OHAL’de kadınlık halleri

OHAL’de kadınlık halleri

15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL ilanı üzerinden tam 1 yıl geçti. Kadınların da nasibini açlık, yoksullukla aldığı OHAL’in kadın hallerini getiriyoruz

20 Temmuz’da ilan edilen ve uzatılarak halen süren OHAL’in etkilerini her gün çeşitli biçimleri ile yaşıyoruz. OHAL’den en kapsamlı şekilde etkilenen kesimlerden biri de kuşkusuz kadınlar. OHAL ile, kadınların yıllardır sürdürdüğü mücadelelerle elde ettikleri ortak kazanımların tamamına göz dikilmiş durumda.

OHAL döneminde 11 kadın derneği kapatıldı. 35 kadın belediye eşbaşkanı tutuklandı. Kayyum atanan belediyelerde kadınları güçlendirmek için oluşturulan tüm mekanizmalar kapatıldı. Kadınlar yaşadıkları ile baş başa bırakılmak istenirken, bu durum istismarı, şiddeti uygulayanları daha da cesaretlendiriyor. OHAL’in yarattığı tüm baskı ortamı, kadınların ve çocukların daha çok şiddet görmesine ve şiddete karşı daha savunmasız bırakılmasına neden oluyor.

Kadın Dayanışma Vakfının kendilerine gelen başvurular üzerinden hazırladığı rapor gösteriyor ki polisler “Darbe oldu, polisin işi gücü var” diyerek başvuruya herhangi bir işlem yapmayabiliyor, savcılar ‘çok dosya olduğu’ gerekçesiyle kadınların başvurularını dikkate almayabiliyor, karakollar “Tüm dosyalarımız şiddet gören kadınlarla dolu, hangi birine bakalım, sizinki basit bir taciz olayı” diyerek kadınları geri gönderebiliyor.

KHK’lerle ve özellikle kamuda yaşanan ihraçlarla tanık olduğumuz şey, kadınlar için özgürleştirici alanlardan biri olan çalışma hakkının, yıllar süren ve birçok cephede mücadele ile elde edilen işlerinin gerekçe bile gösterilmeden bir gecede ortadan kaldırılması. Hak-hukuk kurallarının en ilkel olanları dahi olmadan üstelik!

İHRAÇ EDİLEN KADINLARIN AYAKTA DURMA SAVAŞI

OHAL’le birlikte ilan edilen KHK’lerle ihraç edilen 100 binden fazla kamu emekçisinin en az yüzde 20’sini kadınlar oluşturuyor. En çok kadın ise Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığından ihraç edildi. Üniversitelerden ihraç edilen 4 bin 811 akademisyenin de beşte birini kadınlar oluşturuyor. Sadece kamuda 20 binden fazla kadın işten çıkartıldı.

Yıllarca ekonomik bağımsızlığını kazanmış olarak yaşayan kadınların ekonomik özgürlüğü ellerinden alındı. Ailelerine, eşlerine, babalarına bağımlı olarak yaşamaya zorlandılar. İhraç edilmiş olma gerekçesiyle ve OHAL baskısı ile iş bulmakta zorlanıyorlar. Sosyal güvencenin de ortadan kalkmasıyla güvencesiz kalmaya, başkalarının güvencesi altına girmeye ya da kayıtdışı çalışmaya zorlanıyorlar. Tek başlarına ya da eşleriyle, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmenin yükünü taşıyorlar. Ama aynı zamanda bu dayatılan topyekûn yok etme isteğine, mahkum edilmek istenen sonuçlara  karşı dayanışma ve birlikte direnme isteği de var elbette. İşte OHAL’de kadınlık halleri...


KAYYUM İŞİNDEN ETTİ, KOCASI CANINDAN ETMEKLE TEHDİT EDİYOR

Sevda KARACA

Heval, sosyolog. Batman Belediyesi Kadın Politikaları Müdürlüğü’nde çalışmaya başlamadan önce uyuşturucu bağımlısı eşinin şiddetinden kurtulmaya çalışıyordu. Şiddet uygulayan eşinin karşısına kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olarak çıkabilmek ve psikolojik destek alabilmek için Batman Belediyesine başvurmuş, belediyenin kadın birimlerince desteklenmiş ve çocuklarına bakabileceği, mesleğini de yapabileceği bir işe yerleştirilmişti. Batman Belediyesine atana kayyum önce onu işinden etti. Üstelik tam da yeni bir hayat kurmaya çalışırken...

