Cumhuriyet Davası Koordinasyonu: Hepsini istiyoruz

Cumhuriyet Davası Koordinasyonu: Hepsini istiyoruz

Cumhuriyet davasının 2. gününde yapılan savunmalarda iddianamenin boşa çıktığı ifade edildi.

Cansu PİŞKİN
İstanbul

Cumhuriyet gazetesi çalışanları ve yöneticilerinin yargılandığı Cumhuriyet davasının ilk duruşmasının ikinci günü savunmalarla devam etti. İkinci günde savunma yapan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet davasının Türkiye’deki bütün gazetecilere gözdağı olduğunu söyledi. Sabuncu iddianameye alınan gazete manşetlerine ilişkin yaptığı savunmasında ise “Manşetlerden biri ‘Cadı Avı Başladı’. Bu manşeti anlatmaya gerek yok biz karşınızdayız” dedi.

Cumhuriyet gazetesinin 11’i tutuklu 17 yazar, çizer ve yöneticisinin ,”FETÖ/PDY ve PKK/KCK, DHKPC örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla yargılandığı davanın ikinci gününde tutuklu gazeteciler Çağlayan’daki İstanbul Adliye sarayına getirildi. Gazetenin yayın politikasının suçlama konusu edildiği davanın ilk duruşmasında Akın Atalay, Kadri Gürsel ve Musa Kart savunmalarını yapmıştı. İkinci gün ise  Murat Sabuncu’nun savunması devam etti. Sabuncu, jandarmanın savunma evrakına el koyması dolayısıyla bugüne kalmıştı.

SADECE SANSÜR DEĞİL OTOSANSÜR DE KALKACAKTIR

Murat Sabuncu savunmasına sansürün kaldırılışının yıl dönümünü hatırlatarak başladı. Sansürün kaldırılışını kutlayan Sabuncu, “Duruşmamızın başladığı gün, 24 Temmuz, Türkiye’deki gazeteciler için önemli bir gün. Çünkü bugün gazetecilerin bayramıdır. Ne yazık ki biz uzun zamandır olduğu gibi bu sene de bayramı kutlayamadık. Çünkü 150’nin üzerinde gazeteci cezaevinde. Çünkü Cumhuriyet davası Türkiye’deki bütün gazetecilere gözdağı davasıdır. Beraat edince otosansürün kaldırılmasını da kutlayacağız” dedi.

‘ZENGİN GÖSTERSİN’ DİYE MASAK RAPORU EKLENMİŞ

Sabuncu daha sonra iddianamede yer alan suçlamalara tek tek yanıt verdi. Sabuncu, “birincisi hiçbir zaman Cumhuriyet Vakfının üyesi olmadım. ‘Vakfın ele geçirildiği tarih’ olarak anılan 18 Şubat 2014 tarihinde ben Cumhuriyet’te çalışmıyordum, altı ay sonra gazeteye geldim. İkincisi MASAK raporlar. Benimle ilgili hiçbir MASAK raporu yok ama belli ki sayın savcı zengin göstersin diye ‘MASAK raporları’ kelimesini de eklemiş. Tamı tamına 215 bin 92 tane ByLockçu var. Ben bunların yüzde binde biriyle görüşsem 215 kişi eder. Ben iddianameye göre 13 kişiyle görüştüm, yani 18 binde bir. Diyor ki iddianame, sen gazetecisin. ByLock kullandığı iddia edilen 13 kişiyle bile görüşemezsin. Tweetlerim ise gazeteci olarak yazdıklarımdır. İddianameye konu tweetlerim, sadece gazetecilerin gazeteci olduğunu ortaya koymak için atılmıştır. O kişilerle herhangi bir ilişkim olması gerekmez. Gazeteci olarak yazdıklarımdır” dedi.

MEHMET EKİNCİ’Yİ ODATV DAVASINDAN TANIRIM

İddianemede ‘FETÖ’ üyeliği suçlamasıyla tutuklanan Hakim Mehmet Ekinci ile görüştüğü iddialarına da yanıt veren Sabuncu, “Doğru. Ben Mehmet Ekinci ile sadece konuşmadım. En az yedi kez aynı mekanda da bulundum. O sizin oturduğunuz yerde oturuyordu sayın hakim, ben Odatv davasında izleyiciydim. O gün biz de kaçak Savcı Zekeriya Öz’ün gazeteci arkadaşlarımıza açtığı davanın ne kadar haksız olduğunu sokak sokak anlattık. O gün hayatından bir-iki yıl çalınan gazeteci arkadaşlarımız Ahmet Şık, Barış Terkoğlu, Nedim Şener’di yanında durduğumuz. O zaman tutuklanan Ahmet Şık’ın görüşçüsüydüm. 52 hafta geldim. Dışarısını öğrenmiştim şimdi içini de öğrendim. O gün kriminalize edilen Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu kitabı, Ahmet’in eşi Yonca Şık’ın liderliğinde korkusuz 100 kişinin imzasıyla basıldı, o imzalardan biri benim.” 

