Sermayeye fon yaratma süreci

Sermayeye fon yaratma süreci

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bireysel emeklilik sistemini teşvik eden düzenlemeyi “Tasarruf oranlarının yükseltilmesi hedefinin gereği” olarak ifade etmişti. ‘Tasarruf’un olumlu bir çağrışımı var. En azından savurganlıktan iyidir. Ya bireysel emeklilikle birlikte olursa? Birey tasarruf etmiş mi olacak? Bu da değil.“Tasarruf oran

“Tasarruf oranları” ve bireysel emeklilik. İki alakasız kavram gibi gözüküyor. Örneğin kamusal emeklilik sistemi geliştirilse, daha insani düzeyde bir emeklilik yaşı belirlense tasarruf etmeyecek miyiz? Velhasıl bu tasarrufu konuşmakta fayda var gibi gözüküyor. Bu nedenle İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Birdal ile ‘tasarruf’ ve bireysel emeklilik ilişkisiüzerine konuşuyoruz.

Tasarruf oranıyla kastedilen nedir? Az mı tasarruf ediliyor? Kim tasarruf ediyor?
Burada tasarruf oranı ile kastedilen toplam tasarrufların GSYİH içerisindeki oranıdır. Geleneksel ekonomi teorisi açısından bu oran yatırımları ve dolayısıyla da büyümeyi belirlemesi açısından büyük önem taşıyor. Ne var ki uluslararası sermayenin mobilitesinin çok yüksek olduğu günümüzde kimi ülkelerde büyümenin büyük ölçüde yabancı kaynaklarla fonlandığını da görüyoruz. Elbette bu durumun uzun vadede ne oranda sürdürülebilir olduğu da başka bir tartışma konusu.

Ya Türkiye?
Türkiye’ye döndüğümüzde ise tasarruf oranının 1990’lardan bugüne yüzde 23’lerden yüzde 13’lerin altına gerilediğini görüyoruz. Bu oldukça düşük bir rakam. Bireysel olarak baktığımızda tasarruf eğilimi gelir seviyesi ile birlikte yükselmektedir. Dolayısıyla, tasarruf oranını yükseltmenin bir diğer yolu olarak da gelir dağılımı eşitsizliğinin büyümesi gösterilebilir. Özellikle klasik iktisatçıların bu konuya vurgu yaptıkları bilinir. Hatta, kapitalizmin sürekliliği açısından gelir dağılımının eşitlenmesi gerekliliğine vurgu yapan Keynes dahi özellikle sermaye oluşumunun ilk aşamalarında bu durumun önemini belirtir. Burada piyasacı alternatifin karşısında Sovyet modelini de unutmamak gerek. Bilindiği gibi özellikle Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nin yakaladığı yüksek büyüme hızı da Rostow, Harrod, Domar, Solow gibi kapitalist kampın önde gelen iktisatçıları tarafından yüksek tasarruf oranı ile açıklanmaya çalışılmıştır.
Bireysel emeklilik şirketlerinde biriken fonların hangi yollarla ‘yatırım’a dönüşmesi planlanıyor?
Günümüzde ülkemizdeki emeklilik fonlarının elindeki toplam portföyün büyüklüğü 12 milyar TL’yi aşıyor. Fonun yapısına göre portföylerin tahvil, hisse senedi gibi sermaye ve para piyasası araçlarına yatırıldığını görüyoruz. Dolayısıyla, emeklilik fonları aracılığıyla bireylerin tasarrufları şirketlerin fon ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yönlendiriliyor.

