Dakika dakika Cumhuriyet davasında üçüncü gün

Son Güncelleme: 26 Temmuz 2017 21:05

Cumhuriyet gazetesi çalışanları 267 gün sonra mahkemeye çıkarıldı. Çalışanlar hakkındaki iddianamenin gazetenin yayın çizgisini cezalandırmaya dönük siyasi bir metin olduğu açığa çıktı. İlk duruşmanın 3. günü bugün görülüyor.

11’i tutuklu 17 Cumhuriyet çalışanının ‘FETÖ’ ve ‘PKK/KCK’ örgütlerine üye olma iddiasıyla yargılandıkları davayı dün çok sayıda uluslararası gazeteci ve yazar örgütü temsilcisi izledi. Gazeteciler, savunmalarında iddianamedeki suçlamalara tek tek yanıt verdi.

İstanbul Adliyesi 27'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmalar, cuma gününe dek devam edecek.

DAVADA KİMLER YARGILANIYOR?

Cumhuriyet gazetesi davasında, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Okur Temsilcisi Güray Öz, Köşe Yazarı Hakan Kara, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Karikatüristi Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik ve Bülent Utku, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Avukat M. Kemal Güngör  ile Muhabiri Ahmet Şık tutuklu yargılanıyor.

Davanın tutuksuz sanıklar ise şu şekilde: Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Cumhuriyet yazarları Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya, gazetenin muhasebe çalışanı Gülseli Özaltay, gazetenin eski çalışanı Bülent Yener. Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ise dosyada ‘firari sanık’ olarak bulunuyor. Ayrıca gazetenin Muhasebe Çalışanı Yusuf Emre İper ise 107 gündür tutuklu bulunuyor ve bu davaya dahil edilmedi.

DAKİKA DAKİKA GELİŞMELER

Muhabirimiz Cansu Pişkin duruşma salonundan bildiriyor. 

  • 20.45: DURUŞMANIN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ BİTTİ

    Mahkeme heyeti duruşmanın üçüncü gününün sona erdiğini duyurdu. Turhan Günay "Siz dün geç başlanacak dediniz ama biz sabah 8'de daha kahvaltı ederken apar topar tıraşsız çıkardılar. Yarın biraz geç gelmek istiyoruz" dedi. Mahkeme Başkanı ise 'Takdir edersiniz ki hemen gibi bir konumumuz yok. Araç tedarik durumunu bilemeyiz ama mesajınızı aldık." cevabını verdi. Yarın Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Orhan Erinç dinlenecek.
  • 20.40: GÜNSELİ ÖZALTAY'IN SORGUSUNA GEÇİLDİ

    Heyet Başkanı: Birden fazla hattınız iddianamede yer almış
    Günseli Özaltay: Bir tanesi VINN diğeri iPad hattı
    Avukat Tora Pekin: Şu an Silivri'de tutuklu bulunan Yusuf Emre İper ile ilgili soru soracağım.
    Heyet Başkanı: Yusuf Emre İper'in dosyası mahkememize gönderilmiştir. Ancak yoğunluk nedeniyle henüz bakmadık.
    Avukat Tora Pekin devam etti: İddianame size geldikten sonra Emre İper ile ilgili nasıl gelişme yaşandı söyler misiniz?
    Günseli Özaltay: İddianame açıklanınca bir telefon numarasının sonunun kendisine ait olduğunu bylock iddiası olduğunu avukat arkadaşlarımıza söylemiş ve teknik bölümümüzden imajı alınmıştı telefonunun daha sonra da uzman bir kişiden bu imaj alınıp dosyaya sunulmuştur ancak buna rağmen Emre arkadaşımız gözaltına alınarak tutuklandı.
  • 20.30: GÜNSELİ ÖZALTAY'IN SAVUNMASINA GEÇİLDİ

    Bülent Yener'in savunması bitti. Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Günseli Özaltay'ın savunmasına geçildi.
  • Günseli Özaltay:
    1978 yılından beri yani bir ömür diyebileceğimiz süredir Cumhuriyet Gazetesi çalışanıyım. Benim sosyal yaşantım ailem ve gazeteden oluşmaktadır.
    3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu gereğince unvanım olmadığı için muhasebe ile ilgili yapılan işlemlerde çoğunlukla Yeminli Mali Müşavirlikten görüş alırım. Zaten belirli bir süreden beri bağlı bulunduğumuz vergi dairesi olarak ara ara inceleme görmekteyiz. En son Kasım 2016 yılında başlayıp Nisan 2017 yılında biten Vakıflar Genel Müdürlüğü muhasebe kayıtlarımız üzerinde inceleme yapmıştır.

    Bu inceleme sonucunda Vergi Dairesi Müdürlüğü takdirinde olan ve Vakıflar tarafından sorunlu görülen bir kaç işlem dışında kayda değer hata çıkmamıştır.

