Türkiye madenlerine Sovyetler’den bakmak

Türkiye madenlerine Sovyetler’den bakmak

Sovyetler’den baktığımız zaman madenlerimizdeki çalışma şartları, sermaye ve devlet arasındaki ilişkiyi daha net ortaya koymaktadır. 

Mahmut Sezgin MEMİŞ

2010’da Karadon’da gerçekleşen grizu patlamasında 30 madenci yaşamını yitirmiş, dönemin Başbakanı Erdoğan ölümlerin mesleğin kaderinde olduğunu ve madencilerin öleceklerini bilerek yeraltına indiğini; ilgili bakan ise maden işçilerinin güzel öldüklerini, acı çekmediklerini, artık huzur içinde olduklarını rahatlıkla söyleyebiliyordu. Bazı polisiye-cinayet romanlarında karşımıza çıkar; karakterimiz ilk etapta gördüğü cesetleri saymaya başlar. Bu sayımlar karakterimizin statüsünü bizlere gösterir. Bir süre sonra cesetler sayılamayacak noktaya varır; artık ölüm önemsenmeyecek bir duruma gelir ve karakterimiz saymaktan vazgeçer. 

Burjuva demokrasisinin “özgürlük” anlayışına göre işçiler çalışma koşulları kötü ise çalışıp çalışmama özgürlüğüne sahiptirler. Ama işsizlik, işsiz kalma korkusu, yoksulluk, sosyal güvenlik ve pek çok nedenden dolayı, işçiler tehlikeli her türlü işi, yaşamak için yapmak zorundadırlar. Bu gibi çıkmazı olmayan durumlar için kullandığımız “Kırk katır mı, kırk satır mı?” deyimi 1800’lü yıllardan başlayarak tarihte sadece bir kez kırılabilmiştir: Ekim Devrimi.

SOSYALİZM İNSANCA YAŞAYABİLMEMİZİN ALTERNATİFİDİR

Sosyalizmde çalışmak; emek gücünün meta olmasından çıkartılır ve aynı üretken-yaratıcı insanın kendini gerçekleştirmesinin bir aracı olur. Sovyetler Birliği’nde de çalışmak hem bir hak hem de bir görevdir. Ekim Devrimi ile birlikte emeğe el koymanın yasaklanmasının yanında; özelleştirme, kira ve faiz gelirleri elde etme olanakları da ortadan kaldırılmıştır. Bu durumda da Sovyet Hükümetine iki önemli görev düşmektedir: Herkese iş ve çalışabilmek için sağlıklı/güvenli olmalarını sağlamak. Tarih boyunca tehlikeli atfedilen madencilik gibi meslekleri göz önüne aldığımız zaman ise Sovyetler Birliği’nin yükü daha da artmaktadır. 

İŞÇİLERİN SAĞLIĞI İŞÇİLERİN ELİNDE OLMALI

Öncelikle işyerlerinde fabrika sağlık istasyonları, dispanserler ve poliklinik gruplarından oluşan sağlık kurumları biçiminde, Sovyetlere özgü bir kurumlaşmaya gidilmiştir. Bu sistemde sağlık birimlerinde, işyerlerinde çalışan işçiler arasından gönüllü olarak eğitime katılan işçiler görev almaktadır. Risk unsurları ve hasta işçiler yine işçiler tarafından tespit edilmektedir. Bu sistemin altında yatan felsefe “İşçilerin sağlığı işçilerin elinde olmalıdır!” şeklinde ifade edilmektedir. (1) 

İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

Sovyetler Birliği, çalışma ortamının kirliliği ve işçi sağlığı alanında standartlarını 1920’lerde kullanmaya başlamıştır ve işçi sağlığına zararlı 14 maddeyi içeren bir liste yayımlanmıştır. Yer altı madenciliği gibi çalışma ortamında olabilecek zehirli gazlar için azami kabul edilebilir yoğunlukların belirlenmesi için hükümet tarafından bir komite görevlendirilmiştir. Sendikaların da çalışma ortamındaki ölçüm değerleri üzerine müdahale hakları bulunmaktadır. Bu standartları Birleşik Devletler 1937, Almanya 1938, İşveç 1969, Türkiye 1995 yılında kabul etmiştir. (2)