Emeklilik şirketleri fonlarının adını son yıllarda daha fazla duyar olduk. Özellikle 2008 yılında patlak veren krizle birlikte. Ve özellikle ABD’de? Neden?
2008 krizinde emeklilik fonlarının ön plana çıkması bu fonların yaptığı riskli yatırımlar nedeniyle bu fonlara tasarruflarını aktaranların mağdur edilmesi nedeniyle oldu. Gerçi buradaki riskli kelimesi de tartışmaya açık. En üst seviye olan AAA kredi notuna sahip yatırım araçlarının da karşılıksız kaldığına şahit olduk kriz döneminde. Kaliforniya gibi en önemli eyaletler dahi tahvillerinin ödemelerini gerçekleştiremez hale geldi.  Sonuçta, 2008 yılında ABD’de emeklilik fonlarının toplam varlıkları yüzde 25 civarında küçüldü.
Bu devasa fonlar ne anlama geliyor? Yani, bir yanda prim ödeyen emekçiler, diğer yandan milyarlarca dolarlık fonlar? Bireysel emeklilik sistemine teşviki, bu çerçeveyle birlikte nasıl değerlendirmek gerekir?
Bugün bu fonlar mevcut haliyle tasarruf oranı halihazırda son derece düşük olan yoksul emekçileri hedef almıyor elbette. Ama genel olarak amaçlanan yastık altındaki tasarrufları piyasaya çekmek ve şirketlerin fon ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde sisteme sokmaktır. Bu anlamda emeklilik fonları bankacılık sisteminin diğer aktörleri gibi bir işlev üstlenmektedir. Kanımca burada üzerinde durulması gereken nokta bireylerin geleceğe dönük beklentilerinin finans piyasalarındaki dalgalanmalarla iç içe geçmiş olmasıdır. Böylece, geleceğe dönük tasarruflarını emeklilik fonlarında tutan bireylerin  Yunanistan’daki reform paketine karşı direnen emekçilerle uykusu kaçacak, finans piyasalarına dönük trilyonlarca dolarlık kurtarma paketleri karşısında sessiz kalacak, kıdem tazminatı kaldırılırken yükselen hisse senedi fiyatlarına bakarak avunacaktır. Kısacası muhafazakarlaşacak, ideolojik açıdan sisteme bağlanacaktır. Bu durum toplumun farklı kesimleri arasındaki dayanışma bağını ortadan kaldırarak emekçileri sermaye kesiminin saldırıları karşısında yalnızlaştıracaktır. Bu nedenle ülkemizde de giderek yaygınlaşan bu sistemin ideolojik boyutunu atlamamamız gerektiğini düşünüyorum.