    İddianamede Bylock kullanımı ile ilgili bazı iddialar ileri sürülmüştür. Bylock kullanımının ne olduğunu bilmediğim gibi beni arayanların telefonlarında bulunup bulunmadığını bilme olanağım da yoktur. Ancak iddianamede Y.E.İ olarak kodlanmış olan Yusuf Emre İper Cumhuriyet gazetesi çalışanıdır ve tutukludur. Kendisinin telefonunda Bylock bulunmadığına dair rapor alındığını gazetemiz avukatlarının verdiği bilgiye dayanarak, biliyorum.

    Diğer kişileri ve telefon edenleri ise tanımam, tanım da mümkün değildir.

    Ben savunmamın başında da belirttiğim gibi gazetenin sigortalı çalışanıyım verilen görevleri yasal çerçevesi içinde yerine getirdim üzerime atılan tüm suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum.
  • 20.15: BÜLENT YENER SAVUNMASINI YAPIYOR

    Ahmet Kemal Aydoğdu'nun savunması bitti. Tutuksuz yargılanan eski Cumhuriyet çalışanı Bülent Yener'in savunmasına geçildi.
  • Bülent Yener:
    31 Aralık 2015'te ayrıldığım Cumhuriyet gazetedeki görevim muhasebe işlemlerine ilişkindi. Gazetenin yayınları veya yayın politikaları konusu görev ve yetki alanım dışında konulardı.
    3 Bylock kullanıcısı şüpheli şahıs ile iletişim kaydım olduğu söyleniyor. Bu kişilerden ikisi ile herhangi bir tanışıklığım yoktur. Bylock kullanımının ne olduğunu yayınlanan haberlerden biliyorum. Ne kullandım ve ne de beni arayanların telefonlarında bulunup bulunmadığını bilebilirim.
    Ancak iddianamede 'şüpheli' denen Y.E.İ olarak kodlanmış olan Yusuf Emre İper Cumhuriyet gazetesi çalışanıdır ve tutukludur. Kendisinin telefonunda Bylock bulunmadığına dair rapor alındığını gazetemiz Avukatlarının verdiği bilgiye dayanarak, biliyorum.
    Diğer kişileri ve telefon edenleri ise tanımam, tanım da mümkün değildir. Açıkladığım bu nedenlerle hakkımda ileri sürülen suçlamaları reddediyorum.
    İzmir Dikili’de oturduğum için duruşmalara sürekli katılmamın zorluğu gözetilerek duruşmalardan bağışık tutulmamı ve beraatimi talep ediyorum.
  • 19.45: AHMET KEMAL AYDOĞDU SAVUAMASINI YAPIYOR

    @jeansbiri adlı Twitter hesabının sahibi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan ve tutuklanan Ahmet Kemal Aydoğdu, sosyal medyada "Aksilahlanma" etiketini açtığı ve bunu kampanyaya dönüştürdüğü gerekçesiyle "FETÖ üyeliği" ile yargılanıyor. Adı geçen Twitter hesabının başlattığı #aksilahlanma etiketi Cumhuriyet gazetesinde hesap sahibinin Fethullahçı olduğu söylenerek yayınlandığı için dosyaya dahil edildi. Ahmet Kemal Aydoğdu savunmasını yapıyor.
  • Ahmet Kemal Aydoğdu, Bylock kullanıcılarıyla konuştuğu iddialarını yalanladı. HTS kayıtlarında yer alan aramaların aynı okulda çalıştığı öğretmen arkadaşları, okul çalışanları ve öğrencilerinin velileri olduğunu belirtti.
  • "Adem Yavuzaslan isimli gazeteci ile 2008 yılında görüştüğüm söyleniyor. 2010 yılında şu an kullandığım numarayı aldım. Dolayısıyla kendisiyle 2008 yılında iletişim kurmam mümkün değil"
  • "Gaziantep'te gözaltına alındım ve ömrü hayatımda ilk kez geldiğim İstanbul'a getirildim. 1 hafta TEM şubede gözaltında kaldıktan sonra ilk sorgumda FETÖ'den alındığımı söylediler. Sonra sosyal medya hesabı jeansbiri'ni kullandığım söylendi. Daha ilk anda bu hesabın bana ait olmadığını onlara kanıtladım. Gözaltındayken sorgularda bana Bylock'u bilip bilmediğimi sordular. Ben de 15 temmuzdan sonra öğrendiğimi söyledim. Onlar da tamam senin adın Bylock listesinde yok dediler. 22 Kasım'da savcılık sorgum yapıldı. Savcı Bylockla ilgili bir şey sormadı. Sulh ceza hakimliği de sormadı. Sonra hesabın kullanıcısı olduğum için tutuklayıp silivriye gönderdi. Aylık tutuk incelememde SEGBİS'le hakime bağlandım. Bana 'Sen jeansbiri değilmişsin. Bunların okulunda çalışmışsın' dedi. Ben de Milli Eğitime bağlı bir okulda çalıştığımı söyledim. Sonra hakim bana 'Bylock kullanıyor musun' diye sordu. Hayır cevabını verince 'O zaman sen daha tehlikelisin kriptocusun' dedi. Sonra hücreme geri döndüm. İddianame hazırlandığında gördüm ki Bylock kullanımı ile suçlanıyorum"

