Şiddetle mücadelede yeni adım yok eski hataların tekrarı var

Şiddetle mücadelede yeni adım yok eski hataların tekrarı var

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Salman Kaya'nın şiddetle mücadele için attığı 'yeni adımlar', aslında eski hataların tekrarı.

Sevda KARACA

Son günlerde kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda hükümet katından yeni ‘müjde-ler’ açıklandı. Gazete haberleri Aile Bakanının konuyla ilgili açıklamasını “İktidar, toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin önlenmesi, cinsel taciz mağduru kadınların korunması için üç önemli adım atmaya hazırlanıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Salman Kaya, kadınların korunması ve daha fazla istihdamı amacıyla önümüzdeki dönemde hayata geçirecekleri proje ve uygulamaları anlattı” diyerek sundu.  

Bakanın anlattığı uygulamalar şunlar: Şiddete karşı elektronik kelepçe yaygınlaşacak, kadın konukevleri yaygınlaşacak, kadın izleme merkezleri kurulacak.

Bu ‘müjdelerin’ yeni olmadığını biliyoruz. Daha önce de pek çok kere gündeme gelen, hatta hükümetin 2012 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi nedeniyle o yıldan bugüne çoktan hayata geçirmekle yükümlü olduğu uygulamalar neden bugün yeniden gündeme geldi? 

Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukukta uygulanmasıyla ilgili ilk değerlendirme sürecine girdi. Bu değerlendirme süreci eylül-ekim ayı itibarıyla bir sonuca bağlanacak. Bu takvim, hükümetin bu değerlendirme sürecinde “Bakın, çok önemli somut adımlar attık” demek için bu meseleleri gündeme getirdiğine ilişkin soru işareti yaratıyor.

ELEKTRONİK KELEPÇE ÇÖZÜM DEĞİL!

Aile Bakanı “Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için buton uygulaması yapıldı ancak bu yeterince başarılı olmadı. Başarı nedeniyle elektronik kelepçenin kapsamını genişletiyoruz. Ankara, İzmir, İstanbul, Bursa, Gaziantep ve Antalya illerinde yaygınlaştırılacak. Ben özellikle İstanbul’un da kapsama alınması için ısrarcı oldum.” diyor. 

- 19 Temmuz 2011’de dönemin Aile Bakanı Fatma Şahin tarafından dile getirilen, 2012 yılında Adana ve Bursa’da başlayan uygulamada kadınların acil durumda cihaza basması ile güvenlik ekibinin olaya müdahalesi arasında geçen sürede can güvenliği açısından ciddi riskler oluştuğu ortaya çıktı. 

- 30 Ekim 2014’te dönemin Aile Bakanı Ayşenur İslam “Uygulama başarısız oldu” dedi: “Kadına veriyorsunuz panik butonunu, saldırgan olduğunu düşünülen kişi ona yaklaştığında, kadın bunu fark ettiğinde basıyor ve kolluktan yardım istiyor. Kolluk oraya gelinceye kadar iş işten geçmiş olabiliyor. Failin elektronik olarak izlenmesi çok daha iyi bir sistem” dedi.

Aile Bakanlığının 2015 yılı faaliyet raporunda yeni dönemde panik butonu uygulamasının yerine elektronik kelepçe projesi uygulanacağı söylendi. 8 Mart 2015’te protokol imzalandı, uygulama başladı. 

-  bianet,  2015’te öldürülen 284 kadının yüzde 10’una yakınının koruma tedbiri çıkarmış ya da mülki amirliklere ya da kolluğa şikayette bulunmuş olmasına rağmen öldürüldüğünü tespit etti. Aynı yıl şiddet sonucu yaralanan 370 kadının yüzde 4.5’i koruma tedbiri kararlarına rağmen, yüzde 3’ü ise şikayetçi olmasına rağmen şiddete maruz kaldı. 

-  2015-2017 yılları arasında şiddet yasası kapsamında haklarında ‘geçici koruma tedbiri’ verilen ve ‘çağrı üzerine koruma’ usulüyle korunan 20 kadın ‘Ani gelişen olaylar sebebiyle’ polise çağrıda bulunamadan öldürüldü! 

-  Üstelik rakamlar bununla sınırlı değil. Çünkü biliyoruz ki kadınların koruma tedbirine ya da şikayete rağmen korunamaması, başka kadınların güvenini kırılmasına ve yasal yollara başvurmaktan çekinmelerine yol açıyor. 

BAKAN KONUKEVİ AÇILMASI İÇİN MEKTUP YAZMIŞ!

