Okçabol: Bu müfredatla çocuğunuzun  geleceğini karartmayın

Okçabol: Bu müfredatla çocuğunuzun geleceğini karartmayın

Eylem Nazlıer, Prof. Dr. Rıfat Okçabol ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan yeni eğitim müfredatını konuştu.

Eylem NAZLIER
İstanbul

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan yeni eğitim müfredatının içeriği çokça tartışıldı. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıfat Okçabol ile gerçekleştirdiğimiz röportajın bugün ikinci bölümünü sunuyoruz. 

“Çocuk ve gençleri inanç kalıbı içine sıkıştıracak bir müfredatın kaliteyi artırması mümkün değildir” diyen Okçabol, sağlıklı bireylerin yetişmesi için çocukların zorunlu değil seçmeli din dersine yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.. 

Türkiye’de yıllardır eğitim müfredatının bilimsel, demokratik, çağdaş, laik olması için mücadele söz konusu. Müfredatta yapılan değişikliklerle nasıl bir aşamaya gelindi? 
Çağdaş insanlar eğitimin bilimsel, demokratik ve laik olmasını istemektedir. Bilindiği gibi AKP, iktidar olduğu günden bu yana, bu anlayışa ters bir anlayış ve tutum içindedir. AKP’nin 2002-2008 yılları arasındaki gerici girişimleri, laikliğe sahip çıkan Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Cumhurbaşkanı A. N. Sezer ve bazı bürok-ratlar tarafından engellenmiştir. AKP yargıyı ele geçirdikten sonra ve özellikle 4+4+4 yasasıyla birlikte gericileşme yasal boyutlara varmıştır. Dolayısıyla AKP’nin ne yaptığı ne de bundan sonra yapacağı değişikliklerin bu söylemleri karşılaması beklenmemektedir.

AKP’nin her yeni adımında ve uygulamalarında gericiliği daha da koyulaştırdığını bilmek ve görmek gerekiyor. “İmam hatip camiası, bir mektep mensubiyeti ya da bir diploma değildir. Bir zihniyettir, bir misyondur” ifadelerini kullanan AKP’de, çocuk istismarıyla ve bu istismarların üstünün örtülmesiyle ünlenen Ensar Vakfı zihniyeti hakimdir. AKP’nin göreve getirdiği bürokratların büyük çoğunluğunun imam hatip geçmişi olması ve Talim ve Terbiye Kurulu başkanının bile ilahiyatçı olması boşuna değildir. Ayrıca, imam hatip geçmişi olmayan bürokratlar da, şimdiki Bakan Yılmaz ve bir önceki Bakan Avcı gibi laik anlayışta yetişmiş kişiler de, anlaşılmaz bir biçimde imam hatiplilerden daha imam hatipli gibi davranmaktadırlar. Bakan Yılmaz gibi laik anlayışta yetişmiş kişiler, AKP’nin eğitim bakanlarını (Erkan Mumcu,  Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer ve Nabi Avcı’yı)  nasıl kullanılıp işleri bitince bir kenara attığını görmezden gelip kraldan fazla kralcı oldukça, AKP’den laik, bilimsel, demokratik ve çağdaş girişimler beklenmemektedir.

AKP’den bu yolda bir şey beklenmese de, yurtseverlerden, barışseverlerden, bu ülkede kardeşçe, huzur ve farklılıklara hoşgörü içinde yaşamak isteyenlerden, ülkenin nereye sürüklendiğinin ayrımında olmaları ve bu gidişi durdurmanın yollarını aramaları beklenmektedir.

AKP’YE OY VERMEYENLERİ MİLLETTEN SAYMAYAN BİR ANLAYIŞIN ÜRÜNÜ 

“Müfredat değiştirildi ancak toplumun farklı kesimlerinden görüşler alınmadı; eğitimciler, uzmanlar vs. sürece dahil edilmedi” gibi eleştiriler için ne dersiniz?
Evet, bu müfredat şeffaf olmayan koşullarda hazırlanmıştır. Milli eğitim bakanı, bakanlık müsteşarı ve Talim Terbiye Kurulu başkanı, bu konuların uzmanı olan kişiler değildir. Müfredatı kimlerin hazırladığı belli olmasa da, müfredatı laik ve bilimsel eğitim karşıtı yandaş bir sendikanın desteklediği bellidir. Bu müfredat, içerik olarak bu ülkenin müfredatı olmadığı gibi, hazırlanış olarak da bu ülke için hazırlanmış, çağdaş eğitsel değer ve anlayışları içinde barındıran bir müfredat değildir. Bu müfredat, AKP’ye oy verenleri millet, diğerlerinin ise milletten saymayan bir anlayışın ürünüdür; Türkiye’yi kamplara ayırıp bölecek ve gelişimi durdurup güçlü ülkelerin oyuncağı yapacak bir müfredattır.