Eşi uyguladığı şiddet yüzünden değilse bile, başka suçlardan cezaevinde. OHAL bir de bu açıdan etkiledi Heval’i. Cezaevindeyken bile sürekli Heval’i öldürmekle tehdit eden adam, şimdi bir de OHAL nedeniyle “cezaevinin dolması” gerekçe gösterilerek kısa zaman sonra yarı açık cezaevine nakledilecek! Üstelik daha önce yarı açık cezaevinde yatarken firar etmiş. Cezaevi telefonundan arayıp “seni öldüreceğim” diye tehdit savurması cezaevi yönetimince “geçerli tehdit unsuru” kabul edilmediği için, 25 Eylül’de nakledileceği yarı açık cezaevinden yine kaçabilir ve Heval’in dişiyle tırnağıyla kurmaya çalıştığı hayatını elinden alabilir! Heval, tüm yasal başvuruları yapıp tehdit edildiğini ispatlamış olmasına rağmen şu yanıtı almış: “OHAL döneminde senin dertlerinden daha büyük dertlerimiz var. Devletin güvenliği söz konusu!”

Heval iki çocuğuyla ayakta durma mücadelesi veriyor, hem kendisinin hem de çocuklarının güvenliğini sağlamak için şehir değiştirmeye çalışıyor. Çocuklarının eğitimini ve psikolojisini düşünüyor en çok ve elbette bunlar için gerekli olan geçimi... Belediyede çalıştığı kurumdan kayyum marifetiyle atılınca yapmadığı iş kalmamış. Şimdi İŞKUR meslek edindirme programı aracılığıyla 3 aylığına girdiği bir tekstil fabrikasında ortacılık yapıyor. İşini küçümsemiyor, ama çalışma koşulları nedeniyle geleceklerini düşünerek gece gündüz çalıştığı için çocuklarının yüzünü göremez noktaya gelmiş durumda...

Eylül’de hayatı tümden zorlaşacak; çünkü onu öldürmekle tehdit eden boşanmaya çalıştığı eşi yarı açık cezaevine nakledilecek, İŞKUR aracılığıyla bulduğu işin süresi bitecek, okullar açılacak...

BANA BİR ŞEY OLURSA NE YAŞADIĞIM BİLİNSİN

“Hayatımdaki her şey belirsiz” diyor Heval. “Belirsizlik beni çok yordu, birçok insanın hayatını mahvettiler. Benim hayatımı, yüzlerce kişinin hayatını... Gittikçe büyüyoruz. Mutlaka bir şeyler değişecek. Kayyum geldiği zaman da çocuklarımı alıp belediyenin kapısına gittim, protesto ettim. Yine olsa yine yaparım. Çünkü hakkın yerde bırakılmaması lazım. Ben, yaşadığım şiddete katlanmadım, haksızlıklar karşısında susmadım. Çocuklarıma ekmek parası kazanmak için elimden ne geliyorsa yapıyorum. Şiddet gördüğüm adam tarafından hâlâ tehdit ediliyorum. Bütün yaşadıklarımı sizin aracılığınızla paylaşmak istiyorum çünkü bana bir şey olursa ne yaşadığım bilinsin, başka kadınlar benim yaşadıklarımı yaşamasın istiyorum. Bunun tek bir erkeğin şiddeti olmadığı, arkasında onu koruyan koca bir sistem olduğu bilinsin istiyorum.”


