CIA’in Suriye’deki kirli savaşının sonu

CIA’in Suriye’deki kirli savaşının sonu

CIA, ‘ılımlı’ olarak nitelediği cihatçılardan oluşan gruplara verdiği destek programını başarısız olduğu gerekçesiyle iptal etti.

John WIGHT
CounterPunch

Suriye’deki çatışmanın tanımlayıcı tarihi yazıldığında, ABD’nin isyancı grupların finans edilmesi, eğitilmesi ve silahlandırılmasındaki rolünün ana bölümlerden biri olması gerekecek.

Washington’ın yakın tarihte –ABD’li vergi mükelleflerine 1 milyar dolardan fazlaya mal olan- 400 bin  kişinin öldüğü çatışmanın devam etmesine katkıda bulunan CIA’nın Suriye’deki ‘ılımlı isyancıları’ destekleme programını iptali, çok uluslu bir şirketin başarısız bir girişimden dolayı yurtdışındaki ticari teşebbüsüne son vermesi gibi bir tavırla duyuruldu.

AÇIKLAMADA DEĞİNİLMEYENLER

Programın uluslararası hukuka aykırı olarak yürütülmekte olduğundan hiçbir şekilde söz edilmedi. Desteklenen bu isyancıların ülkede demokrasi kurma arzusundan ziyade dini ve kültürel tiranlık kurmayı amaçlayan ve ağırlıklı olarak Suriyeli olmayanlardan oluştuğuna da değimilmedi.

Bir dakikalığına, ibrenin tam tersine döndüğünü düşünün. Rusya Dış İstihbarat Servisi’nin (FSB), dini aşırılık yanlılarının egemen olduğu, işkence eğilimli, kadınları köleleştiren, insanların kafalarını kesen silahlı bir ayaklanmayı destekleyen program kurduğunu ve yürüttüğünü; bu programın amacının çok dinli, çok kültürlü devletlerde laik hükümeleri  devirmek olduğunu; bu durum karşısında Batılı başkentlerin ne tepki vereceğini düşünün.

Öfke, haklı olarak çok büyük olurdu.

BATI BAŞ KESEN FANATİKLERİ DESTEKLİYOR

Batı’nın Suriye’de aşırıcıları değil yalnızca ılımlı baş-kesen fanatikleri desteklediğini iddia edenlere gelince, bu Suriye halkının benimseme lüksüne sahip olmadığı akıl almaz bir ayırımdır.

New York Times gazetesinde çıkan bir makale bizi konuyla ilgili bilgilendirdi: “CIA tarafından eğitilen  savaşçılar bir kez Suriye’ye geçtikten sonra CIA memurlar onları kontrol etmekte güçlük çekiyor. CIA silahlarının Nusra Cephesinin eline geçmesi ve bazı isyancıların Nusra’ya katılması program başladığında Obama yönetimindeki birçok kişinin korkuları doğrulandı. Her ne kadar Nusra Cephesi, yaygın olarak Esad’ın birliklerine karşı etkili bir savaş gücü olarak görülse de, el Kaide ile yakın ilişkileri, Obama yönetiminin gruba doğrudan destek vermesini imkansız hale getirdi.”

Son birkaç yıldır ABD’nin Suriye’deki politikasının saf geçersizliği bu pasajda yer alıyor. Ne olacağını düşünüyorlardı? CIA gerçekten de ılımlı isyancılarının, parlayan ABD silahları ve ekipmanlarıyla o çılgınlığa karışıp, kötü aşırı asilerin ilgilerine bağışıklık kazanacağına inandı mı? Geçen 70 yıl boyunca egemen olmaya çalışmak için çok çaba harcamış oldukları bir bölge hakkında gerçekten inanılmaz derecede beceriksiz ve felâket bir şekilde eksik mi bilgilendirilmişler?

