Kendi yurttaşıyla barışmayan dışarıyla da barışamaz

Kendi yurttaşıyla barışmayan dışarıyla da barışamaz

Türkiye’ye ait F4 keşif uçağının Suriye tarafından düşürülmesi sonrası yaşanan kriz, bir savaşı başlatmadı; şimdilik! Ancak, böyle bir ihtimalin kalktığı anlamına da gelmiyor. Gelinen nokta Şam yönetimini devirme yolunda yeni bir evrenin işareti.Ankara hükümetinin/Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye hava sahasına

Hüseyin Deniz

Ankara hükümetinin/Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye hava sahasına giren her Suriye unsurunun vurulacağına dair kararı bunu gösteriyor.
Peki, Türkiye ve Suriye bir savaşa tutuşacak mı? Böyle bir olasılık var mı? Libya deneyimi, İran, Rusya ve Çin faktörü, yakın gelecekte bunu pek imkanlı göstermiyor: Şimdilik tabii ki....
Ancak gelişmeler de buna hazırlık yapıldığı yönünde... Plan daha çok içten çökertme üzerinde. En azından ABD ve Avrupa böyle olmasından yana...
Buna karşı Ankara hükümetinin, AKP iktidarının; Şam/Esad yönetimini devirmek istediği biliniyor. Şam iktidarına karşı muhalefet örgütlemesinden, silahlı grupların oluşturulmasının pratiklerine tanık olduk. Ayrıca, Şam yönetimine karşı saldırı düzenleyen güçlere silahların grupların oluşturulmasının pratiklerine tanık olduk. Ayrıca, Şam yönetimine karşı saldırı düzenleyen güçlere silahların Türkiye’den paraların ise Suudi Arabistan ve Katar’dan sağlandığı Avrupa ve ABD basınında yer aldı. Buna dair bir yalanlama da gelmiş değil. Kaldı ki, Esad yönetimine karşı paramiliter güçlerin “Özgür Suriye Ordusu” adı altında Türkiye topraklarındaki kamplarda eğitildiği ve donatıldığı, gerekli ihtiyaçlarının karşılandığı biliniyor. (Basın). Şam’a karşı AKP hükümetinin dış politika da aktif çalıştığı da malum. Yani, aslında Ankara hükümeti bir süredir bir “savaş” başlatmıştı. Bütün bunlar olurken, Suriye’nin olan bitene seyirci kalması beklene bilir mi? Bu mümkün mü?
F4 keşif uçağının düşürüldüğü gün, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları, Irak toprakları içindeki Kandil’i bombaladı. Gerekçe Dağlıca’da 8 askerin ölümüne 16 askerin yaralanmasına yol açan saldırı idi. Bu durum Şam yönetimine Türkiye toprakları içindeki paramiliter kampları vurma hakkı doğurmuyor mu?
Ankara’nın sınır ötesi harekata dair sığındığı meşru savunma, uluslar arası hukuk açısından aynı meşruiyeti Şam yönetimine tanımak zorunda kalmayacak mı? Türkiye’nin Kandil’i vurması nasıl ki Kürt kimliğinin ve bu kimliğin sahip olduğu temel hakların, şiddet ve güvenlikçi politika ile çözme politikasının sonucuysa; yani bir iç sorun ise, Şam’ın Türkiye’deki paramiliter güçleri vurması da aynı eşdeğerde olacaktır. İkisi de baskı ve güvenlik yaklaşımının ürünleridir. Bir yıl öncesine kadar kol kola yürüyen AKP ve Esad yönetimlerinin bugün düşman kardeşlere dönüşmesinin nedeni, insan hakları, demokrasi ve özgürlükler değil. Ama bu aynı zamanda Ankara’nın “sıfır sorunlu komşuluk politikası”nın çöküşüne yol açan bölgesel güç olmanın sonuçlarına işaret ediyor. Sadece Şam değil, Bağdat, Tahran; Erivan, Lefkoşe, Paris ile de aynı durum söz konusu.
Ancak bu olayın bir diğer sonucu var ki asıl üzerinde durulması gereken bence burası. O da Kürt meselesi; uçağın düşürülmesi ile Kürt meselesinin alakası ne?
Şöyle: problemin çözümü, kriz yönetiminde ...
Hatırlayalım; uçağın düşürülmesi sonrası Ankara’nın özellikle de Başbakan Erdoğan’ın itidalli, soğukkanlı, olayı anlamaya dönük, hukuki ve diplomatik yolu esas alan bir yaklaşımı dikkat çekti. Bunu konuyla ilgili olarak Meclisteki parti liderleriyle bir araya gelme izledi. Bu iyi bir şey. Ama burada şaşırtıcı olan, “normal gözükmeyen”, Başbakan Erdoğan’ın BDP Eşbaşkanları ile görüşmesiydi. Çünkü Başbakan ile BDP Eşbaşkanları uzun bir süredir görüşmüyorlar. Başbakanın BDP’lileri “terör örgütü uzantıları” olarak suçlaması herkesçe biliniyor. Tam da bu nedenle bu görüşme önemli. Kürt meselesinin, barışçı ve demokratik yollarla çözümü yerine güvenlikçi politika nedeniyle her gün onlarca Türk ve Kürt genci yaşamını yitirmektedir. Her gün neredeyse bir çatışma haberi alıyoruz. Bir savaş yaşanıyor. Bunun 30 yılda yol açtığı maddi, manevi kayıplarından daha vahim, insan kaybıdır. 40 bine aşkın kişi yaşamını yitirdi. Suriye ile olası ( hiç olmamasını temenni edelim) bir savaş bu kadar kayıpla sonuçlanır mı, cevap olumlu da olsa olumsuz da olsa sonuç aynıdır. Böyle bir tabloyu önleme amaçlı olarak Başbakan, olaydan bir gün sonra, F4 –keşif uçağının düşürülmesinin ardından, CHP, MHP, BDP ile acil görüşme yaptı. Terör örgütü uzantısı olarak ötelediği BDP’yle hiçbir şart, koşul göstermeksizin bunu yapması... ( ve bu iyi bir şey ). İyi olmayan, Başbakanın aynı duyarlı ve paylaşımcı duruşu her gün can almaya neden olan Kürt meselesi konusunda yapmaması.
Bu durumda Başbakanın ileri süreceği hiçbir gerekçe bundan böyle ikna edici olmayacak. Yoksa içerdeki yangında ölenlerin değeri yok mu? Buna evet denilmesi söz konusu olabilir mi?
Şimdi Başbakan Erdoğan’dan beklenen aynı sorumlu, itidalli, “paylaşımcı” tavrı Kürt meselesinin barışçı, diyalog yöntemiyle çözülmesinde de göstermesi. Bunu yaparsa ancak o zaman Suriye konusundaki samimiyeti anlaşılacaktır. Hükümet şimdi acilen Türkiye’yi bir bölünmeye götüren güvenlikçi politikadan vazgeçen adımı atmalı. Şam yönetimine karşı, oluşturulan politika, kendi iç meselesi olan Kürt sorununa yaklaşımı nedeniyle güven vermemektedir. Türkiye’nin dışarıda prestijini her geçen gün azaltan tam da budur. Dolayısıyla sık sık dile getirilen “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sadece hoş bir seda olarak yankılanacaktır, hiçbir inandırıcılığı olmayacaktır. Kendi yurttaşıyla barışmayan dışarıyla da barışamaz. Kendisiyle barışık olmayanın başkasıyla barışık yaşaması mümkün mü?

*Gazeteci

 *1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi İzmit Kocaeli    

www.evrensel.net