    "Ben tutuklandıktan sonra gizli tanık aracılığıyla hakkımdaki bütün bilgiler ösym sonucun dahi yayınlanmış basında. Kpss ile atanamadığım için milli eğitim bakanlığına bağlı özel bir okulda çalışmaya başladım."
    "Gizli tanık E.A isimli kişinin telefonuma Bylock indirdiğimi söylüyor. Ancak söylediği tarih, iddianamedeki tarihle uyuşmuyor"
  • İddianamede bir hata var şahsımla ilgili. Yakalama ve tutuklama kararı yanlış. 20 Ekim 2016 tarihinde yakalama çıkarılmış 27 Ekim'de gözaltına alınmış. Kullandığım telefon, faturalar hepsi benim adıma buna rağmen bana değil baldızımın evine gidilerek ben aranmışım. Kendimle alaka kuramadığım için benle bir alakası yok dedim. daha sonra arkadaşımın evine çay içmeye gittim 27 Ekim günü. Evden çıkıp kapının önüne çıktığım gibi gözaltına alındım. Arkadaşımın evi arandı. Arkadaşımın evinde para bulundu. Arkadaşım bu ev benim demesine rağmen arama sürdü. Sonra kapıcıya sorup orada oturmadığımı öğrendiklerinde benim evime gittik arama yapılması için. Aradılar evden hiçbir şey çıkmadı.
  • Ben gözaltına alındıktan 1 gün sonra (28 Ekim 2016) siber suçlar rapor hazırlıyor. İlk tespit, 'tweetleri İstanbul'dan atmışsın sen ne zaman Antep'e gittin' diye sordular. Ben de İstanbul'a ilk kez gözaltı sebebiyle getirildiğimi söyledim.
  • IPI tespiti dahi yapılmamış. Tamamen Google'dan araştırıp ne haber buldularsa eklemişler.

    Mart 2015'te jeansbiri hesabını 4 bin TL'ye iphone aracılığıyla sattığımı söylediğimde 'o hesap 20 bin lira etmez' dediler.

    Son olarak 2010 yılında üniversiteden mezun oldum. KPSS'yi kazanamadım, ücretli öğretmenlik için Bingöl MEB'e başvurdum. Sonra özel bir okulda çalışmaya başladım. O okuldan da 13 Temmuz'da istifa ettim.9 aydır tutukluyum ve bu gazetecilerin içinde bir öğretmenim. Bu davayla alakam yok.
  •  
  • 18.30: MAHKEMEYE ARA VERİLDİ

    Ahmet Şık'ın sorgusu bitti. Mahkemeye ara verildi.
  • 18.00: AHMET ŞIK'IN SORGUSUNA GEÇİLDİ

    Heyet başkanı: Gazetecilik sınırsız bir özgürlük içerir mi? 

    Ahmet Şık: Bir takım evrensel sınırlar var. Gazeteciliğin sınırımı belirleyen şey hakikatle kurduğu bağda bir sıkıntı var mı? Hakikati anlatan nesnel ve kamusal çıkar gözeten gazeteciliğin sınırı olmaz. Savaşın değil barışın gazetecisi olmak. Demokrasiyi boğmak isteyenlere karşı demokrasiyi savunmak. Farklı cinsel yönelimlere karşı seksist bakmamak önemlidir.

    Heyet başkanı: Barışı ve yaşamı kutsamak önemlidir dediniz. İddianamede 5 haberle suçlanıyorsunuz. Bunlar barışı ve yaşamı kutsuyor mu?

    Ahmet Şık: Her haberde bu geçerli değildir. Sigaraya zam barışı ve hayatı kutsar mı? Maalesef o iddianameyi defalarca okudum. Ben Türkiye yargısına basın hürriyeti anlatmaktan yoruldum. O haberlerde hangi ifadelere takıldığınızı sorun. Samimiyetle söylüyorum o iddianameyi çok ciddiye almayın.

    Heyet başkanı: Cemil Bayık ile yapılan haber

    Ahmet Şık: Gazeteciliğin etik sınırları içinde yazılmış, hiçbir ekleme çıkarma yapmadan hakikati içeren onun ifadelerini veren bir haber. Bahsettiğiniz söyleşinin suçlama olmasının sebebi Cemil Bayık tahmin ediyorum ağzından kaçırdı. Pariste'ki 3 PKK'linin ölümünde MİT ve Hakan Fidan parmağı olduğunu söyledi. O haberin buraya alınma sebebi beni örgütle ilişkilendirmek, şiddeti öven hiçbir şey yok o haberde. 27 yıldır gazeteciyim bir tekzip istenmedi.

    Heyet başkanı: ‘Sizinki ihanet bizimki gazetecilik’ haberi?