AŞTIĞI ENGELLER OHAL’LE YENİDEN KARŞISINA DİKİLDİ

Şükran DOĞAN

Zeynep engelli bir kadın. Üniversiteyi zorluklarla okudu, memur oldu. OHAL, yıktığı engelleri yeniden karşısına dikti. Şimdi onlarca kişinin yaşamını alt üst eden bu süreçte yaşadıklarını kaleme alıyor. Onunki hem bir başarı hikayesi, hem de OHAL’in bir gecede, gerekçe bile söylemeye ihtiyaç duymadan, hakkında herhangi bir soruşturma bile açmayarak KHK ile işinden ettiği binlerce kadından birinin hikayesi.

“Üniversiteye ilk başladığımda bir kadın ve engelli olarak ayrımcı tutum ve önyargıları aşmakla epey uğraşmam gerekti. Büyük zorluk ve çabalarla üniversiteyi bitirdim. Asıl sorun iş hayatına başlayınca oldu. Hem idareciler hem de iş arkadaşlarımın başarılı olduğumu kabul etmeleri hayli zaman aldı.”

“OHAL’i ilk olarak işyerinde bir arkadaşımızın, hem de hiç tahmin edemeyeceğimiz bir arkadaşımızın açığa alınması ile yaşamaya başladık. Ayrıca çalıştığım kurumda eşi tutuklu olan arkadaşlarımız da vardı. İhraç edilmeden bir süre açığa alınmıştım. İtiraz dilekçesi verdim. Henüz itirazlarımdan sonuç almadan öğrendim ihraç edildiğimi. O an bütün vücut ısım düşmeye başladı, önleyemediğim bir titreme hali oluştu. Genel olarak algıları, bakış açıları birbirinden farklı insanlara ihraç edilmemi nasıl izah edeceğim kaygısı yaşadım. Maddi yönünü önceleri hiç düşünmedim. Yaşaması da yönetmesi de çok zor bir süreç. Maddi olarak sürekli bir gözetilme hali, ‘ihtiyacın olursa çekinme’ tarzı cümleler alışık olmadığım, fakat zaman geçtikçe farkına vardığım bir durum oldu. 6 aydır maaş alamıyorum. Yeşil pasaportum iptal edildi. Hakkımda herhangi bir soruşturma olmamasına karşın normal pasaport da alamıyorum. İhraç, sonuçları oldukça ağır bir hak ihlali, tam bir medeni ölüm. Önceden bazı parametreler vardı, onlara bakıp bazı değerlendirmeler yapardınız. Ama artık böyle bir şansımız yok. Bu sürecin geçeceğine inanmak istiyorum. Aksi halde intihar etmek hiç de yabancı gelmez insana. Bu sürecin inadına dayanışma ve güçlü durarak aşılacağına inanıyorum.”


OHAL’LE KADINLARIN KALELERİ YIKILMAK İSTENDİ

Nuray ÖZTÜRK

Barış imzacısı diğer 8 akademisyen ile birlikte 2002’den beri çalıştığı Ege Üniversitesindeki işine son verilen sosyolog Dr. Lülüfer Körükmez, yaşadığı deneyimi “yapmayı bildiğimiz tek işi yaptığımız yeri kaybettik ya, arkasından başka yerlerde yeniden nasıl üretirizin peşine düştük. Bilgi üretmek ve bilgiyi yaymak öğrenciler yoluyla… Bunun duvarlarla sınırlı olmadığını, başka yerlerde ve başka biçimlerde yapabileceğimizi, yapmayı öğrenebileceğimizi gördük” sözleriyle açıklıyor.

İşsiz kalmanın eğitim seviyesi, işi ne olursa olsun kadınları benzer biçimlerde etkilediğini söylüyor; “Nihayetinde gelire, paraya bağımlı bir hayat yaşıyoruz. Yardım alabileceğimiz, destek olacak mekanizma çoğunlukla aile tarafından geldiği için, aileye dönme gerçekleşiyor ve bu, kadının bağımsızlık mücadelesi içerisinde kazanılan kalelerden bazılarını yitirmeye yol açabiliyor. Çok tipik gördüğümüz boşanamama, anne ve babanın yanına geri dönme, kuralları yeniden ve daha geri bir noktadan müzakere etme meseleleri gündeme gelebiliyor.”