Sovyetler Birliği’ndeki işçi sağlığı ve güvenliği alanında düzenlemeler bulunan mevzuata göre; hiçbir sanayi tesisi, işyeri; sendikaların ve sağlıkçıların onayı olmadan inşa edilemez, hizmete/onarıma giremez ve başka bir yere taşınamazdır. Sendikalar tarafından seçilen ve eğitilen işçiler (müfettiş olarak) işyerlerini denetlemektedirler. Bu müfettişlerin tehlikeli çalışma koşullarının iyileştirilmesini isteme yetkisi, tehlike ortadan kaldırılmazsa işyerini kapatabilme, ihlallerin devamı halinde yöneticileri cezalandırabilme ve işten çıkartabilme yetkileri vardır. (3) Burada sosyalist işçi sağlığı ve güvenliği pratiği ile kapitalist pratik arasındaki fark gözümüze çarpmaktadır. Günümüzde Türkiye’de özelleştirme ve taşeron sistemi işçiler açısından kölelik ve korku çemberine dönüşmüş, bu dönüşümün ortağı ve parçası olan bir sendikal düzenle yaratılmıştır. 

Çarlık Rusya’da bütçeden önleyici ve koruyucu güvenlik hizmetlerine yalnızca yüzde 5 pay ayrılırken, Sovyetler Birliği’nde 1920’li yıllarda bu oran yüzde 60’a yükseltilmiştir. Hatta bu bütçe ileri yıllarda işsizliğin ortadan kaldırılmasıyla birlikte işsizlik fonunun buraya dahil edilmesiyle daha da artmıştır.

1935’e gelindiğinde ise; ülkede mevcut 40 bilimsel araştırma enstitüsü sendikalar tarafından yönetilmektedir. Üretimde güvenlik araçları geliştirmek enstitülerin ana amaçlarındandır. Bu dönemde 180 farklı güvenlik aracı geliştirilmiştir. 25 tıp enstitüsü de meslek hastalıkları ve emeğin korunmasının tıbbi yönleri üzerine çalışmalar yürütmektedir. Sendikaların tüm sanayi kuruluşlarını ve devleti iş güvenliği yönünden düzenli olarak denetlemesi zorunlu kılınmıştır. Kurşun ve cıva sanayilerinin her 4 ayda ve diğer kimya sektörlerinin 6 ayda bir denetimi zorunludur. (4)

SOVYETLER’DE ÇALIŞMA SAATLERİ

Dünyada ilk kez Ekim Devrimi’nden (1917) 4 gün sonra iş günü 8 saat olmuştur. Devrimin 10. yıl dönümünde (1927) ise iş günü; ücret aynı kalarak 7 saate, gece vardiyaları 6 saate indirilmiştir. Daha sonra ağır ve tehlikeli işlerde çalışan işçiler için mesai; 6 saate, bazı kategorilerde örneğin cıva sanayisinde ve bazı madencilik kollarında 4 saate indirilmiştir. (5)

SONUÇ

Sosyalist bir sistemin aksine; burjuva devlet anlayışı işçilerin sağlığı ve güvenliğini; kazaların gerçekleştikten sonrası için tedavi hizmetlerine ve ceza sistemine yoğunlaştırmıştır. Şirketler işçi sağlığı ve güvenliğini maliyeti arttıran bir unsur olarak gördüğü için sermayelerini bu alana yöneltmemektedirler. Örneğin; birkaç hafta önce Kelkit’te 2 işçinin ölümünün gerçekleştiği madeni daha önce işleten ve devreden işletmeci: “Yasalara uygun şekilde hareket ettiğimizde kâr değil, zarar edeceğimiz anladık, madeni devrettik” demektedir. Devletten madeni işletme hakkını alan bir kişi kâr etmediğini öne sürerek bir başka şirkete rahatlıkla madeni devredebiliyor. Peki, yasaların dışına çıkıldığında özel bir maden şirketinin kâr etmesinin koşulları yok ise, akıllara gelen soru şudur: Varlığını sürdüren özel maden şirketlerinin sermaye birikiminin koşulları nelerdir? Devlet Soma’da olduğu gibi sermayedarlara peşkeş çektiği madenleri denetlemiyor ise yasa sadece yasal olmayanı gizlemek için mi vardır? Özelleştirme ile cinayetler arasındaki ilişki rastlantısal değil, zorunlu bir ilişkidir. Sovyetler’den baktığımız zaman madenlerimizdeki çalışma şartları, sermaye ve devlet arasındaki ilişkiyi daha net ortaya koymaktadır. 

Kaynak

1 Izmerov NF, Health problems of vvorking-age population in the Russian Federation
2 Holmberg, B v Winell M. (1977). Occupational Health Standards: An International Comparison, sf: 1. Scandinavian Journal of Work, Environment and Health.
3 Sigerist, H. A History of Medicine, s.154.
4 Sigerist, s. 293-294
5 US Public Health Service. (1962). Report of the Medical Exchange Mission to the USSR: Maternal and Child Care, s. 35.

www.evrensel.net
ETİKETLER maden

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.