    Ahmet Şık: Mektupla yapılmış bir söyleşi. 2014'e kadar MİT’le herhangi bir temasta olmadım. Ankara'daki gazeteci arkadaşlarımı arayıp Hakan Fidan'la görüşmek istediğimi söyledim. O da basın danışmanının numarasını verdi öyle ulaştım. Birtakım haberlerin teyite ihtiyacı yoktur. Sizin gibi bir hakimdi o söyleşiyi yaptığım. İddianın sahibi o, ben aktarıcıyım.
  • Heyet başkanı: TIR'daki sır aydınlandı haberini kaynaklardan teyit ettiniz mi?
    Ahmet Şık: Samimiyetle soruyorum siz haberi okudunuz mu? O haberde adı geçen ulaşabildiğim herkesi arayıp sordum. Yanıt verenlerin hepsine gazetemizde yer verdik.
  • Heyet Başkanı: cumhuriyet.com.tr'de şehit edilen savcıya ilişkin röportaj yapmış çarpıcı açıklamalar demişsiniz. Bu haberde barışı kutsayan bir şey var mı? Kamusal faydası olduğunu düşünüyor musunuz?

    Ahmet Şık: Okuyun birlikte karar verelim. Ne söylüyorsam ne konuşuyorsam onun arkasındayım. Umarım olmaz ama yine öyle bir şey olursa ben yine bu haberi yaparım. Çünkü bir savcının kafasına silah dayayan insanların hangi saikle yaptığını bilmezsek bu iş çözülmez. Aynı şeyler yaşanmaya devam eder.

  • Ahmet Şık: Ne bayrağın altına gizleyecek bir suçum ne kutsal kitabın arkasına girecek günahım var.Ben Cumhuriyet gazetesinin yazılı portalında çalışan bir muhabirim. Haberler gazetede yayınlandıktan sonra aynı ismi taşıyan web sitesinde yayınlanır. Ben sitenin değil gazetenin muhabiriyim.
  • Heyet Başkanı: Berkin baskını haberi gazeteye verilmesi ve punto seçiminde resmin basılmasında manşete atılmasında sizin bir tercihiniz var mıydı yayın kurulu müdahale etti mi?
    Ahmet Şık: Gazetede herkesin görevi bellidir. Haber hazırlanınca yazıları oluşturan kişilerin müdahalesi istenmez. Bir kere şık olmaz. Ben gidip de haberimi manşet yapın demem. Buradan yola çıkarak bir suçlama yöneltecekseniz o habere ilişkin her şeyin sorumluluğu bana ait. Yayınlanmamış bir kitaptan örgüt propagandası çıkaran yargı var. Cemaat yargısından bir farkı yok bugünkü yargının. O yüzden sorulara bir adım geriden bakıyorum ve tekrar ediyorum. Hepsinin sorumluluğu bana ait suç çıkaracaksınız.
  • Heyet başkanı: Sizi işe alan kimdi?

    Ahmet Şık: İnsan kaynakları bu işi yapar genellikle. Bana yönetimden bir teklif gelmişti. Ben gazeteciliği çok seviyorum. Ben radikal gazetesinde çalışırken mesleğimin etik değerlerine sosyal haklarıma sahip çıktığım sansür ve otosansüre karşı çıktığım için meslekten afaroz edildim aydın doğan tarafından. Ben meslek namusum için işsiz kaldım. Onun için kimsenin haddi değil bana talimatla haber yazdırmak.
  • Heyet Başkanı: Vakıf senedinden size bahsedilmiş miydi?
    Ahmet Şık: Ben bunu biliyordum zaten. Ben bunu onlar da gazeteciliğimi bildiği için orada çalıştım.
  • Heyet Başkanı: Bugüne kadar yazınız sansürlendi mi Cumhuriyet'te
    Ahmet Şık: ben kendi yazımın ve yahut bir arkadaşımın yazısı sansürlenirse çeker giderim.
  • Heyet Başkanı: Yazılarınızdan dolayı CUMOK'tan aldığınız tepki oldu mu?
    Ahmet Şık: Doğrudan muhatap olmadım ama muhakkak yazdığım haberler birilerini kızdırmıştır.
  • Savcı: 2 saate yakın savunma yaptınız ama esasa dayanmayan, ders veriyormuş gibi bir hava vardı. Kimsenin kimseye eğitim vermeye hakkı yok. Biz de bir eğitim aldık. Hep FETÖ'den bahsettiniz. PKK ve DHKPC iddiaları da var. Bunlara ilişkin ne diyeceksiniz?

    Ahmet Şık: Faşizm susmak değil konuşma mecburiyetidir. Niyet okumaya kalkma faşist rejimlerin karakteridir. Bu nedenle lütfen niyetimi okuyacak sorular sormayın.
  • Savcı: İddianamedeki PKK ve DHKPC ile ilgili savunma yapacak mısınız?
    Ahmet Şık: Bütün örgütlere ilişkin söyleyeceğim tek şey: Ben gazeteciyim bu örgütler benim için haberdir.
  • Savcı: Katilin polis olduğu gerçeği diye bir tweet atmışsınız diğer tweette 'katil sürüsü bir mafyasınız' yazmışsınız, 'ya Apo Kandile ya biz İmralıya' başlıklı söyleşiniz yayınlanmış. TC. polisi hakkında katil diyor. Yazıdaki kişi sanki terörist değil de legal biriymiş gibi yazmışsınız bunun nedeni var mı?

