TBMM'de 15 Temmuz oturumu: CHP ve HDP'den sert eleştiriler

TBMM'de 15 Temmuz oturumu: CHP ve HDP'den sert eleştiriler

15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde TBMM'de özel oturum düzenlendi. CHP ve HDP, darbenin aydınlatılmayan yönlerine değindi, AKP'yi eleştirdi.

15 Temmuz darbe girişimi sebebiyle TBMM'de özel oturum düzenlendi. Oturuma Mecliste grubu bulunan AKP, CHP, HDP ve MHP ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da katıldı. CHP ve HDP'ye mensup milletvekillerinin çoğu Erdoğan'ın Meclise girdiği anda ayağa kalkmadı ve alkışlamadı. Özel oturum, TBMM Başkanı İsmail Kahraman tarafından açıldı.

Kahraman, açılışta yaptığı konuşmada "15 Temmuz günü millet olarak her kurum ve kuruluşu ile başarılı bir imtihan verdik. Milletin temsilcisi olan meclisimiz de bir imtihan verdi. 26. dönem darbeyi göğüslemekte üzerine düşeni yerine getirdi. Burada bulunarak meclisimizi bombalar ve kurşunlar altında açık tutarak milletimizin iradesinin pranga kabul etmeyeceğini gösterdik. Hainler o gece milletimizi ve milletin meclisini de hedef aldılar. Üzerimizde saatlerce uçuş yaparak bombalar yağdırdılar, tanklarla kuşattılar. Meclisimizi hain darbe girişimi ona erene kadar açık tuttuk, terk etmedik" dedi.

YILDIRIM: TÜRK ORDUSU 15 TEMMUZ ÖNCESİNE GÖRE DAHA GÜÇLÜDÜR

Özel oturumda konuşan Başbakan Binali Yıldırım ise "15 Temmuz iman dolu çılgın Türklerin tankları ezdiği gündür. 15 Temmuz bir işgal hareketine karşı milletin çıplak eliyle silahları erittiği gündür. 15 Temmuz, dünya devletlerine bir millet nasıl olur, bir vatan nasıl korunur, dersinin verildiği gündür. 15 Temmuz, milli iradenin tecelligahı bombalanırken, milli iradenin teslim alınamayacağının yedi düvele ilan edildiği gündür. Türk ordusu bugün 15 Temmuz öncesine göre çok daha güçlüdür. Türk ordusu aziz milletin ordusudur" ifadelerini kullandı.

KILIÇDAROĞLU, AYDINLATILMAYAN NOKTALARI VURGULADI

Özel oturumda daha sonra konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz'un aydınlatılmayan noktalarına ve ihmallere değindi.

Kılıçdaroğlu, "Dünyanın en kanlı ve sinsi örgütlerinden olan FETÖ’nün darbesinin başarısız kılınması halkımızın demokrasiye sahip çıkmasıyla olmuştur. Bir daha darbe girişimiyle karşı karşıya kalmamak için iki temel koşul var. Demokrasinin geliştirilmesi ve derinleştirilmesi. Bunu 16 Temmuz 2016 günü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda da ifade ettim. Darbe girişiminin bütün boyutlarıyla masaya yatırılması gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını sağlamaktır.

Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın milli iradenin temsilcilerine, sizlerin arasındaki komisyon üyelerine bilgi vermesi sağlanamamıştır. Bu iki değerli bürokratın siz değerli temsilcilerin sorularına yanıt vermek yerine yazılı bilgi vermeleri kabul edilebilir değildir. Genelkurmay başkanının hangi gerekçe ve talimatla komisyona gelmesi engellenmiştir? Bu tablo üzerinde durmamız gereken temel konudur. Pek çok karanlık noktanın aydınlanmasına ortam oluşturamamıştır. MİT Müsteşarı’nın komisyona gönderdiği yazıdan bir paragraf: ‘MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişimi yapabileceğini ancak TSK’da istihbarat toplayamadığı için net bir istihbarata ulaşılamadığı ifade edilmiştir.’ Yeminli tutanak düzenlemiş MİT’in orduya bilgi verdiği ortaya çıkmıştır. Bu açıklama pek çok noktadan sorunludur. 2012 tarihinden itibaren Adil Öksüz’ün hava kuvvetleri imamı olduğu bilinmektedir. Adil Öksüz asker değildir. Sadece Adil Öksüz değil, Kemal Batmaz, Nurettin Çiçek asker değildir. Darbe toplantıları özel evlerde yapılmıştır. Adil Öksüz GPS cihazı ile serbest bırakılmıştır.