MUMCU’NUN, ANTER’İN GÖKTEPE’NİN YOLUNDAYIZ

Savuncu savunmasını, “Türkiye’deki gazeteciliğin özetidir bu durumlar. Cumhuriyet genel yayın yönetmeninin odasının bir tarafı mezarlığa, bir tarafı adliyeye bakıyor. Bu gazetede Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı... Bunlar öldürüldü. Bizim gazete böyle bir yer. Bize karşı hangi itham ileri sürülürse sürülsün biz lhan Selçuk’un Uğur Mumcu’nun, Musa Anter’in, Hrant Dink’in, Metin Göktepe’nin yolundan dönmedik, dönmeyeceğiz” sözleri ile noktaladı.

Sabuncu’nun savunmasının ardından sorguya geçildi. Gazetemiz baskıya girdiği saatlerde duruşma savunmalarla devam ediyordu.

‘ADETALARLA DOLU ADETA BİR İDDİANAME’

 “Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak ve cezaevine konmak 5 ay boyunca iddianameyi beklemek ve 9 ay sonra karşınıza çıkmaktır” diyen Sabuncu iddianameyi hazırlayan Savcı Murat İnam’ın ‘FETÖ’ üyesi olmaktan yargılandığını hatırlattı. Sabuncu,  “Biz ağırlaştırılmış tutukluluk koşullarında 9 aydır bu davayı bekliyoruz. O işinin başında. Müebbetle yargılanıyor, üstelik tutuksuz. Bizim manşetlerimizi ve haberlerimizi 4 yıl süreyle incelemiş. 1400 manşet demek bu. Bizi bu manşetlerin içinden cımbızladıklarıyla değerlendirmiş savcı ve bilgisayar mühendisi olan bilirkişi. ‘Adeta’larla dolu adeta bir iddianame bu” dedi. Sabuncu savunmasına şöyle devam etti: “Biz 31 Ekim günü tutuklandık. 31 Ekim’den bu yana 20 Cumhuriyet yazarı, emekçisi gözaltına alındı. 14 tanesi değişik zamanlarda Silivri’ye kondu. Onunla yetinmedi iddianame. Bu iddianamede adı geçenlerin anneleri, babaları, eski eşleri bile hesaplarıyla beraber sorguya dahil edildiler. Bir arkadaşımızın beş yaşındaki çocuğunun bile mal varlığı sorgulandı.”

‘BİZİM GÖREVİMİZ BU DÖNEMDE GAZETECİLİK...’

Gazetenin attığı manşetlerin cımbızlanarak iddianameye alındığını söyleyen Sabuncu şöyle konuştu: “1 Eylül 2016’da Cumhuriyet genel yayın yönetmenliğine atandım. İddianamede yer alan hemen hemen tüm manşetler benim hukuki sorumluluğumdan önceki manşetler. Hukuki ve cezai sorumluluğum yoksa da ahlaki ve siyasi sorumluluğumu mutlaka savunacağım. Orhan Erinç beni odasına davet etti ve ‘Murat Sabuncu, sana bundan sonra Cumhuriyet’in genel yayın yönetmenliğini tevdi ediyorum’ dedi. Çok az dizlerim titrer. O gün dizlerim titredi. Orhan Erinç’ten bu görevi böyle teslim aldım. Cumhuriyet senedi bizim rotamızdır. İddianamede yer alan manşetlerden biri, ‘Cadı Avı Başladı’. Bu manşeti anlatmaya gerek yok biz karşınızdayız. İbrahim Kaboğlu, Cihangir İslam, Murat Sevinç bu cadı avının mağduru değil, 120 bin kişinin ihraç edilmesi cadı avı değil mi? Demokrasinin iyi olduğu dönemlerde gazetecilik kolay yapılır ama ülkede karışıklığın olduğu dönemlerde gazetecilik zordur. İleride bu günlerle gurur duyacağız. Bizim görevimiz bu zor günlerde de sorgulamayı yapabilmek.” 
Sabuncu 15 Temmuz darbesi sonrası attıkları darbe karşıtı manşetlerinin ise özellikle iddianameye alınmadığının altını çizdi.