    Ahmet Şık: Siz de iddianamede olduğu gibi şu paçavra iddianamede olduğu gibi bağlamından koparıp alıyorsunuz. Bağlamından koparırsanız her şey suç olur. Devlet katil deyince kızıyorsunuz tweeti Hrant Dink'i öldüren katili polis aslanım koçum diye övüyordu bu görüntüyü paylaşıp üzerine yazdım. Benim gözümde dünyadaki bütün devletler katildir. Şu anda İsrail Filistin'e terör uygulamıyor mu? Her hükümetleri kast ederek söylüyorum tam bir kan tarihi yıkım tarihidir. Berkin'i gaz fişeğiyle öldürmek devletin yarattığı terörizmdir. Yazdığım eksik olmuş. Devlet seri teröristtir
  • Ahmet Şık: Burada 3 gündür yargılama yapılıyor. Soruların hepsi şu haber diyor. Siz burada gazeteciliği yargılıyorsunuz. Bunda anlaşalım.
  • Heyet Başkanı: Gazeteciliği kutsamayı anlarım. Dördüncü kuvvettir önemli güçtür ama anayasalarda da mutlaka istisna vardır. Yargılanan insanların gazeteci olması gazeteciliğin yargılanması anlamına gelmez.
    Ahmet Şık: Ben sadece dosyaya delil diye konan haberler ve sorduklarınızdan yola çıkarak tespit yaptım. Aradığınız örgüt siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor. Gerçek suçlular yargılanırsa cezaevine yargılanmazsa siyasi çöplüğe gidecekler
  • Heyet Başkanı: Suçluların cezalandırılacağına inanıyoruz biz de
    Ahmet Şık: O zaman cuma günü herhalde dosyayı düşürüyorsunuz.
  • Ahmet Şık: Basın kanunu çok iyi bilen bir heyetin karşısında haberlerin ve yayın politikalarının tartışılması demokratik rejimlerin değil faşist rejimlerindir.
  • 17.44

    Ahmet Şık’ın savunmasının ardından salondakiler alkışladı. Heyet başkanı “Şov yeri mi burası? Ne demek bu? Şimdiye kadar gayet güzel gittik ne gerek var" diye çıkıştı.
  • 17.43

    Ahmet Şık: Bu karanlık günlerde ihtiyacımız olan daha fazla hakikat kaybı değil. Her şeyden çok ve daha fazla gerçeklere ihtiyacımız var. Bu yüzden hakikate kendimden daha fazla saygı duymaya da, inkarcı biat kadrolarına dahil olmayı reddetmeye de devam edeceğim. Bunun için bir bedel ödemek gerektiği ortada. Ama sanmayın ki bu bizi korkutuyor. Ne ben, ne de dostları olmaktan onur duyduğum “Dışarıdaki Gazeteciler”, her kim olursanız olun hiç birinizden korkmuyoruz. Çünkü zorbaları en çok korkutanın cesaret olduğunu biliyoruz. Ve zorbalar da şunu bilsin ki, hiçbir zalimlik, tarihin akışını engelleyemez. Ahmet Şık sözlerini “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” sözleriyle bitirdi.
  • 17.40

    Ahmet Şık: Gazetecilik faaliyetlerini suçlama konusu yapmak, totaliter rejimlerin ortak özelliğidir. Tecrübemle biliyorum ki mesleki faaliyetlerim nedeniyle her siyasal iktidarın ve her dönemin yargısının “kötüsü – suçlusu” olmayı başardım. Kızıma bırakacağım bu mirastan gurur duyuyorum
  • 17.28

    Ahmet Şık Hakan Fidan'ın darbe olacağı ihbarını almasına rağmen müdahale etmemesine ilişkin şöyle dedi: Şimdi biz kuşkularımızı söyleyip, yazdığımız için hapisteyiz. Ama böyle bir planı, bir darbe kalkışmasının parçası olduğunu anlayabilecek kapasitede olmadıklarını itiraf edenler, orduyu ve MİT’i yönetmeye devam ediyor.
  • 17.22

    Ahmet Şık: Yargıda Cemaat’in örgütlenmesi olduğuna yönelik iddialara “mümkün değil” yanıtını vermiş olan Bekir Bozdağ’ın 2013’ten günümüze kadar uzanan bir Adalet Bakanlığı serüveni var. Bu 4 yılda 15 Temmuz darbesine gelene kadar Bozdağ, toplam 3 bin 614 hakim-savcı ataması yapmış. Yani AKP’nin 14 yıllık iktidarında gerçekleştirilen toplam 8 bin 794 atamanın yüzde 41’ini Bakan Bozdağ 4 yılda yapmış. Yargıda Cemaat örgütlenmesini mümkün görmeyen Bozdağ’ın atamasını yaptığı hakim-savcılardan bin 228’i, yani yaklaşık yüzde 34’ü FETÖ’cü oldukları iddiasıyla ihraç edilmiş. Bu sayı ve oranların bize söylediği şudur: Bekir Bozdağ, yargının Cemaat’e teslim edilmesinin baş sorumlularından birisidir. Ancak bizler FETÖ’cü suçlamasıyla hapsedilmişken, Bekir Bozdağ görevinin değiştirilesine karar verildiği geçen haftaya kadar Adalet Bakanı sıfatıyla Hakim-Savcılar Kurulu’nun başındaki kişi olarak, kendisi tarafından ataması yapılan yargı mensuplarının teşkilattan ihraçlarını yönetiyordu."
  • 17.18

