Sosyal hizmet sadaka değil haktır

Sosyal hizmet sadaka değil haktır

Sosyal Hizmetleri Yeniden Düşünmek Konferansı 8-9 Nisan 2011 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonu’nda yapılacak Konferans, Sosyoloji Mezunları Derneği, Friedrich Ebert Stifung Derneği (Almanya), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Maltepe Üniv

Yurdagül Kaya / Eda Yıldırım


Böyle bir konferansı düzenleme fikri nerden çıktı?

Prof. Dr. Uğur Tekin: Türkiye’de sosyal hizmet kurumu, 1960’larda başlayan, çok cılız olarak devlete konumlanmış bir yapı olarak 2000’li yıllara kadar gelmiştir. 2000’li yıllarda Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde sosyal hizmet alanında değil ama diğer alanda yapılan değişikliklere bağlı olarak çok ciddi bir büyüme oluştu. Bu büyümenin sonucunda doğan birtakım sorunlar da oluştu. Bunu da konferansta tartışacağız. Özellikle AKP Hükümetinin politikası çerçevesinde, sosyal hizmet bir hak insanların vatandaşların bir hakkı, ama insan haklarının bir parçası olarak değil bir cemaat örgütlenmesinin, yargının dayanışma örgütlenmesinin biçimi olarak alınmakta. Sosyal hizmet algısı buraya doğru kaymaktadır. Sosyal hizmet örgütlenmesinin şu anda merkez yerden yerellere doğru kayması, evrimleşmesi, taşması söz konusu. Neoliberal politikaların sonucu olarak da bütün dünyada devlet hizmetinin daha dar bir alana itilmesi, sosyal alandan çekilmesi, özelleştirmeye doğru gidilmesi bunun da Türkiye’de yansıması söz konusu. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil ancak yine de bu konuyu tartışmak istiyoruz. Bu toplantıyı düzenlerken sadece Türkiye’den değil Almanya’dan, Avusturya’dan uzmanlar çağırdık. Tartışmasını Türkiye odaklı yapacağımız toplantıyı biraz daha geniş aldık ve bu üç noktadan başlayarak kurguladık. Bu mesleğin yeni olması nedeniyle bir dizi üniversitede bir pazar açılmış durumda.

1960’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar neredeyse bir üniversite mezun veriyordu, şuanda on tane üniversite sosyoloji uzmanı eğitimi vermekte. 10 tane üniversitede de bölümler kurulmuş durumda. Hızla büyüyen bir akademisyen yetiştirme eğilimi var. Sosyal hizmetleri bir yardım mekanizması olarak düşünürsek Türkiye’deki mekanizmanın çok cılız olduğunu söyleyebiliriz. Bu meslek dalıyla ilgili kuruluşların bir araya gelerek ortak bir duruş geliştirmesi gerekir. Çünkü hükümetin yaklaşımı varla yok arasında. El yordamıyla kendi anlayışları doğrultusunda bir yaklaşım ortaya koymaya çalışıyorlar. Bu kadar hızlı büyüyen bir mekanizmanın nereye doğru evrimleşeceği önemli.  Bu yönelimi de bu dalda çalışan meslek uzmanları belirleyecektir. Bir izleme komitesi kurmayı düşünüyoruz. Ortak bir deklarasyon yayınlayarak nereye doğru gideceğimizi konuşmalıyız. Bu ilk toplantı aslında diğer toplantıların sürekliliğini sağlayacak.

Türkiye’deki sosyal hizmetlerin durumu nedir?

Prof. Dr. Uğur Tekin: Türkiye’deki sosyal hizmetlerin örgütsel yapısıyla ilgili bir iki tespit yapmak mümkün; bu süreç normal bir gelişme süreci değil, dışarıdan zorlamayla olmuştur. Avrupa Birliğinin müdahalesiyle gelen birtakım mekanizma değişiklikleri oluyor Türkiye’de. Mesleği yapacak insanların olmadığı bir büyüme oluştu. Yasalar sistemi deforme etti. Türkiye’nin toplumsal gelişiminin bir parçası olarak oluşmamış bir sosyal hizmet sistemi.Cemaat dayanışması üzerine kurulu bir yapı. Sosyal hizmetler burada bürokratik bir yapıya doğru çekilmekte, günlük hayatın dışına çıkmakta ki sosyal hizmet insanlarla birebir ilişki üzerine kurulu bir meslektir. Bu dalda eğitim görenler bunun eğitimini alırlar zaten. Bunun tamamen dışına çıkan, masa başında oturan insanlar işte belli vakıfların mallarını yasalarıyla uydurarak yani vergiden düşülerek verilen bağışların halka dağıtılması üzerine kurulu. Tepeden kendine oy sağlayacak bir taban yaratmaya yönelik, tepeden müdahaleye dönüşecek bir sisteme doğru gitmekte Türkiye’deki sosyal hizmetler. Çok zayıftır şu anda, müdahale edilirse başka bir şekilde evrimleşebilir. Bu nedenle de böyle bir konferans yapıyoruz. İnsanların hak olduğunu bilmediği, bana dışarıdan verilen bir yardım olarak alınması ve yardım verenin yanında olunması üzerine kurulu bir sistem kurgulanmakta ki bu sosyal hizmet değildir. Bizim anladığımız sosyal hizmet, insanların haklarını veren, haklarıyla dayanışan, hatta haklarını alması için onun yanında duran sosyal hizmet uzmanlarının bir etik arka planını da burada tartışacağız.

