Aliağa

Aliağa'da son iş cinayeti öfkeleri kabarttı

Aliağa Gemi Söküm Tersanesinde bir işçi daha iş kazası sonucu hayatını kaybetti. 3 ay önce yaşanan iş cinayetinde ölen arkadaşlarının acısı dinmeden yeni bir acı yaşayan işçiler, iş bırakarak Aliağa Devlet Hastanesine akın etti.Gemi Söküm İşverenleri Derneğine ait ambulansın geç geldiğini belirten işçiler t

Turan Kara

Gemi Söküm İşverenleri Derneğine ait ambulansın geç geldiğini belirten işçiler tersanelerin orta yerinde 3 dakikada gelmesi gereken ambulansın neden geciktiğini sorguluyor.

Eski ismi Kalkavan yeni ismi Aliağa Gemi Söküm olan tersanede çalışan 46 yaşındaki Hüseyin Gündaş, gemi kesimi sırasında platform olarak kullandığı ambar kapağından düşerek hayatını kaybetti. Savcılık ve polis incelemeleri dışında iş müfettişleri veya çalışma bölge müdürlüğünden kimsenin gelmediğini belirten Gündaş’ın işçi arkadaşları bu kazanın da sıradan bir ölüm gibi gösterilmesinden endişe ediyor.
Olayın nasıl gerçekleştiğine dair kesin bilgilerinin olmadığını ifade eden işçiler saat 11.00 civarında ambulans sesi duymalarıyla birlikte büyük bir endişeye kapıldıklarını anlattılar.  Ambulansın Aliağa Gemi Söküm isimli tersaneye gittiğini öğrendiklerinde oraya koştuklarını, acı haberi almalarıyla birlikte derin bir üzüntü yaşadıklarını dile getirdiler.

BABASI GÖZÜ ÖNÜNDE CAN VERDİ

Arkadaşları bir iş cinayetine kurban verdikleri Hüseyin Gündaş’a ‘deli’ lakabını takmışlar.  “Deli Hüseyin”in memleketi olan Sivas’a yerleşme özlemi içinde olduğunu ve bu özlemini gerçekleştiremeden ölmesine kahrettiklerini vurguluyorlar.

Hiçbir koruyucu önlem olmadan kesim yapan oğlu Oğuz Gündaş ile birlikte çalışıyormuş. Şimdi oğlu babasının gözlerinin önünde hayatını kaybetmesinin şoku içerisinde.

Gemi söküm tersanelerinde çalışan iş güvenliği tedbirlerinin alınmadığını belirten işçiler,  dürüst ve düzenli bir inceleme yapıldığında bunların kolayca görülebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yapılan incelemeler hakkında şu bilgileri veriyorlar: “Bazen gelen denetimciler gelirken neredeyse davul zurna çalıyorlar. Zaten günler öncesinden de haber veriyorlar, o gün olağanüstü tedbirler alınarak temizlik yapılıyor. İşverenlerin kurduğu dernekte oturuyorlar, adeta yiyip içip gidiyorlar, olan bu...”

YETKİLİLER HER GÜN ZİYARETTE AMA...

Bunun gibi pek çok hak gaspının yaşandığı Aliağa Gemi Söküm Tersanelerinde işçiler iş sağlığı ve güvenliği yasasının buralara pek uğramadığını belirtiyorlar. Çevre ve Orman Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Aliağa Belediyesi, İzmir Valiliği, Aliağa Kaymakamlığı, Emniyet Müdürlüğü gibi kurumlarla neredeyse günlük ilişkileri olan böylesine büyük bir tersanede hiçbir kurumun ölen işçileri görmemesi de işçileri öfkelendiriyor. (İzmir/EVRENSEL)


Gemi söküm sektörü,  ILO’nun en ağır ve emek yoğun sektör olarak kabul etmiş olmasına rağmen Aliağa Gemi Söküm tersanelerinde işçiler hâlâ Orta Çağ metodu olan götürü usulü ile çalıştırılıyorlar. İşçiler bu durumun iş kazalarında en önemli hatta başlıca sebep olduğunu söylüyor.  
“Emniyet halatı ile çalışmak insanı çok yavaşlatıyor ve tek başına çalışılmıyor. Götürü usulünde taşeron gemiyi sahibinden belli bir fiyata alıyor ve onu mümkün olan en kısa zamanda bitirmeye çalışıyor. Gerisi teferruat olarak kalıyor” diyorlar.
2011’de 653 bin ton gemi sökümünün yapıldığı tersanelerde, saç ve hurda satış bedelinden yaklaşık 400 milyon dolar kazandıklarını söyleyerek övünen patronlar,  2012 yılının ilk dört ayında tesislere 125 gemi geldiğini, toplam LDT’nin (boş gemi ağırlığı) 350 bin ton olarak gerçekleştiğini ve 2012 yılında 800 bin tonun aşılmasının beklendiğini belirtiyorlar. Ancak bunu yaparken “en ağır ve emek yoğun” olan sektörde taşeronlar aracılığı ile hiçbir işçiden mesul olmuyorlar. İşçilerin sigortaları dahi “Çalışma süreleri, dörtte bir oranında itibari hizmet süresi” eklenecek biçimde değil normal olarak yatırılıyor. Fazla mesailer çoğu zaman verilmiyor, verilirse normal saat ücretinden hesaplanıyor.


İNCELEME YAPACAKLARA ÇAĞRI

İşçiler hayatını kaybeden arkadaşları Hüseyin Gündaş’ın ölümü araştırılırken özellikle vinçlere bakılması gerektiğini özellikle vurguluyorlar: “Vinci iyi kontrol etmeleri lazım. Çünkü çoğu vinç 35-40 yıllık, balatalar, frenler ve her türlü mekanik aksamları eskimiş. Böyle olunca kontrol edilmesi güç oluyor. Pek çoğunun balataları gevşemiş durumda. Balatalardaki yarım santimlik boşluk bile vincin kontrolünü zorlaştırır ve sağa sola çarpabilir. Ama denetime geldiklerinde sadece halatları inceliyorlar, istenilen kalınlıkta mı, yıpranma var mı diye. Evet istenilen kalınlıkta ama yıpranma öyle gözle görünmüyor. Her tarafı yağ olduğu için tellenme fark edilmiyor, halat içten çürümüş oysa. Bir de sadece halatların kalınlığını ölçüyorlar, mekanik aksamına hiç bakmıyorlar.”

ŞİKAYET YOKSA DEVLET ÖLÜMLERLE İLGİLENMİYOR

İşçiler iş güvenliği tedbirlerinin kağıt üzerinde gösterildiğini belirtiyor. “İşe girerken bize pek çok kağıt imzalatıyorlar. Bunun içinde ‘Baret, eldiven, kemer vesaire aldım’ diye kağıtlar da var. Şimdiye kadar yaşanan hiçbir kazanın iş kazası olarak gösterilmediği söyleniyor. Bunlar denetlenmiyor. Taşeronlar ailelere kan parası ödeyerek suçu işçiye atıyorlar ve iş kazası göstermiyorlar. Aile şikayetçi olmayınca büyük devletimiz de işin arkasını kurcalamıyor. 3 ay önce İSKA isimli firmada bir arkadaşımız kesilen sacın altında kalarak can verdi. Peki ne oldu? İşveren ceza mı aldı? Şirket kapatıldı mı? Hiç bir şey olmadı. Hatta hiç kimse duymadı bile. Hiçbir teknik emniyet kurulu yok.”

www.evrensel.net