    Ahmet Şık: AKP’nin üç dönemine dair toplam sayıları kıyaslamalı olarak verirsek; 1980-2002 arasındaki 23 yılda yargıdaki Cemaat kadrolaşması yaklaşık yüzde 16’iken, AKP’nin kesintisiz olarak hükümet olduğu 2003-2016 arasındaki 14 yılda ise bu oran yüzde 35 olmuş. Bu 14 yılda ataması AKP tarafından yapılan 8 bin 794 hakim-savcıdan 3 bin 29’u ihraç edilmiş. Oransal ifadesiyle toplam atamalar içinde FETÖ bağlantısı nedeniyle ihraç edilen yargı mensubu yüzde 35 olmuş.
  • 17.15

    Ahmet Şık: Cemaat kendilerini hedef alana dek uyarı ve eleştirileri dinlemeyip, devleti tüm kurumlarıyla birlikte bu çeteye teslim eden, suçlarına ortaklık yapanlar şimdi “kandırıldıklarına” inanmamızı istiyorlar. Hayır kandırılmadınız. Aksine, birlikte kandırmaya çalıştınız. Yıllardır bunu söylememize rağmen,Cumhuriyet Gazetesi’nden örgüt, bizlerden FETÖ’cü çıkarmak için beyhude bir çabaya girişen Türkiye yargısının “kandırıldık” açıklamasını yeterli görerek şüpheliler hakkında herhangi bir soruşturma açmadığını da belirtelim.
  • 17.02

    Ahmet Şık: Darbecilerce katledilenlerin kanlarını ucuz ve sığ bir siyasetin demagoji malzemesi yapıyorlar. Çünkü gücü elinde tutanların tek bir amacı var: Totaliter iktidarlarını her ne olursa olsun sürdürmek. Medyanın neredeyse tamamını iktidarlarının borazanı haline getirenler, suçlarını ve kötü niyetlerini ortaya koymakta diretenleri ise hapsederek susturmaya çalışıyorlar.
  • 17.00

    Ahmet Şık: Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm Anayasal kurumları olan Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri ele geçirilmedi mi? OHAL ve KHK’ler aracılığıyla devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojileri ve menfaatleri doğrultusunda dizayn etmeye çalışmıyorlar mı? Devleti ve ülkenin kaynaklarını talan etme niyet ve kararlılığında, oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasi gücü yönetmeye çalışmıyorlar mı? İşte bu nedenlerle Gülen Cemaati’nin en büyük yenilgisi olan 15 Temmuz Kalkışması, aynı zamanda en büyük zaferidir. Çünkü, Fethullah Gülen’in idealize ettiği devlet, toplum ve fert modeli 15 Temmuz kalkışması sonrasında hayata geçirilmiş oldu. İnşa süreci hızla devam eden ve demokrasinin yanında yer alan herkesin karşı çıkması gereken sistem kimin elinde olursa olsun, patenti Fethullah Gülen’dedir. Tam da bu nedenle Fethullah Gülen ve cemaati ne istediyse, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti vermiştir. 
  • 16.58

    Ahmet Şık: Aslında bu kadar laf kalabalığını tek bir cümleye sığdırmak da mümkün: 15 Temmuz’da darbe engellendi ama cunta iktidar oldu.
  • 16.57

    Ahmet Şık: Tutuklama terörüyle gasp edilen kişi özgürlüğünün ihlali, geçerli 6 milyon oy sahibinin iradesini temsil eden Meclis’in üçüncü büyük partisine de uzandı. HDP’nin eş genel başkanları, milletvekilleri ve yine seçilerek göreve gelmiş birçok belediye başkanı esir edildi. Ve hatta bu tutuklamaların yolunu açan düzenlenmeyi “teröristleri koruyorlar” tezviratı yapılacak korkusuyla onaylayan ana muhalefet partisi CHP’nin bir vekiline kadar vardı tutuklamalar."
    Heyet başkanı "Bunda bir yanlışlık var. size yöneltilen suçlama var. Savunma kapsamında kal, köşe yazısı yazmanı değil savunma yapmanı istedik" diye araya girdi.
    Ahmet Şık "Hepsi savunma kapsamında sonuna kadar dinlerseniz anlayacaksınız" dedi.
  • 16.54