Haydi diyelim serbest bırakıldı. Milli İstihbarat Teşkilatı onu neden izlememiştir. Darbe yapılmış ama bir kişi Başbakanlık Müşaviri Adil Öksüz’ü ziyaret ediyor. Söyler misiniz? Bir kişi ortalık toz duman ama bu kişi elini sallayarak Adil Öksüz ile görüşmeye gidiyor. MİT’in verdiği bilgiler bizi tatmin etmiyor. 15 Temmuz günü darbeden bilgi var mı yok mu? O konuda da en somut bilgileri önünüze koyacağım.

Binbaşı O.K. savcılığa davet ediliyor. ‘Bana ne olabileceğini sordular. Ben de büyük bir faaliyet olabileceğini hatta darbe olabileceğini söyledim. Darbe olabilir kelimesi kullandığımı çok iyi hatırlıyorum’ diyor. Bunlar üzerinde durulması gereken konular. Savcı ikinci kez bilgi almak ister. O.K. MİT kadrosuna alınır izin verilmez. FETÖ ara iddianamesi hazırlandı savcılar görevden alındı. Bu savcılar kimin bilgisine başvurmak istedi ve görevden alındı.

'FETÖ'YE OPERASYON İÇİN NEDEN 15 TEMMUZ BEKLENDİ?

Bu soruyu sayın Cumhurbaşkanı dahil herkese soruyorum. Ben Adil Öksüz olayını gündeme getirdim. MİT açıklama yaptı. Bylock’a ilişkin tespitler Mayıs 2016’dan itibaren, çalışmaya konu ham verilerle birlikte adli makamlar güvenlik birimleri ve diğer ilgili makamlara ilgili makamlar biri sarayda oturuyor biri arkada oturuyor. FETÖ’ye operasyon için neden 15 Temmuz beklendi. Size mayıs ayında bildirmişler. Bunlar devleti ele geçirdi demişler. Sayın başkan değerli milletvekilleri 250 şehidimiz 2193 gazimiz var en azından bunların anısına… Bu ayrıntıların ortaya çıkması engelleniyor. Darbe girişiminden hemen sonra üç önemli noktaya dikkat çektim. Hukuk içinde yapalım. Hızla normalleşme süreci, üç güçlü bir demokrasi yaratabiliriz demiştim. Ne yazık ki aradan geçen bir yıl içinde yapılması gerekenler yapılmamış yapılmaması gereken her şey yapılmıştır. Hukuk dışına taşmıştır. Yargıya müdahalelerle engellenmiştir. Darbe araştırma komisyonu soruşturmayı savuşturuyor. Kalıcı OHAL rejimi kurulmuştur. Darbeye karşı bombalar altında direnen meclisin yetkileri elinden alınmıştır. Darbenin siyasi ayağı ortaya çıkarmaya dönük çabaların önü kapatılmaktadır. Darbede bulunanların darbecileri destekleyenlerin devleti en hassas noktaya koyanların hesap vermesi sağlanmadan darbe ile mücadele yapılamaz. Darbenin merkez örgütü FETÖ bu güce bir günde erişmedi. Yargıda bürokraside bu çeteyi hakim güç haline getirenler teşhir edilmelidir. Devleti başka tehlikeli ittifaklardan uzak tutmak şanstır.

YILDIRIM: DARBE BİR LÜTUF OLARAK GÖRÜLDÜ, SİVİL DARBEYLE PARLAMENTO VE YARGIYA EL KONULDU

Kılıçdaroğlu'dan sonra HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım kürsüye çıktı.

