Danışıklı dövüş gibi

Danışıklı dövüş gibi

Mehmet Özyazanlar, Beşiktaş ile Konyaspor arasında oynanan Süper Kupa maçında ve öncesinde yaşanan olayları yazdı.

Mehmet ÖZYAZANLAR

Spor alanlarında yaşananlar, toplumsal hayatta yaşananların bir yansıması... Stadyumlar zaten öteden beri lümpen yığınların işgali altında ve onların bir araya gelip ırkçılık, cinsiyetçilik ürettiği hatta üretmekle kalmayıp bunlarla gövde gösterisine giriştikleri mekanlara dönüşmüş durumda... Buralarda, savaşların ve ölümlerin kutsandığına, katliamların alkışlandığına, katliam kurbanlarının yuhalandığına çok tanık olduk, hâlâ da oluyoruz... Muktedirlerin toplumsal hayatta muhalif/farklı seslere hayat hakkı tanımaması elbette tribünleri dolduran lümpen yığınlara esin kaynağı oluyor... Sonuçta bu lümpen yığınlar da tıpkı iktidar gücünü elinde bulunduranlar gibi, rakiplerine nefretle bakıyor ve onları yok edilmeleri gereken düşman olarak algılıyorlar...

Beşiktaş ile Konyaspor arasında oynanan Süper Kupa maçı öncesinde yaşanan bir olay, durumun ne kadar trajikomik hale geldiğini gösteriyor. Otobüslerle maçın oynanacağı Samsun’a giden Beşiktaşlı taraftarlar, Çorum’un Sungurlu ilçesindeki bir dinlenme tesisinde mola veriyorlar. Burada mola vermişken, yoldan geçen ve Konyasporlu taraftarları taşıdığını sandıkları bir minibüse saldırıyorlar. Sonradan minibüstekilerin de Beşiktaşlı taraftarlar olduğu anlaşılıyor. Muktedirlerin uyguladığı ve dayattığı, “Farklı olana saldır ve onu yok et” mottosu, hödük yaratıkların cirit attığı futbolda karşılığını çok kolay bir şekilde buluyor.

Öte yandan endüstriyel futbolun kültürel çerçevesini belirleyen en etkili unsurlar ise kazanma fetişi ve fanatizm... Karşılaşmalar sonrasında meydana gelen ve kazananın sevinçten, kaybedenin öfkeden çıldırdığı, olgunluk ve duyarlılık adına utanç duyulacak sefil ortamlar bunun göstergesi.

ŞİDDET CEZAYLA ENGELLENEMEZ

Kaynağı lümpenlik ve fanatizm olan bir şiddeti yasakla, cezayla engellemek mümkün değil. Güvenlik önlemlerini çok daha artırarak, mesela 1000 polis yerine 3 bin polis görevlendirerek sorunu en fazla baskı altına alabilirsiniz. Bu da çözüm anlamına gelmez... Sorunu baskılamak başka, çözümlemek başka... Köklü çözüm getirilemediği sürece, uygun fırsatını bulduğunda aynı sorun yine baş gösterecektir... 

Futbola yatırım deyince yöneticilerin aklına sadece tesis inşa etmek geliyor. Oysa kültürel gelişime öncelik verilmediği sürece stadyumlarda ne şiddetin, ne ırkçılığın, ne cinsiyetçiliğin, ne de nefretin önü alınabilir... Ama tabii egemen güçlerin bunların önünü almayı isteyip istemedikleri son derece şüpheli. Zihniyet olarak olayları çıkaranlardan farkları yok. Zorbalık, ırkçılık, cinsiyetçilik ve nefret ortak paydaları. Belki şiddetin biraz aşırıya kaçması onları rahatsız ediyor olabilir. En fazla o yani. Bunun dışında onlar adına hiçbir sorun yok. Gerçekten şiddetin önünü almak istiyorlarsa, futbolun insani değerler çerçevesinde, insani değerlerin gözetildiği yeni bir kültürel anlayış çerçevesinde icra edilebilmesi için yoğun çaba göstermeleri gerekiyor... Bu yapıl(a)mıyor... Çünkü fanatizm, futbol endüstrisi için bir numaralı besin kaynağı anlamına gelen olmazsa olmaz bir olgu. Endüstrinin istediği kontrollü bir fanatizm. Yani; kombine, bilet ve kulüplerin resmi ürünlerini alacak, yayıncı kuruluşa abone olacak, bunların dışında olay çıkarmayacak, şiddet yaratmayacak düzeyde bir fanatikliği yeterli görüyorlar... Ama fanatizm öyle saplantılı bir duygu hali ki, onu istenen kıvamda/düzeyde kontrol altında tutabilmek her zaman mümkün olamadığı gibi her an zıvanadan çıkma potansiyelini de barındırıyor. Dolayısıyla bilinç yoksunu fanatik lümpen yığınların şiddete savrulması hiç de zor olmuyor.

Egemenler, futboldan elde ettikleri ekonomik ve siyasi ranttan asla vazgeç(e)mezler... Bu nedenle de fanatik lümpen yığınların varlığı onların işine geliyor... Böyle bir ortamda şiddet hiçbir zaman son bulmaz ... Yasaklar, cezalar ise “çözüm aranıyor” görüntüsü verilsin diye ortaya konan yüzeysel girişimlerden başka bir anlam ifade etmiyor...

www.evrensel.net