İranlı Öykücüler: Muhammed-i Hicâzî

İranlı Öykücüler: Muhammed-i Hicâzî

Doç.Dr. Ulaş Başar Gezgin İranlı belli başlı öykücüleri tanıtarak İran yazınının Türkiye yazınıyla olan yakınlığına değindi.

Doç.Dr. Ulaş Başar GEZGİN
ulasbasar@gmail.com

Muhammed-i Hicâzî (1901-1974), ‘Sorumluluk’ adlı öyküsünde, birinci tekil kişi anlatımıyla çocukluk anılarına dayanıyor. O, bir an önce büyümek isteyen çocuklardan... Yazar, babasının “sakla ve açma” dediği cüzdanını açmadan saklayarak, babasının gözünde çocukluktan çıkmış olur. Sahi sevgili okur, sen ne zaman çıkmıştın çocukluktan? Anımsayabiliyor musun? Bu kısa öykü, yazarın öğütleriyle son buluyor. Aynı yazar, ‘İntihar’ adlı öyküsünü bir arkadaşının ruh haline dayandırıyor. Yazar, sonunda arkadaşını intihardan vazgeçirecektir. ‘Yeni Ayakkabı’ öyküsünde baş kişi, yeni ayakkabılarına sevinen, ancak okuldaki zorbalardan korkan bir öğrenci: Hasan. Bu kısa öykü de, yazarın öğütleriyle bitiyor. ‘Şeref’ adlı öyküde, yetim ve öksüz bir ailedeki abi ve üç kızkardeşi konu ediliyor. Bu dört kardeş açlıktan kıvranırlar. Bunun nedeni ise, abinin gelenekler gereğince, kardeşlerinin çalışmasına engel olmasıdır. Kardeşler çalışmaya başlayınca açlık da yoksulluk da gözden kaybolur. Yazar, bu öyküyle, ekonomik gerekçeyle olmakla birlikte, kadınların iş gücüne ve toplumsal yaşama katılımını savunur. 

‘Genç Doktor’ adlı öyküsünde, ölümü bekleyen hasta bir kız çocuğu ve ailesi öne çıkıyor. Genç doktorun babasına yönelik yazdığı mektupta, onun bu duruma dönük bakış açısını görmüş oluruz. Yaşlı bir doktorun huzurunda hastaya yanlış bir tanı koyar; ama yanlışı dolayısıyla küçük düşmeyi gururuna yediremez ve yaşlı doktorun doğru tanısını benimsemez. Yine de suçluluk duyar ve babasına mektup yazar. Hatasını kabul eder, kendisini gururu nedeniyle çocuğun katili olarak görmektedir. Mektubunu ‘günahname’ olarak adlandırır. Mektubu alan babası, hasta ölmeden sorunu çözer; yaşlı doktorun tanı ve sağaltım önerisine uyularak her şey tatlıya bağlanır. 

KISKANÇLIK

‘Kıskançlık’ adlı öyküsünde, dersleri umursamayan, derslerinde iyi olanlarla dalga geçen ‘Ali’ adlı bir öğrenci konu ediliyor. Yazar onun hayta arkadaşlarındandır. Oldukça zeki olan öğretmenleri, Ali’nin sınıfta ve okulda yarattığı sıkıntılara ona bir öykü anlatarak son verir ve ondaki resim yeteneğini keşfederek, onu resme yönlendirir. Resim, onu, çalışkan, başarılı bir öğrenci yapacaktır. ‘Nasihat’ adlı öyküsünde, yazar, birinci tekil kişi anlatımıyla, hayattan bezmiş olan bir arkadaşını verdiği öğütlerle düze çıkaran bir kişiliği öne çıkarıyor. ‘Tartışma’ adlı öyküde, yazar, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları, güvercinler arasındaki boşuna yem didişmelerine benzetiyor. Herkese yetecek kadar yem var; bu nedenle, didişmek boşuna... Öykü, retorik sorularla (retorik soru, yanıtlanmak için sorulmayan soru anlamında. Örneğin, “geldin mi? hoşgeldin.”) dolu. 

ADALET

‘Adalet’ öyküsünde, eleştirel gerçekçi bir anlayış gözlemlenir: “Yerde, gökte, dikkatli bakış ile adil gencin eli uzanmadıkça, zorba, güçsüzü parçalamaya devam edecek, felek değirmeni sürekli varlıkların tepesinde dönecektir. Hepimizin birbirimizin avı olduğumuz bir dünyada neden iyilik ve insaf arzusunda olmalı ve neden adil olma ile mazlumdan yana olmanın ham sevdasını taşımalı?” (Kanar, 2013, s.65) 

Ancak bu eleştirellik toplumculuğa evrilmeyecektir. Hicâzî öyküleri genel dersler içerir; toplumsal bilimlerin ürettiği bilgiye dayanmaz. Bu öykülerde toplumsal bilinç de gözlemlenmez. ‘Çaba’ adlı öyküsünde mesel tarzı adeta doruğa ulaşır: Umutlu ve umutsuz insanları, suya düşen karıncalara benzetir. Kimi, yazgısına teslim olacak; kimi, ne olursa olsun bir çıkış yolu bulmaya çalışacaktır. 