Yıldırım, konuşmasına "15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde, Meclis Genel Kurulu’ndan Eş Genel Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere tutsak durumda olan milletvekillerimizi, Belediye Eş Başkanlarımızı, parti yöneticilerimizi, tutuklu gazetecileri, açlık grevine devam eden Nuriye ve Semih’i, OHAL kapsamında mağdur edilen masum yurttaşlarımızı; HDP Grubu, Genel Merkezi ve tüm teşkilatları ile çalışanları adına selamlıyorum" sözleriyle başladı.

"Aslında 4 Kasım öncesi ve sonrasında iktidar sahiplerinin demeçlerinde çok net ortaya çıktığı üzere siyasi operasyonlarla tutsak edilmemiş olsalardı, Eş Başkanlarımız Sayın Yüksekdağ ve Sayın Demirtaş bu kürsüden selamlanacak değil, hitap edecek liderlerdir" diyen Yıldırım, "1 yıl önce bu halkı ve demokratik siyaseti hedefleyen 15 Temmuz darbe girişimini kınıyor, darbeye karşı koyarken hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Darbecilerin ve katillerin en kısa zamanda adil bir yargılama ile hak ettikleri cezaya çarptırılmalarını tüm halkımız gibi beklediğimizi ifade etmek istiyorum" ifadelerini kullandı.

Türkiye tarihinin darbelerle dolu olduğunu hatırlatan Yıldırım,  "27 Mayıs 60, 22 Şubat 62, 12 Mart 71, 12 Eylül 80 askeri darbelerinin yanı sıra, 2 Mart 94, 28 Şubat 97, 27 Nisan 2007, 15 Temmuz 2016, 20 Temmuz 2016, 4 Kasım 2016 gibi tamamını burada sayamayacağım sivil ve demokratik siyaseti hedefleyen sayısız darbe veya girişim bu kısa tarihe sığdırılmıştır. Az biraz hukukun üstünlüğü ve demokratik standartlar iddiasına sahip hiçbir ülkede görülemeyecek kadar yaygın bu darbeler silsilesi; ülkenin kuruluş temelleri, yönetim anlayışı, sosyolojik katmanlarının devletle bağ kurma sıkıntılarından ayrı ele alınamaz.

Darbecilerin veya yeltenenlerin art niyetini, kirli ruhunu ve demokrasi düşmanlığını hiç tartışma konusu yapmadan, buna zemin sunan koşulları tartışmamanın ve üstünü örtmeye çalışmanın da yeni darbeleri besleyeceği unutulmamalıdır. 15 Temmuz darbe girişimi de darbecilere siyasi iktidar tarafından öncesinde sunulan olanaklarla, tanınan imtiyazlarla, getirilen dokunulmazlıklarla, verilen yargılanmazlık taahhütleri ile göstere göstere gelmiştir.

Sadece 15 Temmuz darbesinden bir önceki yasama yılının Meclis tutanaklarına bakıldığında partimiz hatiplerince, bu kürsüden sayısız kez bir darbe mekaniği, potansiyeli ve yakın ihtimaline dikkat çekilmiş, siyasi iktidar uyarılmıştır.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde, Çözüm Sürecinin bitirilmesi ile başlatılan çatışmaların ve siyasi iktidarın girdiği milliyetçi muhafazakâr ittifakların ülkeye hayır getirmeyeceğini defalarca söyledik. Böylesi bir atmosferin ülkeyi darbe mekaniğinin içerisinde tutacağını; ekonomik, sosyal, siyasi, diplomatik krizlerin içinde debeleyeceğini ısrarla belirttik.

Darbe girişiminden iki yıl önce, 2014 yılında, şu anda siyasi rehin durumda olan Eş Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Grup Başkanvekilimiz Sayın İdris Baluken, hükümeti defalarca darbe mekaniği konusunda uyarmıştı.

