Bürokratlaşmış sendikacılıkla nereye kadar?

Bürokratlaşmış sendikacılıkla nereye kadar?

Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı olarak göreve geldiğim günden bu tarafa, bir arada güzel işler yapabiliriz inancıyla yan yana geldiğimiz öncelikle İzmir Sendikalar Birliği, sonrasında da Sendikal Güç Birliğinde bulunan arkadaşlarımla, bağlı bulunduğumuz Türk-İş içerisinde alınan kararları ve yapılacak işleri gücümü

İsmail Doğan

Tanıdığım şubelerin her birinin fedakarlığına tanık oldum. Deri-İş - Savranoğlu, Tümtis - Ups, Teksif - Hugo Boss, Tekgıda-İş - Billur Tuz, Türk Metal-İş - Micha, direnişlerinde ellerinden geleni yapmak için çaba sarf ettiklerini biliyorum. Tüm bunların yanı sıra örgütlü oldukları işyerlerinde de yaşanan sıkıntıları çözmek için sarf ettikleri çabayı da gördüm. Siyasi iktidarın yanlış yaptığını duyurduğumuz konularda bir araya gelerek neler yapabiliriz diye tartışıp hayata geçirmeye çalıştığımız konular da oldu. Asgari ücret insana yaraşır ücret olmalıdır düşüncesiyle en az 50 bin kişinin çalıştığı organize sanayide, “Ne olursan ol sendikalı ol” çalışmasına kadar bir arada mücadele ettik.
Bütün bunlar bürokrat sendikal anlayışa yetmeyebilir. Ama bilinmelidir ki rakip gördüğümüzü, rakip olmaktan çıkarmanın yolu kafa koparmak değil, doğru işler yapmakla ve doğru duruş sergilemekle mümkündür.
Uzun yıllar sendikal faaliyetin içinde görev aldım. Ama mücadelenin içerisinde yaşanan sıkıntıların çözümünde başta konfederasyonlar olmak üzere sendikaların tutumumun ne kadar önemli olduğunu da gördüm. Sermayenin 1980 sonrası emeğe dönük saldırılarında yanlış duruşlarla, yitirilen haklarla birlikte üye sendika ilişkisinin de zarar gördüğünü anlamamak mümkün değildir. Örneğin; özelleştirmeler karşısında bırakın özelleştirmeye karşı durmasını özelleştirmeden medet uman sendikaların görev yaptığı dönemi yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Kavel Kablo işçileri neden direnmişti? Niye aradan geçen bunca zamana rağmen Kavel Kablo direnişi unutulmaz? Kavel direnişi üzerine şiirler yazıldığını bilmeyen sözüm ona sendikacılar olduğunu bilmek, sınıf mücadelesinin neden geriye gittiğinin cevabıdır aslında.
Dün siyasi iktidar yıllardır hem dünyada, hem de ülkemizde grev hakkını aldım diyebilir miydi? Veya en büyük konfederasyonun kongresinde emeğe dönük yapılan saldırılardan sorumlu olan siyasi iktidar, kongreye gelebilir miydi? Bunların hepsi bu ülkede maalesef yaşandı ve yaşanıyor. Dün Ankara’da hükümet varsa Türk-İş de var deniyordu. Bu gün ise bir işçinin böyle bir duygusunun olmamasının nedenlerini sorgularken içten ve samimiyetle cevap veremezsek ilerleme sağlanamayacak gibi görünüyor.
Yapılan saldırılara sessiz kalan, ama “yanlış yapıyorsunuz” diyenleri de düşman belleyen anlayıştan süratle uzaklaşmazsak yitirilen haklarımıza kıdem tazminatı da eklenir. Hazırlıklarını tamamlamış ve yasallaştırmak için alt yapısı tamamlanmış emeğe dönük saldırı paketine onay veren sendika ve sendikacıların tarih önünde saygıyla anılmayacaklarını çok iyi biliyoruz.
Bu ülkede yaşananları bir kenara bırakıp, ileride bana muhalif olur düşüncesinden yola çıkarak şubeleri terbiye etme adına yapılan tutum ve davranışları nereye koymak lazım? “Beni tanımazsan seni bitireceğim” diyerek yola çıkan merkez yöneticisi, sevmediği şubesinin sendikal mücadeleye koyduğu katkıyı, gösterdiği çabayı yok sayarak “Sınıf sorumluluğu beni ilgilendirmez”, “Sen bana biat etmiyorsun”, “Sen yok olmalısın” söylemleriyle onu seçen işçiyi yok sayabilir mi?
En küçük tereddüt göstermeden sınıf kardeşlerinin sıkıntılarını kendi sıkıntısıymış gibi duyan, üyelerinin sorununa gece gündüz koşan ama sendika merkezi tarafından da rakip görülerek kafası koparılmak istenen, bunun için bütün yetkiyi elinde toplamak amacıyla olağanüstü kongre toplamayı sendikacılık zanneden bürokratlaşmış sendikacıları nereye koymak gerekir?        
Şube yönetimini sadece merkez yönetimine muhalif diye yok etmek isteyen, bunun için sendikayı olağanüstü kongreye götürüp bu amaçlarını kongreden geçirmek isteyen ve kendilerini vazgeçilmez tek otorite olarak açıklayanların tavırlarını nereye koymalı?
Sendikal mücadelede tüm yaşananlar olumlu olumsuz tüm bu davranışlar tarihe not düşülüp, işçi sınıfı tarafından layıkıyla anılacaktır. Ama bilinmelidir ki alanlarda haykırdığımız gün gelecek devran dönecek sloganı sadece emeğe saldıran siyasi iktidarlar için söylenmiyor bu böyle bilinmelidir.

*Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı

www.evrensel.net