Anımsanacağı gibi, Talibanlar, el Kaideciler ve IŞİD, ya bizzat Amerika tarafından kurulmuş ya da korkunç şekilde desteklenmiş cihat örgütleridir. Cihat anlayışının nerelere vardığı bilinirken, bu anlayışı öğretinin merkezine alan bir müfredatın ne kişiye, ne ülkeye, ne de insanlığa bir yararı olmaz. Türkiye’nin ve insanımızın geleceği için bu müfredatın derhal gündemden çıkması gerekir.

DEVLET, BİR İNANCI SEÇEREK TARAFSIZLIĞINI KAYBETTİ

Eğitimde laiklik ilkesi zaten hep yaralıydı. Fakat şimdi Alevileri, gayrimüslimleri vs. tek dinsel kalıp içinde eğitmeye çalışan bir dayatma eleştirisinden söz ediliyor. Yeni müfredat bu açıdan nerede duruyor?
Anayasa’ya göre laikliğin ne olduğunu, R.T. Erdoğan, Arap Baharı sırasında Mısır ziyaretinde onlara laik bir anayasa yapmalarını önerirken; “Türkiye’de Anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar” (www.hurriyet.com.tr, 15 Eylül 2011) diyerek açıklamıştır.  A. Gül de, Cumhurbaşkanlığının son zamanlarında “laiklik, … devletin bütün dinler ve mezhepler ile inanç grupları ve inançsızlar karşısında tarafsız olmasını, hepsine saygıyla yaklaşmasını öngörmektedir” (Posta gazetesi, 6 Şubat 2014) açıklamasını yapmıştır.  Laik devlet bu ise, laik devletin eğitim sistemi de, dinler, inançlar, mezhepler karşısında tarafsız olacaktır. Oysa bu yeni müfredat, laiklik tanımına tamamen zıt bir uygulamadır. İnançlar karşısında tarafsız olması gereken devlet ve eğitim sistemi, farklı inançlardan birini seçerek taraf olmuştur.

FARKLI KÜLTÜRLERDEN MÜSLÜMANLARA BİLE AKP MÜSLÜMANLIĞI DAYATILIYOR

İktidar tarafından sıklıkla dile getirilen ve halk kesimleri içinde de yer yer etki bulan bir söylem var: “Türkiye halkının yüzde 90’ı Müslüman ve bu durumda okullarda din, namaz vs. eğitimin ne zararı var?” diye. Bu tip derslerin seçmeli olması ile zorunlu olması arasındaki fark neden kritik öneme sahip?
“Türkiye halkının yüzde 90’ı Müslüman” söylemi de toplumu kandırıcı bir söylemdir. Evet halkın çoğunluğu kendisini Müslüman olarak görmektedir, ama bu çoğunluğun Müslümanlığı çeşitli kültürel ve tarihsel nedenlerle, AKP’nin dayatmak istediği Müslümanlıktan da, Arapların Müslümanlığından da çok farklıdır. Türkiye’de içkisini içen milyonlar da Müslümandır; mayoyla denize giren milyonlar da. Camiye hiç gitmeyen, cumadan cumaya ya da bayramdan bayrama camiye giden milyonlar da Müslüman’dır. Oruç tutmayan milyonlar da Müslümandır; başı açık milyonlar da. Ancak AKP’nin Müslüman’ı, içki içmeyecek, başını örtecek, camiye gidecek, oruç tutacak ve her konuda AKP lideri gibi düşünecek Müslüman’dır. Yeni müfredat, AKP’nin Müslümanı’nı yetiştirecek müfredattır.