16 Temmuz’da tüm partiler tarafından imzalanan ortak deklarasyonda demokratik siyaset ve güçlendirilmiş parlamenter demokrasi vurgusu yapılmıştı. O gün Türkiye’de darbe karşıtlığına, siyasi partilerin farklı görüşlerine saygı gösterilmek kaydını düşen siyaset kurumu damgasını vurmuştu. 16 Temmuz 2016 tarihinde partimiz bu kürsüden darbenin sadece askeri yollarla olmayabileceğini ifade etmişti. Ancak hemen akabinde darbe lütuf olarak görülmüş ve OHAL ilan edilmiştir. Tekrar belirtmek gerekir ki; darbeler sadece askeri apoletler ile gerçekleştirilmez. Dünya tarihinde, Demokratik işleyişe yönelik kravatlı ve takım elbiseli darbelerin sayısız örneği vardır. Ne yazık ki, Türkiye’nin son bir yılı da buna örneklerden biridir. Ancak o günlerde bugün olduğu üzere, tekçiliği esas alan siyasi iktidar Kürt karşıtı politikası ile Kürt coğrafyasında darbecilerin bütün komuta kademesini suç makinesine dönüştüren sınırsız yetki tanımıştı.

20 Temmuz itibariyle bir darbe daha gerçekleştirildi bu ülkede. Bu darbeyi müteakip Eş Başkanlarımız ve Milletvekillerimiz tutuklandı. Belediyelerimize kayyım atandı. Gazeteciler tutuklandı. 15 Temmuz Darbe girişimine karşı duran çok sayıda kamu emekçisi işinden edildi. 15 Temmuz’da cesaretle darbe karşıtı yayın yapan birçok medya organı ve sivil toplum kuruluşu KHK ucubesiyle kapatıldı. Tüm bu KHK zulmüne uğrayanların ortak iki yönü vardı; Birincisi bu kişiler ve kurumlar darbe karşıtı idi, ikincisi ise AKP’li değildiler. Bu durum bile yalnız başına darbe girişimi ile buna bağlı olarak OHAL ve KHK'ların nasıl da amacından koparılarak kullanıldığının göstergesidir.

Oysa 15 Temmuz darbe girişimine karşı TBMM’nin ve bütün halkımızın gösterdiği ortak duruş için önemli bir fırsat sunuyordu. Ancak, bu fırsat bu alçak tehditlerin ortadan kaldırılması ve ülkemizin demokratikleştirilmesi yerine bunları kişisel otorite tahkim etmek için kullanılmış ve sivil bir darbe ile parlamento ve yargıya el konulmuştur. İktidarın açık talimatları ile Eş Genel Başkanlarımız ve Milletvekillerimiz rehin alınarak cezaevlerine konulmuş, Hukuk ve etik dışı bir şekilde Eş Başkanımız Sayın Yüksekdağ’ın ve Milletvekilimiz Nursel Aydoğan’ın Milletvekillikleri düşürülmüştür.

Yine Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş tutukluluğunun 9. ayında olmasına, mahkeme karşısına çıkarılmamış ve ifadesi dahi alınmamış olmasına rağmen, hakkında iktidar Partisi Genel Başkanı tarafından asla kabul edilemeyecek ağır ifadelerle kesin hüküm verilmiştir. Yargıya açık müdahale ve talimat anlamına da gelen bu hakareti olduğu gibi iade ediyoruz. Eş Başkanlarımız hepimizin onuru ve halkın iradesi olan demokrasi mücadelesinin kahramanlarıdır. Ne FETÖ darbesini ne de sonraki darbeyi kabul etmeyeceğiz, asla boyun eğmeyeceğiz.

Ortak vatan paydasında demokrasi ve özgürlükler temelinde bütün farklılıklarımızla birlikte kardeşçe ve eşitçe yaşamanın mücadelesini vermeye devam edeceğiz.

Siyasi iktidar ve ortakları giriştiği bu yolda ülkenin geldiği durumu mağdur edilen masumlar haritasına çevirdiği ortadadır. Ama bilinmeli ki, Peygamber efendimiz “Küfür devam eder, zulüm devam etmez.” diye buyurmuştur. Bugünkü zulmünde devam etmeyeceği 16 Nisan referandumunda halkın duruşu ile ortaya çıkmıştır.