Aile Bakanı diyor ki; “Büyükşehir, il ve nüfusu 100 binin üzerinde olan ilçe belediyelerin şiddet gören kadınların çocukları ile birlikte barındığı sığınma evleri açma zorunluluğu bulunuyor. Yerel yönetimlere bağlı faaliyet yürüten 33 kadın konukevinden yalnızca 8’i büyükşehir belediyesi bünyesinde açılmış. Kadın konukevi bulunmayan, 22’si büyükşehir belediyesi olmak üzere nüfusu 100 binin üzerinde olan 88 belediyenin öncelikli olarak kadın konukevi açması gerektiği tespit edildi. Bunun için İçişleri Bakanlığına mektup yazdım.”  

- 2005 yılında kanunda yapılan değişiklikle nüfusu 50 bin olan belediyelerin sığınmaevi açma yükümlülüğü, nüfusu 100 bini geçen belediyeler olarak değiştirildi. Nüfusa ilişkin bu değişikliğe rağmen, üstelik kadına karşı şiddetin korkunç boyutlara vardığı bir ülkede, devlete ait sadece 101 sığınak var. Üstelik bunlar arasında tabelası bulunan ancak hizmet vermeyen, personeli atanmamış binalar da var. Ayrıca * Bakanlık bütçe vermediği için Ankara’daki Kadın Dayanışma Vakfının kadın insan ticareti mağdurlarına hizmet veren sığınağı 2016 sonunda kapanmak zorunda kaldı.

- Kadına karşı şiddetle mücadelede yaşamsal önem taşıyan Alo Şiddet Hattı, AKP iktidarı döneminde, Alo 183 Sosyal Destek Hattı’na dönüştürüldü. Öyle bir hat ki bu aile, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, şehit yakınları ile gaziler ve gazi yakınları bu hattı arayarak hizmet alıyor. Tam da bu kadar geniş bir sorunlar silsilesi nedeniyle “Aradığınız hatta ulaşılamıyor”! 

- 11 Eylül 2016 tarihinden itibaren 86 DBP’li belediyeye kayyım atanmasıyla 52 kadın kurumunun faaliyetleri durduruldu. Kadın Politikaları Daire Başkanlığı, kadın müdürlükleri, kadın sığınmaevleri kapatıldı. 

- Hükümetin 2016-2020 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Eylem Planını açıkladığı gün, Van Belediyesi Kadın Yaşam Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren ve 2006 yılından itibaren şiddete maruz kalan, hayati tehlikesi olan kadınlara hizmet veren kadın sığınmaevinin, belediyeye atanan kayyım tarafından kapatıldığını öğrendik. Van Büyükşehir Belediyesinde kadınlara psikolojik ve sosyal destek veren ‘Alo Şiddet Hattı’ da yok edildi. Akdeniz Belediyesindeki kadın sığınmaevi piknik alanına çevrildi, İŞTAR Kadın Danışma Merkezi kayyım tarafından “Yetkiniz yok” bahanesi ile kapatıldı. Diyarbakır Silvan Belediyesi Meya Kadın Merkezi ‘aile destek merkezine’ dönüştürüldü. 

ŞİDDET ÖNLEME VE İZLEME MERKEZLERİNE NE OLDU?

Aile Bakanı diyor ki; “Şiddet gören, taciz gören tecavüze uğrayan kadınlar, emniyet, savcılık, hastane dolaşıyor. Kadın kapı kapı dolaşmayacak. Adli muayenesinin ve diğer işlemlerinin bu tek merkezde yapılmasını öngörüyoruz. Kadına yönelik şiddetin fazla olduğu illerde pilot uygulama olarak KİM’leri kurmaya başlayacağız.”

Bu açıklama üzerine akla ilk gelen soru şu; Büyük vaatlerle açtığınız ŞÖNİM’lere ne oldu? Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri şiddete uğrayanlar için hükümet tarafından temel hizmet mekanizması olarak sunulmuştu. 2013 yılından itibaren 14 pilot ilde bulunan ŞÖNİM’ler, Aralık 2016 yılı itibarıyla 49 ilde açılmış bulunuyor. 

Açıldığı ilk günden beri kadın örgütleri ŞÖNİM’leri, çalışan kadrolu personelin az olması, çoğunluğunun geçici görevli ve hizmet alımı yoluyla istihdam edilmesi, meslek elemanı sayısının az olması, şehir merkezlerinden uzak yerlerde bulunması, şiddet uygulayan erkeklere de hizmet veren kurumlar olması, hatta arabuluculuk rolü üstlenmeleri nedeniyle eleştirmişti. Ancak eleştiri ve kaygıları dikkate alınmadığı gibi, kadınların taleplerini karşılayacak plan ya da hedefler yine eylem planında yer almıyor. 