En başından beri, Washington ve müttefikleri, yalnızca Suriye’de değil bölgenin genelinde yaşananları ne yazık ki  tamamen yanlış okudu.
2011’de yayılan ‘Arap Baharı’ boyutu ve yayılma hızı dolayısıyla ABD tarafından süprizle karşılanmıştı. Sonuç; gelişmelerin Ortadoğu’daki ABD etkisi için kötüye işaret olduğunu düşünen Washington’daki, paniğe kapıldı, analizlerdeki muazzam çöküntü, NATO yönergesi altında yürütülen Libya’daki feci askeri müdahaleyi yarattı.

ARAP BAHARINA MÜDAHALE ETMEK İSTEDİLER

Onları Libya’daki felakete iten şey iddia ettikleri gibi acımasız bir diktatörü devirme ve onun yerine bir Jefferson demokrasisi kurmak idealleri değildi. Kaddafi iktidarda bulunduğu sırada, NATO müdahalesinin başlıca katılımcıları olan ABD, İngiltere ve Fransa’nın, Libya ile yakın ekonomik ilişkilerinden ve normal düzeydeki diplomatik ilişkilerinden hoşnutken bu nasıl düşünülebilir?

Hayır, NATO’nun Libya’ya müdahalesi, ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerinin kendilerini, o zamana kadar enerjisi tükenmiş olan ‘Arap Baharı’nın başına koyma arzusu ile tetiklendi.

Bunun sonucunda  Batının bu yanlış müdahalesi sadece demokrasiyi değil, Selefi cihadizmin gelişmesini hedefleyen karşı-devrimci bir refleksin alevlerini de körüklemeye yardım etti.

Bu strateji Arap ve Müslüman devletlerin ulusal karakterlerinin, ilerlemelerinin dinamiklerinin ve toplumsal krizlerinin nerdeyse özdeş olduğunu varsayan, Ooyantalist ve indirgeyici bir muamelenin eseridir.

Dolayısıyla Tunus, Mısır’la, Mısır Libya’yla, Libya Suriye ile aynı ...

Libya’da bir halk devrimi söz konusu değildi.  Kaddafi’nin bahsetmeye değer bir hava kuvvetleri bulunmamasına ve hava savunma kapasitesinin NATO tarafından çatışmanın başında zayıflatılıp nötralize edilmesine rağmen NATO uçakları Mart 2011’de ülkede uçmaya başladığı andan itibaren Libya liderini devirmesinin yine de sekiz ay sürmesi bu iddiayı doğruluyor.

Suriye’de CIA programı 2013’te başlayıncaya dek ülke, Kızıl Kmerler gibi azınlık grupların toptan katliamı ve yok edilmesini içeren kendi sıfır yılını uygulamaya koymayı amaçlayarak kendini felakete sürüklemişti.

YASALAR VE AHLAK CIA’E ENGEL OLAMADI

Bu, Suriye’de hükümetle savaşan her militanın Suriyeli olmadığı ya da İslamcı bir aşırılıkçı olduğu anlamına gelmiyor. Bununla birlikte, Suriyeli olmayan ve İslamcı aşırılık yanlılarının çatışmanın mezhepsel karakterini şekillendirmekte sürücü koltuğunda olduklarını belirtmek gerekli. Bunun doğrulaması, Pentagon’un Savunma İstihbarat Ajansı tarafından hazırlanan 2012 yılına ait bir istihbarat raporu tarafından sağlandı.
Yasalar ve ahlak tarih boyunca terör örgütütleri ile uyumlu ilişkileri olduğu doğrulanan bu örgütün istediğini gerçekleştirmesine engel olamadı.
Ama ne olursa olsun CIA’in, ABD’nin faaliyete geçmesi için hiçbir hukuki veya ahlaki hakkı olmadığı bir ülkede üçüncü bir kuvveti yerleştirmek ve yetiştirmeyi içeren programında  başarısız oldu.

Çeviren: Elif Özmen Belek

www.evrensel.net
ETİKETLER CIASuriye