Üsküdar, Bahçeşehir, Kısıklı, Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak, Mersin, Adana gibi birçok yerin 16 Nisan referandum sonuçlarına bakıldığında bu durum çok net görülecektir. İktidar temsilcilerinin çokça referans gösterdiği İbn-i Haldun’un şu tespiti de göz ardı edilmemelidir; İktidarlar doğar, gelişir ve sonlanırlar. Mevcut Siyasi iktidar da uyguladığı zulüm politikaları ile böyle bir sürecin içerisine girmiştir. Çünkü adalet terazisi şaşmış, İslamcı idealler iktidar ve güç istencine kurban edilmiştir.

Değerli Milletvekilleri,

Darbe girişimlerinin ve güvenlik açıklarının tek çözümü vardır. Demokratik siyaseti, eşitliği ve adaleti güçlendirmek. Dünyada güvenliğin baskıyla ve zulümle kalıcı sağlandığı, darbelerin önlendiği tek bir örnek ülke bile yoktur. Bu şekilde devam edilmesi halinde, 10 OHAL bile ilan edilse darbe mekaniği canlı kalmaya devam edecek, toplumsal kamplaşma ve yarılma derinleşecektir.

Türkiye’nin içeride yaşadığı toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunların çözümü demokrasidir, barıştır, eşitliktir, adalettir. Bunun dışında, bir çözüm, 80 milyon insanın bu ülkeye dair aidiyet ve sahiplenme duygusunu arttıracak hiçbir çözüm reçetesi yoktur. Ne dış politikadaki iflaslar, ne ekonomideki çöküş, ne de insan hakları ihlallerinin seyri daha fazla baskıyla engellenemez.

Sayın Başkan,

15 Temmuz’da darbe başarılı olsaydı yaşanacakları 80 darbesinden herkes biliyor. Darbe girişimi başarılı olmamasına rağmen bugün yaşanan zulümler ve hukuksuzluklar onlardan daha mı az, yoksa o gün olacakları katlayan bir gerçekliğe mi sahiptir?

Bugünlerde yargı adı altında yaşananlar, Hukuk tarihine düşen kara leke, ileride hukuk fakültesi derslerinde okutulacak kötü uygulamaların en veciz örnekleri olacaktır. Ülke Öyle baskıcı uygulamalara maruz kaldı ki, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubatçılara bu kadarı nasıl da aklımıza gelmemişti dedirtip, kıskandıracak uygulamalar ile karşı karşıyayız.

Darbe girişiminden hemen sonra, 9 Ağustos 2016 tarihinde, Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş tarafından kamuoyuna deklare edilen on bir maddelik reçete, bugün ülkemizi sivil veya askeri darbelerden koruyacak tek yol olarak haklılığını tekrar ortaya koymuştur. Bu deklarasyona göre;

Türkiye sorunlarını demokratik siyasetin diyalogla çözümüne devretmelidir.
Ülkemiz geçmişiyle yüzleşerek sivil, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapım sürecine başlamalı ve devlet liyakate dayalı olarak yeniden organize edilmelidir.
Kadın özgürlüğü başta olmak üzere etnik, inançsal ve kimliğe dair tüm farklılıklar zenginlik olarak kabul edilip eşit yurttaşlık hâkim hale getirilmelidir.
İfade, gösteri ve düşünce özgürlüğü amasız, fakatsız bir şekilde evrensel hak ve hürriyetler seviyesine çıkarılmalıdır.

Doğa talanı başta olmak üzere tüm kamusal kaynaklar yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvetten arındırılmalıdır.

Bizler, bu kapsamdaki demokratik, adil ve eşitlikçi çalışmalara katkı sunacağımızı buradan tüm siyasi muhataplara ve halklarımıza iletmek istiyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, HDP olarak bir kez daha 15 Temmuz alçak darbe girişiminde hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralanan yurttaşlarımıza şifa dileklerimi, sabır ve şükran duygularımı iletiyorum" dedi.