Bu eksiklikler sürerken KİM’ler tartışılmaya başlandı. Bu KİM’lerin hedefinin, işleyişinin, kurumsal yapısının nasıl olacağı konusunda henüz bir netlik yok. Tıpkı ŞÖNİM’lerin kurulduğu zamandaki gibi kadın örgütlerine danışılmadan öne sürülen bir merkez. İçeriği ve vereceği hizmet konusunda açık bir bilgi olmadığı için şiddeti önleme ve şiddete uğrayanlara vereceği hizmetler konusunda net birşey söylemek zor. Kadın izleme merkezlerinin akıbetinin ŞÖNİM’ler gibi olmamasının garantisi ne olacak?

YENİ BİR TABELA KURUMU: KADIN İZLEME MERKEZİ 

  • Prof. Dr. Songül Sallan Gül

Kadın sığınmaevleri, şiddetten koruma mekanizmaları konusunda çalışmaları olan, alandaki pek çok kurumun bu konularda danıştığı Akademisyen Prof. Dr. Songül Sallan Gül yanıtlıyor: 

- “Basından izlediğimiz kadarıyla KADEM mayıs ayında bir toplantı gerçekleştirdi. Çıkan haberlerden anladığımız kadarıyla Türkiye’nin GREVİO temsilcisi Feride Acar’ın da katıldığı bu toplantıda rapor sürecinde neler olması gerektiğine ilişkin bir tartışma yapılmış olabilir. Kadın izleme merkezi gibi bir merkez kurulmasına yönelik öneri KADEM’in toplantısında gündeme gelmiş olabilir.”

- Türkiye’de 49 ŞÖNİM var ama işlevsel olan sadece 24-25 civarında.  Hatta pilot uygulama olarak 11 ilde başlayan ŞÖNİM’lerin dışında, pek çoğu bir tabela kurumu.

- Biliyorsunuz bürokraside karar çıktığı zaman anında konuluyor tabela. Ama işlevsel olması için gerekenler var. Bu işlevleri yerine getirmek için nitelikli personel bulundurmanız ve bu personele ayıracağınız kamusal finans olması lazım. Çoğu kez ŞÖNİM’lere atanan sorumlu, kurumun tek elemanı oluyor. Psikologları yok, sosyologları yok. 

- Şiddet çok farklı alanlarda çok farklı boyutları ile devam ediyor.  Dolayısıyla şiddete uğrayan kadınların evden ayrılmayı düşünmedikleri durumda da sığınma sonrasında da şiddet merkezlerinin işlevsel hale gelmesi lazım. Ama tıpkı ŞÖNİM’lerin kuruluş sürecinde olduğu gibi, tartışmadan konuşmadan, birden ortaya atılan bir kararla yapılması bana çok sağlıklı gelmiyor.  

- Kadın İzleme Merkezlerinin ne olduğu, ne iş göreceği açık değil haberlerde. Bu merkezler ne iş yapacak, bu merkezlere tahsis edilecek personelin kaynağı nereden gelecek? Eğer bu merkezler de yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde çalışacaksa, bu merkezler de tabela kurumu olmanın ötesine geçemez büyük ihtimalle…

- Sadece imzacı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği bir sorumluluğu yerine getirmiş gibi görünmek adına, eylül-ekim ayındaki bir değerlendirme sürecine yönelik bir adım atmış olma görüntüsü için bir tabela kurum kurulması ŞÖNİM’ler gibi sonlanır. Oysa Türkiye’de kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet kaygı verici düzeyde arttı. Bunun önlenmesi için alınacak kamusal tedbirlerin bütüncül yaklaşımlarla sağlıklı bir biçimde ele alınması gerekir.  

- GREVİO’ya sunulacak rapor döneminde “Kadın İzleme Merkezlerimiz kuruldu” denilecek, ŞÖNİM’lerin nispeten daha işlevsel olduğu pilot illerde süreç başlatılacak. Ondan sonrası da niyetlere bağlı olarak sürdürülür. Türkiye’nin bugünkü ikliminde de kadına yönelik şiddetin izlenmesi, takibi ya da bu kurumların işlevsel olmasının beklenmesi ne kadar mantıklı olur bilemiyorum. 

- Bence böylesi kurumsal girişimler ve süreçler birdenbire karar verilerek değil, kadın kuruluşlarıyla, akademisyenlerle, bakanlığın ilgili personeliyle, alanda bu konuda uzmanlaşmış, birikimli kişilerle konuşulup, tartışılarak karar verilmeli ve adım atılmalı.

Prof. Dr. Songül Sallan Gül'ün Ekmek ve Gül'de yayınlanan röportajının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Ağustos 2017 23:31
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.