“Dayanışma bu işin olmazsa olmazı. Çünkü ayakta kalmayı sağlandıktan sonra mücadele edebiliyoruz. İş için mücadele edelim, sokakta olmak için mücadele edelim ama ilk önce bizim ayakta durmamız gerekiyor. Onu da ancak dayanışmayla yapabiliyoruz.”


İYİ Kİ İHRAÇ EDİLEN KADINLAR EVE KAPANMADI!

Serpil BERK

Hasbiye Sol 17 yıllık hemşirelik mesleğinden KHK ile ihraç edildi. Ekonomik özgürlüğünün elinden alınması karşısında çok sevdiği mesleğini, hayallerini feda etme pahasına kendine yeni bir iş kurdu. 4 yıl aynı ayakkabıyı giyerek, giyecek ikinci bir elbisesi olmadan mesleğini elde etmiş Hasbiye. Çalıştığı süre boyu hem kadın olarak hem de doğduğu kentin Mardin olmasından dolayı birçok sıkıntıya maruz kalmış. Devletin çalışan kadınların yaşamını kolaylaştırıcı uygulamaları olmadığı için çalıştığı süre boyunca birçok sıkıntı yaşayan Hasbiye, kadın olarak gücünün farkında olmuş her zaman. İhraç edildikten sonra çevresinde bir dışlanmışlık hissetmiş, “insanların nezdinde onurumuzla oynandı” diye tarif ediyor yaşadığı süreci. “Kadının ihraç edilmesi erkeğin ihraç edilmesinden daha zor” diyor, nedenini ise toplumun erkeğe bakış açısıyla kadına bakış açısının aynı olmamasında görüyor. O bu hâkim düşüncenin hayatını şekillendirmesine izin vermeyen bir kadın. “İhraç edilen her kadın evine kapansaydı sosyal bir çöküş yaşanırdı” diyor ve gülüyor; “iyi ki kadınlar evlere kapanmadı.”

İhraç edildikten sonra özel hastanelerde çalışmak için başvurmuş ama “istenmeyen insan” muamelesi görmüş. Çalıştırmayı kabul edenlerin en iyisi çok düşük ücretler önermiş. Yıllarca severek yaptığı ve emek harcadığı işi bir umut tekrar yapabilirim diye başvurduğu özel sektörde karşılaşılan muameleleri unutulmayacak travma olarak tarif ediyor Hasbiye.

Şimdi ailesiyle birlikte yaşadığı ekonomik kaygıları gidermek için bir güzellik salonu açtı. Bunu, eşiyle çiftlik kurma hayaliyle biriktirdikleri paranın üstüne biraz borçlanarak gerçekleştirebildi. Eşinin hayalini gerçekleştiremeyecek olmanın hüznü var biraz üstünde.  En zoru oğlunun sorularına yanıt vermek: “Oğlum ‘anne sen ne yaptın da devlet seni istemiyor, sen hastaları iyileştiriyordun’ diye soruyor ve bu durumlar beni çok zorluyor” diyor Hasbiye. Ne iş yapıyorsun sorularına “hemşireydim” cevabını vermek zoruna gidiyor ama, ihraç edildiğini göğsünü gere gere anlatıyor ve “biz dolandırıcılık yapmadık, hırsızlık yapmadık, kimsenin canını yakmadık, kimseyi ayırmadan işimizi yaptık” diye devam ediyor soru soranlara cevaben.


ÖLÜM GİBİ BİR ŞEY OLDU AMA ÖLMEYECEĞİZ

Aylin AKÇAY

Türkiye'de kadınların belli mesleklere girebilmesi, kimi mesleklerin içinde de belli branşlarda kendilerine yer açabilmesi uzun ve zorlu mücadelelerle oluyor. Tıp alanı da, kadınlar için bu zor alanlardan biri. Hele de kimi branşlarda kadınlar, kendilerine yer açabilmek için hem kendi çevrelerinde hem de tıp dünyasının duvarları içinde hayli uğraş vermek zorunda kalıyor. İşte bu duvarları aşarak çocuk cerrahı olmuş, mesleğini de, çocukları da, bir sağlıkçı olarak yaşam kurtarmayı da hayatının temeline yerleştirmiş başarılı bir kadın doktor, Denizli Pamukkale Üniversitesinde çocuk cerrahı olarak çalışan Nergül Çördük OHAL KHK’ları ile üniversiteden, onu bekleyen çocuklardan uzaklaştırıldı.