Hükümetin sosyal hizmetlere bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pınar Akkuş: Sosyal hizmetler devletin kendiliğinden yapması gereken bir hizmet. Sosyal hizmetin sunumu alt yüklenicilere yüklenmiş durumda. Bunu da altta taşeronlaştırma sistemi aracılığı ile yapıyor. Kendisinin sunması gereken işi alt yüklenicilere ihale karşılığı sunuyor. Burada bir çıkar ilişkisi de var.  Taşeron şirketler işçiye daha düşük ücretler veriyorlar ki kendi kâr paylarını daha yükseğe çıkarsınlar. Hükümetin şu an da ciddi anlamda yapmış olduğu, özelleştirme politikalarının sosyal hizmet alanında da kullanması. Son sürat kamu harcamalarında kısıtlamalar yapılıyor. Ve yoksulluğa hakkı olan sosyal yardım yerine, sadaka zihniyetiyle işler yapılıyor. Sosyal hizmetin birinci amacı koruyucu, önleyici olmak olası bir durumu oluşmadan engellemek. Yani yaşam kalitesini yükseltmek anlamında iş yapmaktır. Yalnızca yoksullara iki ekmek ve salça vermek değildir sosyal hizmet. Belki de her yardım kuruluşu o eve salça götürüyor. Yani bunun bir takibi de yok. Belki onun salçaya değil bir eğitime ihtiyacı var. Sosyal hizmetin bu şekilde belirlenmesi gerekiyor aslında. Çünkü olayı bu boyuta indirdiğinizde yardım dağıtımı yapacak olan kişilerin çok da nitelikli olmasına gerek yok.

Sosyal hizmetlerde çalışanların sorunları nelerdir?

Pınar Akkuş: Başta güvencesiz bir şekilde istihdam edilmeleridir. Etik değerler çerçevesinde işler yapmaya çalışıyorlar. Başkalarının haklarını vermeye çalışırken kendi haklarında da çok ciddi bir küçülme var. İşten çıkartılma olayları çok yüksek ve keyfi. İhale bittiği için seni işten çıkartabilir. Veya yeni bir ihaleye başlayacağı zaman seni daha düşük bir ücrete istihdam edebilir. Bu her şeyden önce onur zedeleyici, mesleklerin prestijini zedeleyici bir durum. Çok az sayıda kadrolu personel var. Kadrolular ve taşeron çalışanlar arasında gelir eşitsizliği var. Bulamadığı sosyal hizmet uzmanı mesleği yerine, başka bir mesleğe ikamet ediyor. Ve o mesleği ucuz iş gücü olarak görüyor. Dolayısıyla bu işe de yansıyor. Sosyal hizmet uzmanları burada vakayı takip edici, vakayla birebir çalışıcı bir yanıyla alıyor. Psikologlarla başka bir boyutunu ele alıyor. Psikolojik olarak onların sorunlarını çözmeye çalışıyorlar. Sosyologlar biraz daha genel bir perspektiften bakıp bu sorunları toplumsal olgular çerçevesinde  irdeleyip buna dair projeler geliştirmeye çalışıyorlar. Halbuki bu meslek elemanlarının birlikte çalışmasıyla müthiş şeyler yapılabilir. Ama bu çatışmayla bu yok edilmeye çalışılıyor.

Sosyal hizmet politikası nasıl olmalı?

Pınar Akkuş: İnsan temelli, hak temelli yani kişileri rencide etmeden onları destekleyici onları zor duruma düşürmeden o durumu önleyici. Sonuçta Türkiye’de bir yoksulluk var ve bu yoksulluk onların problemi, onların suçu değil. Bu bir sistem sorunu. Yani sistem onları yoksullaştırdıkları için yoksullar ve sosyal yardıma ihtiyaç duyuyorlar. Halbuki daha eşitlikçi, gelir kaynaklarının daha paylaşılır olduğu bir sistemde insanların korunması ve yoksullaşmaya karşı önleyebilecek bir sosyal yardım hizmeti politikası geliştirilmesi gerekir. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net