Cumhuriyet Davası Koordinasyonu, dün başlayan ve bugün de devam eden Cumhuriyet Gazetesi’nin 17 yazar, muhabir ve yöneticisinin yargılandığı davayla ilgili açıklama yaptı.

Koordinasyonun duruşmanın 2. günü yaptığı açıklamada, iki gün boyunca yapılan savunmaların bile davayı boşa çıkarmaya yettiği ifade edilerek, “Hayatta tek dikili ağaçları çocukları olan gazetecilerle baş edemezsiniz. Gazetecilere özgürlük” denildi.

“Bu dava, Türkiye’de demokrasinin varlığı ya da yokluğunun test edildiği, başta basın ve ifade özgürlüğü olmak üzere tüm dünyada kabul görmüş evrensel düzlemdeki hak ve özgürlüklerin kullanılıp kullanılmadığının sınandığı bir dava. Sadece bu da değil. Bu davanın sonucu, Türkiye’de halkın haber alma hakkının önündeki engellerin ya daha da perçinlenmesine ya da yıkılıp geçilmesine yol açacağı için de önemli” denilen açıklamada iki günde yapılan savunmaların bile davayı tümden boşa çıkarmaya yettiği ifade edildi.

Açıklamada savunlara da yer verildi:

“Cumhuriyet yazarı ve yayın danışmanı Kadri Gürsel dedi ki, “Burada karşınızda, ‘Üyesi olmamakla birlikte, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğim’ için değil; bağımsız, sorgulayıcı ve eleştirel bir gazeteci olduğum için, gazetecilikten taviz vermediğim ve mesleğimi bihakkın ifa etmekte sonuna kadar ısrarlı olduğum için bulunmaktayım.”

Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay dedi ki, “Düşünebiliyor musunuz, yayın politikasının temelinde laiklik ilkesinin savunulması bulunan kadim bir gazeteye, FETÖ adına faaliyette bulunma ithamında bulunuluyor. Hem de savcı olarak bu ithamı yapan kişinin kendisi, FETÖ üyeliğinden sanık ve kanunlarımızdaki en ağır cezaya muhatap. Hakkındaki dava nedeniyle savcı adayı bile olamayacak bir savcının yürüttüğü soruşturma sonucunda düzenlenen bir iddianame nedeniyle burada sanık olarak bulunuyoruz.”

Cumhuriyet Gazetesi’nin karikatüristi Musa Kart dedi ki, “Esasen bağımsız aklın, sorgulayan özgür düşüncenin kendisini ifade etmeye başladığı bir dönemin sanatıdır karikatür. Doğru ve etkili bir karikatür; kalıpların, şablonların dışına çıkabilmiş, cesur ve özgür bakış açılarıyla oluşturabilir. Oysa katı hiyerarşik ilişkilere dayalı örgütsel yapılanmalar, bir karikatüristin ihtiyaç duyduğu özgürlük arayışına uygun zemin yaratamazlar. O nedenle, ne demokrasi karşıtları mizahı sever, ne de mizahçılar şiddete tapan yapılanmaları.”

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu dedi ki, “Biz 31 Ekim günü tutuklandık. 31 Ekim’den bu yana 20 Cumhuriyet yazarı, emekçisi gözaltına alındı. 14’ü değişik zamanlarda Silivri’ye kondu. Biz Cumhuriyet’te 200 kişiyiz. Yani Cumhuriyet çalışanlarının yüzde 10’unu gözaltına aldınız. Onunla yetinmedi iddianame. Bu iddianamede adı geçenlerin anneleri, babaları, eski eşleri bile hesaplarıyla sorguya dahil edildiler. Bir arkadaşımızın 5 yaşındaki çocuğunun bile mal varlığı sorgulandı.”

Ve Cumhuriyet Gazetesi’nin terör örgütlerine yardım etmekle suçlanarak tutuklanan muhabiri Ahmet Şık, mal varlığını soran hakime dedi ki: Tek dikili ağacım kızım Mina’dır. Onunla gurur duyuyorum.” 

Açıklamanın sonunda “Hayatta tek dikili ağaçları çocukları olan gazetecilerle baş edemezsiniz. Gazetecilere özgürlük, gazetecilik suç değildir, bu Cumhuriyet davası, Hepsini istiyoruz” ifadelerine yer verildi. (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Temmuz 2017 22:15
www.evrensel.net
ETİKETLER Cumhuriyet

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.