Birbirinden çok farklı anlayıştaki Müslümanların, başka inanç sahiplerinin ve herhangi bir dine inanmayanların yaşadığı bir ülkede, bir grubun anlayışını diğerlerine dayatacak öğreti, toplumsal huzuru bozacağından ve de okullar, kadın-erkek, Türk-Kürt-Rus-Alman-Arap, … ; Müslüman-Hristiyan-Musevi-Budist-dinsiz... demeden herkes için geçerli olacak bilgilerin öğretildiği kurumlar olduğundan, çağdaş anlayışta okullarda bir inanca dayalı öğretilerin yeri yoktur. Din aile içinde ve inançla ilgili bilgiler ise, cami-kilise…  gibi mekanlarda öğretilir. İsteyen yetişkin ilgili kitapları okuyarak ve/ ya da yaygın eğitim kurumlarında istediği dini istediği derinlikte öğrenebilir. Tarihsel süreçte, inancın öğretildiği dini mekanlar varken okulların açılması, çocuklara dini olmayan bilgilerin öğretilmesi gereksiniminden kaynaklanmıştır.  Din/inanç kişisel bir konudur, devletin yurttaşına sen bu inancı öğreneceksin demeye hakkı yoktur. Türkiye gibi, gerici bir damarın her zaman var olduğu ülkelerde, 1950’lerden günümüze yaşanan deneyimler de göz önüne alındığında, din dersinin seçmeli olmasının bir anlamı yoktur. Çeşitli yollarla bu ders zorunlu hale getirilmektedir. Huzur içinde ve farklılıklara hoşgörüyle yaşamak isteyen toplumlarda okullarda okutulabilecek din dersi, tüm inançlara eşit mesafede kalıp o inançları tanıtmaya yönelik bir ders olabilir.

GELECEĞİMİZİ ÇAĞIN GERİSİNDE TUTMAYI HEDEFLEYEN BİR MÜFREDAT

Türkiye matematikte, fizikte, kimyada, biyolojide dünya sırlamasının çok altlarında.  “Pozitivizm eleştirisi” adı altında bu ehemmiyet de yok sayılıyor ve kenara itiliyor. Söylendiği gibi çağın gereği bu mu peki?
Düşünen ve olaylara biraz olsun eleştirel gözle bakanlar, çoktandır AKP’nin ya da yandaşlarının pek çok söyleminin gerçeklerin tam da ters yönde olduğunun ayrımındadırlar.   Bize hangi konuda ne yapacağımızı söyleyenler, dünyanın bir ucundan Irak’ı Afganistan’ı işgal edenler, halklarının çoğu Müslüman olan ülkelere dini öğretimi empoze edenler, etkilerini, yetkilerini ve güçlerini pozitif bilimler sayesinde elde etmişlerdir. Çağdaşlık ve gelişmişlik inançları, dini kitapları ya da din adamlarının söylediklerini esas alarak ortaya çıkmadığına göre; çağı yakalamanın ve güçlü bir devlet olmanın tek yolu vardır: İnsanların gerçeği anlamasına, düşünmesine, olaylara eleştirel gözle bakmasına, merak etmesine, araştırmasına ve yaratıcı olmasına olanak sağlayan bilimsel bilgilere ağırlık vermek. Yeni müfredat, geleceğimizi çağın gerisinde tutmayı hedeflemiş bir müfredattan başka bir şey değildir.

EĞİTİMDE KALİTEYİ  ARTTIRMAZ

Peki müfredat değişikliği kaliteyi artırabilecek mi?
Çocuk ve gençleri inanç kalıbı içine sıkıştıracak bir müfredatın kaliteyi artırması mümkün değildir. Bu müfredatın artırabileceği kalite, IŞİD benzeri cihat anlayışı kalitesiyle ilgili olacaktır. Ayrıca, bırakın İslam’daki mezhep farklılıklarını, aynı mezhep içinde bile farklı anlayışlar vardır. Farklı yorumlardan birinin dayatılmasıyla oluşacak kalite, ancak farklı anlayışlar arasında yaşanacak rekabet kalitesi olacaktır.