BİREYSEL EMEKLİLİKTE ŞİLİ MODELİ

Şili’de darbe öncesinde nüfusun yüzde 70’i kamusal emeklilik sisteminden yararlanma hakkı kazanmıştır. Bu rakam daha önce hiçbir Latin Amerika ülkesinde görülmemiş bir rakamdır. Bu yüzden Şili sosyal güvenlik sistemi diğer Latin Amerika sosyal güvenlik sistemleri arasında en ileri olan sistem olarak dikkat çekmiştir.
Latin Amerika ülkelerine örnek olan Şili sosyal güvenlik sistemi, 1973 yılında gerçekleşen darbe ile aşınmaya başlamış, sağlık ve emeklilik sisteminin adım adım özelleştirilmesi ile bölgenin en ileri sistemi kamu aleyhine hızla dönüşmeye başlamıştır. Emeklilik sisteminin özelleştirilmesi için ilk adım olarak özel bireysel emeklilik şirketlerinin kurulması sağlanmıştır.
Şili’nin yeni modeli 1 Mayıs 1981 tarihinde uygulanmaya başlanmıştır. Ücretli işçiler için zorunluluk esasına, kendi hesabına çalışanlar için gönüllülük esasına dayanan yeni özel emeklilik sisteminde, her üyenin katkısının yatırdığı bir bireysel emeklilik hesabı oluşturulmuştur. Şili’de bireysel ve özel emeklilik sigortasının temel uygulayıcıları olarak, çalışanların primlerini yatırdıkları ve yatırılan bu primleri değerlendiren özel şirketler (AFP) kurulmuştur. 1982 yılı ve sonrasında ilk defa kamu ya da özel sektörde bağımlı çalışmaya başlayanlar, zorunlu olarak yeni sisteme geçirilmiş ve bu çalışanların yeni sisteme kayıt olması ve prim ödemeleri zorunlu tutulmuştur.
Yeni sistemde çalışanın ödemesi gerekli prim oranı ücretin yüzde 13’ü olarak belirlenmiştir. Ücretin yüzde 10’u emeklilik sigortası primi, yüzde 3’ü ise malullük, dul ve yetim aylığı sigortası primi olarak işveren tarafından kesilerek, çalışanların “özgürce” seçtiği şirketlere yatırılmıştır. Bu sistem Şili’de işverenlerin iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası dışında prim ödeme yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmıştır.
1981-1998 yılları arasında özel bireysel emeklilik şirketleri, çalışanlardan yaklaşık olarak 30 milyar dolar toplamış ancak devlet geçiş masraflarının tamamlanması için ek olarak 40 milyar dolar ödemek zorunda kalmıştır. Devlet bu ödemeler için kamu harcamalarını kısmış, vergileri yükseltmiştir.
Şili’de kamusal sigorta sisteminin yeniden dağıtım ve sosyal dayanışma fonksiyonları ve niteliği tasfiye edilmiş, bireyin zaman içinde bireysel hesabında biriktirdiği değerin, emeklilik sonrasında yine bireysel olarak harcamasını sağlayan bir sistem kurulmuştur.
Şili’de bireysel emeklilik sistemi içinde yer alanlar, hastalık, işsizlik, malullük gibi nedenlerle prim ödeyememeleri, durumunda gelir kaybına uğramasına bağlı olarak, prim ödemelerinde geri kalmaları nedeniyle ileride emekli olamama ya da düşük emekli geliri elde etme gibi risklerle karşı karşıya kalmıştır. Bireysel emeklilik sitemi içinde devletin belirli harcamaları ve garantileri yerine getirmesinin ortaya çıkardığı yeni maliyetler ortaya çıkmıştır. Özellikle sosyal yardım geliri ve asgari emeklilik aylığı gibi uygulamalar devletin sırtında yeni bir “yük” haline gelmiştir.
Herhangi bir nedenle bireysel emeklilik sistemi uygulaması dışında kalan (işsizlik, düşük gelir, kaçak çalışma, eski sisteme bağlı olma, tarım ya da kayıt dışı sektörde çalışma gibi) geniş toplumsal kesimlerin aleyhine devlet, görece daha iyi durumda olanlara gelir transfer etmektedir. Fonların büyük bir kısmının devlet tahvillerine yatırılmasının bir başka önemli sonucu şirketleri siyasi iktidarlara karşı bağımlı bir duruma getirmesi olmuştur.
Şili’de nüfusun yalnızca üçte biri özel sistemdedir ve bunların ancak yarısı düzenli olarak primlerini ödeyebilmektedir. Bunun nedeni, insanların büyük çoğunlukla güvencesiz, yarı zamanlı ya da geçici işlerde çalışmak zorunda olmaları, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasıdır.
Şili modeli, sosyal güvenliğin yarattığı kayıt dışı ekonomiyi ortadan kaldıramamış, aksine, ekonominin hızla kayıt dışına kaymasına yardımcı olmuştur. Çünkü asgari emekli aylığını aşan miktarlarda gelir almak için bireysel hesapta biriktirilmesi gereken tasarruf miktarını sağlamak zorlaşmıştır.
Sigortalıların düzenli ve yüksek oranlarda prim ödemelerinde bulunması iyi bir emekli gelirine ulaşmak için yeterli olmamıştır. Bireylerin bireysel tasarruf hesabına yüksek getiri sağlanmaması, emeklilik gelirlerini düşürmüştür. Yüksek enflasyon, kriz ve sürekli durgunluk dönemleri sisteme büyük zarar vermiş ve çalışanlar büyük gelir kayıplarına uğramışlardır.
Şili özel sağlık sistemi modeli ve emeklilik sistemi bireyleri riskler karşısında yalnız bırakan ve geçmişte biriktirebildikleri gelire bağlı olarak ortaya çıkan zararı gideren bir sistem niteliği göstermiştir. Daha çok bireysel zorunlu tasarrufu ön plana çıkaran ve özel sigorta uygulamalarını yaygınlaştıran Şili Modeli’nin tüm dünya ülkelerine olumlu bir örnek ve “model” olarak sunulması ayrıca dikkat çekicidir.

BİTTİ

evrensel.net

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Aralık 2014 09:30
www.evrensel.net