Uzaklaştırılmasına gerekçe ise akademisyenlerin barış bildirisine imza atması, yani barış istemesi.

Yaşanan sürecin kendisine kadar uzanacağını tahmin etmiş ve KHK’da isminin yer alması “provası” yapmış. Ama ismini görünce “ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi” diyen şarkı gelmiş aklına. O, kendisinin ne yapacağından çok ihraç edildiği gün ameliyat ettiği, yıllardır takip ettiği hastalarıyla aniden ilişiğinin kesilmesine kafa yormuş.

“Yıllarca emekten sonra şimdi bu yaşta tekrar sıfırdan başlayacakmış gibi hissediyorum. Bu süreçte bir şekilde mesleğimi sürdürmeye devam edeceğim. Haklı olduğunu bilmek tek başına insanı güçlü kılan bir duygu. Adaletin geç de olsa geleceğine inanıyorum” diyor.


MESLEĞİMİ KOLAY EDİNMEDİM, KOLAY VAZGEÇMEYECEĞİM!

Eylem ESLEK - Dersim

Eğitim Sen üyesiyim. Stajyerliğim kalkar kalkmaz sendikaya üye olmuştum. Elimden geldiğince sendikal çalışmaların içinde yer aldım, özellikle de kadın çalışmalarının. Hoş, şu anda hepsi suç (!) olarak gösteriliyor ki ihraç edildim. Eylül başında Dersim’deki neredeyse tüm öğretmenler ve eğitim emekçileri açığa alındı. 29 Aralık grevi bahane edildi. Barışa hasret kalmış bu topraklara barış gelsin dediğimiz için… 50 kişi ihraç edildi, içinde ben ve eşim de vardık. İlk öğrendiğimizde ailemin yanındaydık. Bir insanın ömrü boyunca yaşayacağı olumsuz duyguları ben bir günde yaşadım. İhraç edilmem beraberinde yeni bir yaşamı getirdi. Ekonomik kaygılar, stres, huzursuzluk bir anda odak noktaya yerleşti. Hayatını öğretmenlik yaparak kazanan bizler için bir anda işsiz kalmak çok zor oldu. Sendikamızın desteği bizi rahatlattı ama yetmeyecekti elbette. Eşim inşaatta çalışmaya başladı. Bizi açlığa mahkum edenlere inat ayakta durduk. Bir oğlum var 5 yaşında. “Sizi kim kovdu, müdür mü attı” diye soruyor.

Sürecin uzun süreceğini tahmin ediyorum. Bu nedenle geleceğe yönelik plan yapmamız gerekiyor. Bunu yapmak için de paraya ihtiyaç var. Bizim herhangi bir işyeri açacak gücümüz yok. Şu anda geçici olarak çalışıp yolumuza kaldığımız yerden devam etmeye çalışıyoruz. Ayrıca Eğitim Sen Dersim Şubesi Kadın Sekreteri olarak görevimi yürütüyorum. Biz yanlış olan hiçbir şey yapmadık ve el açıp yalvarmadık, yalvarmayacağız. Hakkımız olanı eninde sonunda alacağız. Hukukun ve adaletin bittiği ülkemize hukuku ve adaleti biz getireceğiz.

Çocuklarımız hak ettikleri şekilde hak ettikleri yerlerde yaşayacak. Bana ne iş yapıyorsun diye soranlara “öğretmenim” diyorum. Birileri lütfedip vermedi ki bana bu mesleği. Adım adım çabalayarak öğretmen oldum. Hiçbir hükmü ve yasal dayanağı olmayan KHK’larla bizi mesleklerimizden attıklarını düşünüp dursunlar. Ben öğretmendim, öğretmenim ve öğretmen olmaya devam edeceğim.

www.evrensel.net