    Ahmet Şık: 15 Temmuz 2016’da 250 insanın katledildiği kanlı bir kalkışma yaşandı. Tek failinin Gülen Cemaati olduğuna inanmamız istenen bu kalkışmanın hükümet tarafından önceden bilindiğine yönelik ciddi kuşkular var. Üzerinden bir yıl geçtiği ve çok sayıda soruşturma açılmasına rağmen kuşkular azalmak yerine giderek arttı. İhtiyaç duyulan ‘Kontrollü Kaos’ için yol verildiği zannına kapılmamıza neden olan birçok emaresiyle karanlıkta kalması istenen 15 Temmuz Darbesi son 10 yıla yayılan sahte tarih yazımının da en önemli kilometre taşı oldu. İçinde sıklıkla geçen “demokratikleşme-sivilleşme” sözcükleriyle, yalanlarla kurgulanmış bu sahteliğin tek gerçeği ise darbecilerin katlettiği insanlar oldu. İlan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile temel hak ve özgürlüklerin tümü askıya alındı. Onbinlerce insan ‘Darbecilik-FETÖ’cülük’ suçlamasıyla gözaltına alındı, 50 binden fazlası tutuklandı. İşkencelerden geçirilenler oldu. Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) devletin ve toplumun Türk-İslamcı bir biçimde dizaynına hız verildi. ‘Bizden olanlar - olmayanlar’ ayrımının tek ölçüt kabul edildiği kuşkularını haklı çıkaran uygulamalarla kamudan tasfiyeler başlatıldı. Yıllarca öğrenci yetiştirmiş bilim insanları, öğretmenler bir anda ‘terörist’ olduklarına hükmedilerek işsiz bırakıldılar. Hakkı olanı geri almak için mücadelesini açlık greviyle sürdürenlere dahi yanıt hapishane oldu."
  • 16.49

    Ahmet Şık savunmasına "Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda" isimli kitabının ön sözünden bir alıntıyla başladı ve şöyle devam etti: “3 gündür süren yargılamada arkadaşlarım bu iddianamenin hukuksuzluğunun nasıl inşa edildiğini anlattı. Dosyanın içeriğine ilişkin söyleyecek hiçbir şeyim yok. Ancak kasıtlı bir biçimde Cumhuriyet'te aranan örgütün nerede olduğuna dair bir yol haritası çizeceğim.”
  • 16.48

    Ahmet Şık savunma yapmaya başladı. Murat Sabuncunun da midesi bulandığı için duruşmaya gelmek istemediği öğrenildi.
  • 16.19

    15 Dakika ara verildi.
  • 15.59

    Turhan Günay: İlk davamın ardından 40 yıl geçti. Neredeyse hepsi beraatle sonuçlanmış 186 davam oldu. Bu 187. davam. İddianamede Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi olduğum yazıyor. Hiçbir zaman Cumhuriyet Vakfı Yöneticisi olmadım. Sadece bir süreliğine Yenigün Haber Ajansı’nda Cumhuriyet Kitapları sorumlusu olarak görev yaptım.
  • 15.46

    Hakan Kara'nın savunmasının ardından tutuklu sanık Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay savunma yapmaya başladı.
  • 15.35

    Hakan Kara hakkında 'FETÖ' soruşturması yürütülen ETS turizmle görüştüğü iddialarına da şöyle yanıt verdi. Meğer ETS turizm şirketiyle ilgili bir FETÖ soruşturması sürdürülüyormuş. Hem de 2014'ten bu yana. ETS şirketi Türkiye'nin bilinen turizm şirketlerinden biridir. Cezaevinde yattığım 9 aylık süre boyunca neredeyse her akşam televizyondan ETS turizm şirketinin reklamlarını izledim. Neredeyse her hafta okuduğumuz gazetelerde tam sayfa ETS şirketinin reklamları yayınlandı.” Kara kanıt olarak da yanında getirdiği gazete küpürlerini mahkemeye sundu ve şöyle devam etti: ETS turizm şirketiyle telefon görüşmesi yaptığım doğrudur. 2015 yılında bebeğimizle rahat edelim diye 'bebek dostu' ucuz bir otel aradık. ETS turizmin web sayfasında bulduk. Şimdi bu suç mudur? Eğer bu şirket üzerinden rezervasyon yapmak, telefonla görüşmek suçsa, nasıl oluyor da gazetelerde sayfa sayfa reklamları yayınlanıyor? Bu şirketi hemen kapatmak gerekmez mi? Bu şirketin her yıl 600 bin kişiyle bağlantı kurduğu belirtiliyor. Şirket hakkında 2014 yılında bir soruşturmanın başlatıldığı söyleniyor. Her yıl 600bin kişi şirketle bağlantı kurduğuna göre 2014 dahil 2017'ye kadar 4 yıl geçti. Demek ki bugüne kadar 2.4 milyon kişi şirketi aramış. Demek ki 2.4 milyon kişi potansiyel suçlu durumunda.
  • 15.32