SAĞLANACAK DONANIM ORTA ÇAĞ’A ÖZGÜ OLUR

Öğrenci daha donanımlı mı olur gerçekten bu müfredatta?
Şaka mı yapıyorsunuz? İnancı öne çıkaracak öğretimin; düşünme, eleştirme, araştırma ve yaratıcı olma gibi çağdaş beklentileri- donanımı sağlaması mümkün olur mu? Olsa olsa Orta Çağ’a özgü donanım sağlayabilir. Bu müfredat, “Toplumu din konusunda aydınlatan ve dini bilgilerle ilgili ihtiyaçlara cevap verebilen bireyler” yetiştirmeyi hedefliyor. Yetişecek gençler laiklik, bilimsellik, demokratiklik, toplumsal cinsiyet eşitliği, kapitalizm, sosyalizm, Atatürk ile ve inkılapları, sömürü, yobazlık, özgürlük, egemenlik…, konularındaki gereksinimlere yanıt vermeyecek ki. Vereceği yanıt olsa olsa, bu konuları gerçek bağlamında değil de, inancına göre nasıl olması gerektiği konusunda, çağdan, gerçeklerden ve insanlığın yüzyıllar içinde ürettiği bilgi ve deneyim birikiminden kopuk bir yanıt olacaktır.

KENDİNDEN OLMAYANA DÜŞMAN OLAN BİR NESİL YETİŞİR

Bu durumda okullarda nasıl çocuklar, nasıl nesiller yetişecek peki?
Bu müfredatla nasıl çocuk yetiştirileceği, müfredatla ilgili şu açıklamada özetlenmektedir: “İnancını merkeze alarak, güncel meseleleri çözümleyen; İslam’ın temel kaynaklarını tanıyan, toplumu din konusunda aydınlatan ve dini bilgilerle ilgili ihtiyaçlara cevap verebilen bireyler” yetiştirmek!.. Bu ifade, AKP’li molla yetiştirileceğinin beyanıdır. Bu ifade, müfredatın uygulanmasıyla tüm okulların imam hatipleşeceğinin işaretidir. Müfredat değişikliğinin temeli, çocukların (Birilerinin inancına uygun) dini öğretileri içselleştirilmesidir. Bu öğretiden geçecek kişilerin büyük çoğunluğu şeriatçı olacaktır. Yeni müfredatta Atatürk inkılap ve ilkeleri, cumhuriyetin erdemleri ve kazanımları, halk egemenliği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları gibi kavramları öğrenemeyecek olan çocuk, büyük olasılıkla kendi inancına uygun davranmayanlara düşman olacaktır; kendi inancını en kutsal inanç olarak görecektir, edineceği cihat anlayışıyla da farklı olanlara kök söktürecektir. Bu öğretilerden geçecek çocuğun barış içinde ve insanların farklılıklarına saygı duyarak yaşaması bile zor olacaktır.

VELİYE DÜŞEN ÇOCUĞUNA SAHİP ÇIKMAKTIR 

Velilere ne söylemek istersiniz?
Veliler gayet iyi bilmektedirler ki, yüzyıllardır aile içinde öğrenilen din, onların iyi bir Müslüman, Hıristiyan, Musevi, … olmalarına yetmiştir. Müslümanlığı, kadın-erkek ayrımını yapan, küçücük çocukları türbana sokan, onlara sınıflarında tekbir getirmeyi öğreten, 6 yaşındaki kızların evlenebileceğini düşünen, cinsel istismar yapılan (sözde) dini kurumları koruyan, yalanı, yolsuzluğu meşrulaştıran bir Müslümanlık değildir. Bu müfredat karşısında, öncelikle kendisini Müslüman olarak düşünen velinin Müslümanlığına sahip çıkması gerekir. Çocuklarına kendi Müslümanlık anlayışını aktarmaları çocukları için yeterlidir. Daha fazla dini bilgi edinmek isteyenler de, tek bir kaynaktan değil, farklı kaynaklardan okuyarak dini bilgilerini geliştirebilirler. Veliler bilmelidir ki, bir önceki diyanet işleri başkanı ile şimdiki diyanet işleri başkanının bile dini görüşleri farklıdır. Veliler, çocuklarının sağlıklı birer Müslüman olmalarını istiyorlarsa, onları günümüzün seçmeli din derslerine göndermemelidirler. Çünkü günümüzün din derslerinde, yıllarca ilahiyat fakültesi dekanlığı yapmış ya da Mualla Selçuk gibi ilahiyatçı profesörlerin bildiği ya da bir önceki diyanet işleri başkanıyla rahmetli Y. N. Öztürk gibi ilahiyatçıların bildiği dini bilgiler öğretilmemektedir. Öğretilen ve öğretilecek olan AKP’nin anlayışına uygun bilgilerdir. Veliye düşen çocuğunun geleceğini karartmamaktır. (BİTTİ)

www.evrensel.net