Yerel sendikal birlikler ve mücadele

Yerel sendikal birlikler ve mücadele

İşçi sınıfının ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik saldırıların her geçen gün daha da arttığı dönemden geçmekteyiz. Özelleştirmelerle, emeklilik yaşının yükseltilmesi ile başlayıp SSGSS yasası ile devam eden saldırı dalgası, krizlerin bahane edilmesiyle yüz binlerce işçinin kapı önüne

Ramis Sağlam

En son hava işkolunda yaşanan grev yasaklamaları ve kıdem tazminatlarına yönelen saldırıların aynı döneme denk gelmesi rastlantı mı yoksa başka bir hesabın, oyunun parçası mıdır bilinmez…
İşçi sınıfının tarih sahnesine çıktığı günden bu yana örgütlendikleri sendikalarına yönelik her türlü saldırı sermaye tarafından mubah görülmüştür. Patronların sendikaları dağıtmak için kullandıkları yöntemler neredeyse hiç değişmemiştir. Önce var olan sendikal örgütlenmeler dağıtılmaya çalışılır olmazsa, sendikalar hakkında işçinin geri bilincine seslenen kirli propagandalar devreye sokulur, bu da yetmezse sendikalar içeriden ele geçirilir. Bir süre sonra işçi kendi kurduğu sendikayı bile tanıyamaz hale gelir.
Bir süre sonra işçi ve emekçiler kendilerine yabancılaşan ve tanıyamadıkları sendikalardan tamamen uzaklaşır. Karşılıklı bu süreç devam ederken, işçilerin kendilerinin seçtikleri yöneticiler, önce düşünce bazında sonra da yaşayış olarak ama en önemlisi sorun ve taleplere yaklaşım bakımından tanınmaz hale gelirler. Sendikaların merkezlerinin aidat gelirlerini tamamen denetim altına alması ile kendine biat etmeyen şube yönetimlerini ekonomik olarak cezalandırma, örgütlenmenin önüne maddi engellerin çıkarılması (üyelik noter masraflarının karşılanmaması, (9 Eylül Üniversite Hastanesi’nde taşeron işçilerinin örgütlenmesinde olduğu gibi) seçilmiş yöneticilerin profesyonelliğinin verilmemesi ya da düşürülmesi vb.) ve Şube açıp kapatma tehditleri ile muhalif sendika şubelerinin etkisiz hale gelmesi artık sıradan vakalar haline gelmiştir.
İçerden ve dışardan saldırıların her cepheden arttığı bir dönemde İzmir’de konfederasyon ayrımı yapmadan bir araya gelen İzmir Sendikalar Birliği bu süreçte birçok işçi direnişinin yanında yerini alırken, kendi içinde de önemli tartışma ve deneyim sürecini paylaşması ile işçi ve kamu emekçileri sendikalarının tepeden yapamadığı birliği yerelde yapmayı hedefine koymuştur. Bu süreçte Sendikalar Birliği’nin içinde yer alan işçi sendikalarının şubeleri ve başkanları, sendika genel merkezlerinin açık hedefi haline gelmiştir. Söylemde sendikal demokrasiyi ağızlarından ve yazılarından düşürmeyen bazı sendika merkezlerinin samimiyetlerini (!) göstermeleri açısından bu dönem açık alan olmuştur. Deri-İş Sendikası İzmir Şube Başkanı Makum Alagöz’ün, Evrensel gazetesinde yazdığı yazı dikkatle okunduğunda yaşananlar bir kere daha anlaşılacaktır.   
Yaşanan sürecin anlaşılamaması ya da bilerek saptırılarak hedef şaşırtılarak asıl sorundan uzaklaştırılması çok da yabancısı olduğumuz bir yöntem değildir. Sorunu, birkaç Şubenin Başkanının aldığı-alamadığı ücret sorunu olarak görmek, birkaç şubeyi açıp-kapamak üzerinden değerlendirmek de değildir. Sorun işçi ve emekçilerin kendi sendikalarını tanıyamaz hale gelmesi, mücadeleci sendikacıların görevden uzaklaştırılması sorunun önemli yanı fakat yine de özü değildir. Sorun patronların tüm devlet mekanizmalarıyla sendikaları etkisizleştirme yok etme politikalarıdır. Sorun sermayenin yeniden yeniden yapılanması sürecinde emekçilerin birliklerini dağıtarak köleci kapitalist sistemini örgütlemesidir.
Yoksa hava işkolunda grev yasağı uygulamaya girdiğinde, greve çıkan yüzlerce işçi işten atıldığında bağlı olduğu konfederasyonu ve ona bağlı sendikaların birçok merkezinin sessizliği nasıl açıklanabilir.
Kazanılmış haklara yönelik saldırıların hat safhaya ulaştığı bu dönemde, sessizliğin mimarı ortak mücadeleyi örgütlemesi gerekenler oluyorsa tek bir çıkar yol vardır; yerel mücadele birliklerini örgütlemek ve genişletmek. İşçinin, emekçinin tanıyamaz hale geldikleri sendikalarını tekrar gerçek mücadele örgütü haline getirmesinden geçmektedir.
Sendikaların yukarıda çizdiğimiz sorunlara iç sorun bağlamında bakılması hiç de gerçekçi değildir. Sorun tüm işçi ve emekçilerin sorunudur; ‘iç sorunumuzdur’ diyenler sorunun merkezinden uzaklaşanlar ve sorunu kapatmak isteyenlerdir. Sınıf mutlaka ama mutlaka tepe taklak gelen kendi örgütlerini ayaklarının üzerine dikecektir. İşyerlerindeki mücadele komiteleri ile bütün sendikalarda üyelerin inisiyatifinin geliştirilmesinden, yerel birlikteliklerle taban iradesinin açığa çıkartılmasından ve sendika içi demokrasinin tam hayat bulmasından yana tutum alıp, bu tutumu her yerde yaygınlaştırmalıyız. Bu yönde bir tartışmayı gün ışığına çıkartarak özellikle tabana umut veren platformlarda ileriye doğru güçlü bir adım atılmasını arzuluyoruz. Yoksa derdimiz bağcıyı dövmek değildir.
23 Mayıs kamu emekçileri grevi, 3 konfederasyonun üyelerinin de konfederasyonların ayak sürümelerine rağmen işyerlerinde biraraya gelip grevi birlikte örgütledikleri için daha başarılı olunmuştur. Konfederasyon yöneticileri yan yana gelmese de, İzmir’de -birçok birimde olduğu gibi- Karşıyaka’da bir okulda Memur-Sen, Kamu-Sen, Eğitim-Sen ve Eğitim-İş işyeri temsilcileri birlikte bildiri dağıtıp grevi birlikte örgütleyebilmişlerdir. Yine Atatürk Eğitim Hastanesi’nde farklı sendikaların temsilcileri birlikte biraraya gelip masa açarak grevi örgütlemiştir.
İşte İSB bu temelde işçi ve emekçilerin mücadele birliğini ve işyerlerinin ve üyelerin inisiyatifini savunmaktadır. Tabanı yok sayıp bütün yetkileri kendinde toplamak hele sırf bunun için ek kongreler yapmak çok demokratik bir tutum gibi yansımıyor.

*BES İzmir Şube Başkanı

www.evrensel.net