    Hakan Kara: FETÖ hangi tarihten itibaren suç örgütü sayılıyor? 2013 yılı Eylül ayında Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fethullah Gülen'i Pensilvanya'da ziyaret etti. Bu durumda FETÖ ile görüşen Ahmet Davutoğlu şimdi suç mu işlemiş oldu? Davutoğlu görüşmesinden yaklaşık bir ay sonra 20 Ekim 2013 tarihinde FETÖ ABD'de, rahatsızlık geçirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Fethullah Gülen'i telefonla arayarak 'geçmiş olsun' dileklerini iletti. Yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Fethullah Gülen'i arayıp geçmiş olsun demekle suç mu işlemiş oldu? Savcıların söylemeye çalıştığı şey bu mu? Ayrıca sözü edilen tarihte bu davada tanık olarak yer alan Hüseyin Gülerce hala FETÖ'nün emrinde çalışıyordu. Hazır tanık olarak buraya gelmişken savcılar kendisini hapse mi atacaklar?
  • 15.17

    Hakan Kara ByLock iddialarına ilişkin de konuştu: Üstelik Emre Aktaş beni aramış. Görüşme 19 saniye sürmüş. Başka bir iletişim kaydı da yok. HTS kayıtları bütün bu söylediklerimi ortaya koyuyor. Yani Emre Aktaş ile defalarca göüşrmek sözkonusu bile değil. İddianamede ayrıca Emre Aktaş'ın ByLock kullanıcısı olduğu söyleniyor. Sayın başkan, ben gazeteciyim. Müneccim değil. Beni arayan kişinin telefonunda ByLock olup olmadığını bilemem. Fakat HTS kayıtlarına göre Emre Aktaş beni 12 Şubat 2013 tarihinde saat 17.54'te aramış. O tarihte ByLock programı henüz icat edilmemişti. İkinci ByLock’çu Mücahit Koç adlı kişiymiş. Onu da tanımam. Bu kişi beni aramış. O da 2 Şubat 2014 tarihinde aramış. O da ByLock’çu değil. Çünkü ByLock bu tarihten iki ay sonra piyasaya çıktı. Dolayısıyla buna yönelik olarak iki ByLock'çuyla iletişim kaydı var iddiaları tümüyle asılsız. ByLock icat edilmeden ByLock’çularla görüştüğüm iddia ediliyor.
  • 15.03

    Hakan Kara: MGK'da 2004 yılında verilen FETÖ raporunu yok hükmünde sayan ben değilim. 2010 yılında 'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde FETÖ'yü tehdit olmaktan tümüyle çıkaran ben değilim. Bugün Türkiye'de darbeye karıştıkları gerekçesiyle yargılanan 160 general ve amirali ben terfi ettirmedim. Dün FETÖ'cüler Cumhuriyetçileri Ergenekonculukla suçlayıp hapse attılar. Bugünse Cumhuriyetçiler FETÖ'cü diye suçlanıyorlar ve yine hapisteler. Amaç aynı: Cumhuriyet'i susturmak. Fakat bu sefer ikinci bir amaç daha var. Tüm medyaya gözdağı vermek. Korku iklimi yaratmak. Tüm muhalif sesleri susturmak.
  • 15.00

    Hakan Kara'nın savunmasından: 34 yıldır Cumhuriyet'te çalışıyorum. Gazetecilik yaşamım boyunca ne FETÖ'yü ne de başka bir terör örgütünü öven tek satır yazı yazmadım. FETÖ'ye 25 yıl boyunca hizmet eden, ondan maaş alan Hüseyin Gülerce (Eski Zaman köşe yazarı, şimdi Star’da yazıyor. Davada tanık olarak yer alıyor) gibi insanların FETÖ'ye güvenmesini, örgütün güçlenmesini, yaygınlaşmasıın sağlamadım. Ne benim ne ailemin boğazından FETÖ'nün tek bir kuruşu geçmedi. Buna rağmen ben örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmekle suçlanıyorum. Tescilli FETÖ'cü Hüseyin Gülerce tanık, bense burada sanık koltuğunda oturuyorum.
  • 15.00

    Duruşma tutuklu sanıklardan Cumhuriyet köşe yazarı ve Cumhuriyet Vakfı yönetim Kurulu üyelerinden Hakan Kara'nın savunmasıyla başladı.
  • 14.57

    Cumhuriyet davasının ilk duruşmasının üçüncü günü başladı.

www.evrensel.net

1 yorum yapılmış

  1. Mustafa Altıntaş 2 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarları davası, yararlı salaklarla girişilen ve başarısızlığa baştan mahkum olan 15 Temmuz 2016 Kalkımsasının üzerindeki giz perdesinin aralanmasına, eski Fetö-sever, günümüzün fetö-söver başkanlığındaki Meclis Araştırma Komisyonunun "gerçekleri perdelemesi raporunu" da yargılama işlevi görmekte. Yargılananlar savcı-yargıç kürsüsünde yer alırken, yargılatan muktedirler ve muktedirlerin buyruklarını yerine getirerek, kendilerini aklama telaşına düşün savcı-yargıçlar ise sanık sandalyesine çökertilmiş bir konumu resmediyor. Suç ortaklığı ve kutsanan kalkışma da daha bir açıklık kazanmakta.

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.