‘Gerilimin halklara faydası yok’

‘Gerilimin halklara faydası yok’

AİBÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı, Türkiye-Almanya gerilimini Evrensel’e değerlendirdi.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

İncirlik krizi ile artan Türkiye-Almanya gerilimi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’daki seçimlere ilişkin açıklamalarıyla yeniden gündemde. Gerilimi gazetemize değerlendiren Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı, “Alman emperyalizmi, sözde otoriterleşme karşıtlığı adı altında ve demokrasi retoriğiyle, daha düne kadar arkasında durduğu, destek verdiği bu rejime yönelik birtakım yaptırımlara hazırlanırken, rejim de güya antiemperyalizm, yerlilik ve millilik demagojisiyle Almanya ile kavga ediyor. Bunun iki ülkenin de halklarına herhangi bir faydası olmadığı çok açık. Bilakis, yabancı düşmanlığı, milliyetçilik, ırkçılık üreten bir durum bu” değerlendirmesinde bulundu.

Almanya – Türkiye gerginliğinin sürekli tırmandırılmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Gerilimin nedeninin basitçe tarafların iç politika taktiklerine indirgenemeyeceğini belirterek başlayalım önce. Yani sadece Almanya seçim konjonktüründe olduğu için ya da Türkiye’de iktidar bir “dış düşman” yaratıp kitleleri mobilize etmek istediği için yaşanmıyor yaşananlar. Bunun birtakım somut, açık nedenleri var. Her şeyden önce Almanya, Türkiye’nin emperyalist ilişkiler açısından bakıldığında ABD’yle birlikte asıl bağımlı olduğu ülke. Evet, askeri ve politik açıdan ABD çok daha ön planda ama ekonomik, ticari ilişkiler açısından bakıldığında Almanya ve AB, Türkiye kapitalizminin ve sermayesinin asıl bağlantı noktasını oluşturuyor. Türkiye’deki rejim inşası, giderek yerli ve uluslararası sermayenin belki kısa vadede değil ama orta-uzun vadedeki çıkarlarıyla karşı karşıya geldikçe, Alman emperyalizmi de tutumunu sertleştiriyor, rejim karşıtı bir pozisyonu giderek güçlendiriyor. Buna elbette ki, küresel kapitalizmin ve AB’nin kendi meşruiyeti adına belli bir demokrasi retoriğini sahiplenme ve otoriterleşme-karşıtı bir pozisyonda durma zorunluluğunu da eklemek gerekiyor. Ayrıca, Almanya’nın başta cemaatçiler olmak üzere “rejim muhalifleri” için bir sığınma merkezi haline gelmesi, AKP’nin Diyanet İşleri ve MİT üzerinden Almanya’daki Türkleri mobilize ederek Alman içişlerine müdahale çabası, kimi Almanya vatandaşlarının ve insan hakları aktivistlerinin tutuklanması gibi meseleler de ilişkilerin bu noktaya gelmesinde etkili olmuşa benziyor.

İKTİSADİ İLİŞKİLER İÇİN KAPALI KAPILAR ARDINDA OLAĞANÜSTÜ ÇABA

Yrd. Doç. Dr. Fatih YaşlıCumhurbaşkanı Erdoğan, “Ey Almanya” çıkışı yaparken, diğer yandan Alman tekellerine de ihaleler verildiğini görüyoruz, son olarak Siemens’e rüzgar enerji ihalesi verildi. Yine Almanya’ya yönelik sert ifadeler kullanan Başbakan Binali Yıldırım, 27 Temmuz’da Almanya şirket yöneticileriyle bir araya geldiğinde, “Biz sizi Alman şirketi olarak görmüyoruz. Biz sizi bu ülkenin şirketi olarak görüyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Bir yandan yapılan sert açıklamalar diğer yandan Almanya ile ticari ilişkilerdeki bu duruma dair neler diyeceksiniz?

Az önce söylediğim üzere, Almanya Türkiye sermayesinin asıl partneri ve bağımlı olduğu ülkedir. Dolayısıyla Almanya’nın gerçek anlamda birtakım iktisadi yaptırımlara girişmesi Türkiye kapitalizmi üzerinde ciddi etkiler yaratacaktır. Bu nedenle iktidar, siyasi ilişkileri bunca gererken, iktisadi ilişkilerin bozulmaması adına kapalı kapılar ardında olağanüstü bir çaba gösteriyor. Ancak bunun bir “şark kurnazlığı”ndan ibaret olduğunu söylemek gerekiyor, çünkü iktidar partisi Türkiye’yi “petrolü olmayan bir petrol şeyhliği” gibi yönetmek istiyor ve siyasi ilişkileri böylesine gererken iktisadi ilişkilerin aynı kalabileceğini zannediyor. Hatta Erdoğan “bunlar serbest piyasayı da bilmiyor” minvalinde bir laf ederek, “siyasetle ticareti karıştırmayın” gibi bir mesaj vermek istemişti Almanya’ya. Ancak bu imkânsız, eğer emperyalizm bir ülkeye herhangi bir şekilde bir yaptırım uygulayacaksa, elbette ki ekonomiyi de bir silah olarak kullanacaktır. Zaten görüldüğü üzere, AB fonlarında kesintiye gidilmesi ve Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi başlıklarında somutlaşacak şekilde birtakım adımların atıldığı görülebiliyor. Önümüzdeki dönemde elbette ki, kapitalizmin kuralları işlemeye devam edecek ve Türk şirketleri ile Alman şirketlerinin ticareti sürdüreceklerdir, kısa vadede burada bir değişiklik olmayacaktır ama başka yöntem ve araçlarla Almanya iktidarı sıkıştırmaya devam edecektir kanımca.

‘YABANCI DÜŞMANLIĞI ÜRETİLİYOR’

İki ülke hükümetlerinin yaptığı açıklamaları burada yaşayan halklar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her iki ülkede de esas olarak sermaye sınıfının partileri iktidarda ve her iki ülkede de izledikleri politikalar Almanya ve Türkiye halklarının değil, sermaye sınıfının, sermaye düzeninin çıkarlarıyla ilgili. Buna Türkiye’de, inşa edilmekte olan rejimin ve tepesindeki ismin çıkarlarını da eklemek gerekiyor. Alman emperyalizmi, sözde otoriterleşme karşıtlığı adı altında ve demokrasi retoriğiyle, daha düne kadar arkasında durduğu, destek verdiği bu rejime yönelik birtakım yaptırımlara hazırlanırken, rejim de güya antiemperyalizm, yerlilik ve millilik demagojisiyle Almanya ile kavga ediyor. Bunun iki ülkenin de halklarına herhangi bir faydası olmadığı ise çok açık. Bilakis, yabancı düşmanlığı, milliyetçilik, ırkçılık üreten bir durum bu.

www.evrensel.net