DOSTLUK

‘Dostluk’ adlı öyküde denemeye yaklaşır; çok dostu olduğu için değer gören ve başka ölçütlerde pek puan alamayan bir dostun dostluğunu sorgular ve bir sonuca varır. ‘Sevgi Yuvası’ adlı öyküsünü, yazarın dostlukların değerini anlama sürecine ilişkin bir anlatı olarak okuyabiliriz. Hasta yatağındaki kimsesiz bir yaşlı kadın, elindeki dostluklarının ve ailesinin değerlerini anlamasını sağlıyor. Hicâzî bir kez daha geleneksel değerlerin sağlamasını yapmış oluyor.

UYSALLIK

‘Uysallık’ öyküsünde konu, iş ve işçi bulma kurumu eski ve yeni müdürleridir. İki müdürü kişilik özellikleri açısından zıtlık içinde verir ve güler yüzün her zaman iyilik anlamına gelmediği yönünde biz okurları uyarır. ‘Pehlivanlık’ öyküsünde güçsüz görüntülü olanların güçlü olabileceği savlanır. ‘Göz Doktoru’ öyküsünde, eski dostların uzun bir aradan sonra buluşup barışmaları anlatılıyor. Ancak, huylu, huyundan vazgeçmeyecektir. 

İYİLİK

‘İyilik’ adlı öyküde, Ahmet ve Ali adlı iki başarılı öğrencinin yaşadıkları anlatılıyor. Biri, kendini beğenmiştir; diğeri ise yardımsever... Ahmet, Ali’nin aklını çeler. Onu tembelleri sırtında taşımaması gerektiğine ikna eder. Ali, artık yardımseverliği bırakır. Fakat dayanamaz, yine yardım eder. Aradan yıllar geçer. Ahmet değişmiş, yardımsever olmuştur. Yazar, kendini beğenmiş üstün zekalıları çiçeksiz ağaca; yardımsever üstün zekalıları ise çiçek açmış ağaca benzetir.

UZUN YOL, HİCÂZÎ, KÖYLÜNÜN ÖĞÜDÜ

Öğütlerle dolu bir diğer Hicâzî öyküsü, ‘Uzun Yol’. 5 saat yokuş yukarı yürümeyi gerektiren yaylaya 2 saatte varırlar; çünkü aslında uzaklık 2 saattir; ‘5 saat’ denerek yürüyüşçülerin daha disiplinli olmaları sağlanmıştır. Hicâzî, bu örneği alır; hayat, bilim insanı olmak, zorluklar içinde büyük hedeflere ulaşmak vb. gibi nok-talarla karşılaştırıp ilişkilendirir. ‘Köylünün Öğüdü’ adlı öyküde, adından da anlaşılacağı üzere, bir köylünün öğüdüne yer verilir. Ana fikir, “ye kürküm ye”dir. Yoksullara da varsıllar gibi davranılmalıdır. ‘Korku’ adlı öyküde ise, neredeyse hiç öğüt yer almaz; onun yerine bir saptamada bulunulur: Korkulan konulardaki gerçekleri söylemek çoğu zaman boşadır; “Çünkü insanların çoğu korkmayı ve korkutmayı sever” (Kanar, 2013, s.91). 

HAYAT DERSLERİ

Hicâzî öykücülüğünü niteleyen temel bir özellik, ders verir nitelikte olması. Hicâzî öyküleri, hayat dersleri çıkarılacak modern, laik meseller görüntüsünde. Bunu kimi zaman belli etmeden yapıyor, kimi zamansa açık açık: 

“Baş gözünü aydınlatmaya gelmiştim, gönül gözüm aydınlandı. Nasıl da filozofça öğüt ve ibret verici ders aldım! Keşke bu konuşmayı herkes dinlemiş olaydı da dünya güllük gülistanlık olaydı!” (Kanar, 2013, ‘Göz Doktoru’, s.83)

Hicâzî’ye göre durum bu kadar basittir. Her sorunun bir çözümü vardır ve çözüm, sözden oluşur. Sorunlar o ya da bu nedenden değil, öğütlerin dikkate alınmamasından kaynaklanır. 

(Sürecek...)

www.evrensel.net