettir ancak hemen hemen tüm işverenlik yetkilerini kamu yöneticileri kullanmaktadır. İşin sevk ve idaresini yapan kamudur, işçilere emir ve talimat veren kamudur, işçilerin işten çıkarılmasına karar veren kamudur, işçinin yıllık iznini ne zaman kullanabileceğine karar veren kamudur.

Taşeron şirketler sadece bir paravandır, bordro şirketidir. Devlet kendi işçi istihdam etmek yerine taşeron şirketlerden işçi temin etmekte; bu işçileri kendi işçileri gibi çalıştırmakta ancak kamu işçisinin hak ve ücretlerinden yoksun bırakmaktadır. Bunun adı muvazaadır, kanuna karşı hiledir. Bu gerçek, sayısız Yargıtay kararı ve sayısız iş müfettişi raporu ile de teyit edilmiştir. Fransız hukukuna göre işçilerin bu şekilde çalıştırılması halinde “insan ticareti” suçu söz konusu olmaktadır (*). Türkiye’de ise İş Yasası’nın 2’nci maddesine göre bu durumda taşeron işçiler, kamunun işçisi haline gelir.

Kamu hizmetine girmek, Anayasal bir vatandaşlık hakkıdır. Türkiye’de kamuda çalışan yüz binlerce taşeron işçinin bu hakkı ihlal edilmektedir. Türkiye’de devlet kendi koyduğu kurallara uymamakta, taşeron işçilerini kanuna aykırı biçimde çalıştırmaktadır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bu kanun dışılığa karşı İş Yasası’nın 2. maddesi ile getirilen yaptırıma da uyulmamakta, (Karayolları haricinde) kesinleşmiş muvazaa kararları uygulanmamaktadır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında insan ticareti yapılmaktadır. Bu insanlığa karşı işlenen bir suçtur. İşte bu yüzden kadrolu çalışmak, taşeron işçilerin hakkıdır. İşte bu yüzden ayrımsız şartsız bütün taşeron işçilere kadro verilmesi bir lütuf değil, bir hakkın teslim edilmesidir.

BİR BORÇ OLARAK KADRO

Taşeron işçilere kadro, sadece bir hak değil aynı zamanda bir borçtur. Bu ülkeyi yönetenlerin borcudur. Bu ülkede kamu kurumlarından hizmet alan tüm vatandaşların borcudur. Taşeron işçilerle birlikte çalışan diğer emekçilerin borcudur.

Bir kamu kurumu, bir kamu kurumunda bir oda, bir odada üç çalışan biri memur, biri kadrolu işçi, biri taşeron işçi. Üçü de aynı işi yapıyorlar ancak taşeron işçi, ne memurun ne kadrolu işçinin haklarından yararlanabiliyor. Taşeron işçinin yemekhanedeki yeri ayrı, yemek için ödediği tutar daha yüksek. Servise en son, o da yer kalırsa binebiliyor. Ayın sonunda aynı işi yaptığı mesai arkadaşlarının yarısından az ücret yatıyor hesabına. Her ihale döneminde acaba isminin üzerini çizerler mi korkusunu yaşıyor, her yeni yıla işten atılma korkusu ile giriyor.

İşte bu büyük adaletsizlik karşısında tüm taşeron işçilere kadro verilmesi bir borçtur!

Bir hastane. Hastanenin kapısında taşeron güvenlik işçisi. Hasta kayıta gidiyorsunuz, “veri giriş personeli” adı altında kayıt alan taşeron işçi. Polikliniğe çıkıyorsunuz, tıbbi sekreter taşeron işçi. Röntgene gidiyorsunuz, röntgeninizi çeken taşeron işçi. Koridorların temizliğinden, hastaların altının alınmasına, tıbbi atıkların temizlenmesinden, ameliyathanenin sterilizasyonuna kadar tüm işleri yapan taşeron işçi. Hükümete sorarsanız, bu işçiler “yardımcı işler”de çalışıyor. Oysa bir gün çalışmasalar hastane felç olur. Sağlık hizmetinin olmazsa olmazı bu işçiler. Ancak sırtlarındaki üniformada çalıştıkları taşeron şirketin adı, isim kartlarında “şirket elemanı” yazıyor. Bu işçilere, kendi adıyla değil çalıştıkları şirketin adıyla seslenen de oluyor zaman zaman. Her şey bir yana bu çok ağırlarına gidiyor...

Hastanesinden üniversitesine, belediyesinden sosyal hizmetlerine kadar bu ülkede kamu hizmetlerinin yürütülmesinde büyük emeği olan ancak bu emeğinin karşılığı hiç alamayan tüm taşeron işçilere kadro verilmesi bir borçtur!

Bu borç herkesten önce ülkeyi yönetenlere aittir. Hükümetin bu borcunun gereğini yapması için taşeron işçilerle dayanışma içinde olmak ise hepimizin borcu...

TUTULMAYAN SÖZ VE SESSİZ ALACAKLILAR

İki yıl önce taşeron işçilere kadro sözü veren AKP Hükümeti, 2 yıldır sözünde durmadı. Daha önce “Çalışmalarımız devam ediyor” diyordu hükümet temsilcileri. 15 Temmuz’dan bu yana bu oyalamaya başvurmaya gerek dahi duymuyorlar. Geçenlerde taşeron işçileri kabul eden Cumhurbaşkanı danışmanı ihaleyi eski Cumhurbaşkanına yıktı. Türk-İş yöneticilerinin ziyaret ettiği Başbakan Yıldırım ise taşeron işçilere kadro konusunda ne açık bir söz söyledi ne de tarih verdi. Ancak hükümetin medya ve sosyal medyadaki trolleri bir yandan yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bir yandan da 2019 seçimleri üzerinden sahte umut pompalamaya devam ediyor.

Ortada ne bir niyet var ne de bir çalışma.

Oysa sadece bir vaat değil; teslim edilmesi gereken bir hak, ödenmesi gereken bir borç söz konusu. Bir de sessizliğini koruyan ancak sessizliğini bozduğu takdirde hakkını alabilecek yüz binlerce alacaklı!

* Konuyla ilgili detaylı bir analiz Prof. Dr. Ali Güzel’in Çalışma ve Toplum Dergisi’nin 1. sayısındaki yazısında mevcuttur ve bu yazıya derginin internet sitesinden ulaşmak mümkündür.

www.evrensel.net