MECLİS BAŞKANI'NDAN 'TUTSAK YOK' AÇIKLAMASI

Meclis Başkanı Kahraman, HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım'ın sözlerinin ardından, kendisine yönelik olarak "Sayın Yıldırım, Türkiye'de tutsak yok. Bu noktada buna benzer sözler milli birlik ve bütünlüğü zedeleyen sözlerdir. Türkiye anarşizme müsaade etmeyecek bir ülkedir. " dedi. Kahraman, sözlerinin ardından söz isteyen Yıldırım'a söz verdi.

YILDIRIM'DAN DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ YANITI

Yıldırım, yanıtında “Evrensel düşünce ve ifade özgürlüğü tam da bu sebeple vardır. Herkes sizin gibi düşünmek zorunda değildir. Konuşmamın belirli bölümlerini cımbızladınız. Aylardır mahkemeye çıkarılmayan bir parti genel başkanına değinseniz daha saygın bir iş yapardınız. Sizin, benim darbe ihtimaline dair söylediklerime cevaben söylediklerinizi anlamakta güçlük çekiyorum. Biz bir darbe ihtimaline dikkat çekerken siz yine şimdi düşündüğünüz gibi düşünüyordunuz" dedi.

 MHP GENEL BAŞKANI BAHÇELİ: MİLLİ MUTABAKATIN VARLIĞI ŞART

Yıldırım'ın konuşmasından sonra kürsüye gelen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, konuşmasında şunları söyledi: "Meclis'in bu özel birleşiminde toplanmış bulunuyoruz. Muhterem heyetinizi, aziz vatandaşlarımızı hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. 15 Temmuz'a direnen, destan destan büyüyen aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Türk milleti tarih boyunca belaları alt etmeyi başarmıştır. Üzerinde yaşadığımız çetin ve zorlu coğrafyada yaşamanın ağır sonuçları olacaktır. Türk milletinin hedefte olması tesadüfi görülmemelidir. Böylesi bir ihanet kuşatması yeni de değildir. Birbirimize düşersek ya bizi bu vatandan söküp atacaklar ya da burada bizi gömük üzerimizden aşacaklardır. 5 Temmuz öncelikle bir darbe teşebbüsüdür. Ayrıca, taşeronları, planlayıcıları belli olan bir işgal denemesidir. Kontrollü darbe demek aklın inkarı, yalın gerçeklerin imhasıdır.

TBMM defalarca bombalanmış, kurşun yağmuruna tutulmuştur. Tarih sayfalarını karıştırdığımızda örneğine neredeyse hiç rastlanmayacak sahneler 15 Temmuz gecesi yaşanmıştır. Çanakkale'de yarım kalan zulmü hain FETÖ'cüler tamamlamak istemişlerdir. 15 Temmuz tarihi bir hesaplaşma, tarifsiz bir ihanettir. Bir yanda Türkiye diğer yanda yedi düvel vardır. Taraflar çok nettir. FETÖ, Türkiye'ye kastetmek için eline geçirdiği bütün imkanları kullanmıştır. Tanklar, silahlar 80 milyona doğrultulmuştur. Milli bir mutabakatın varlığı şarttır. Neden hep birlikte zalimlere karşı gelemiyoruz. Nedir bizleri ayrı düşüren, nelerdir ayrı düşüren? FETÖ asırlardır devam edegelen Anadolu'nun istila komplosunun bu çağdaki adıdır. FETÖ haçlı zihniyetinin su katılmamış bir barbarlığıdır. İç barış ve huzur ortamını birlikte temin ve tamir etmezsek biliniz ki yeni saldırılar önümüzdedir. Bunu görmek, bunu artık bilmek lazımdır. Bugün batılı devletlerin acıklı ve aciz durumları, ikircikli tavırları tehditlerinin sönmediğini somut örneğidir.

'ÖLECEKSEK ADAM GİBİ ÖLELİM'

15 Temmuz'a mevzi bakmak yerine stratejik yaklaşmak milli namusun bizlere yüklediği görevdir. Bu görevden kaçamayız. Çünkü gidecek başka yerimiz, sığınacak başka yurdumuz yoktur. Ne yapacaksak burada birlikte yapacağız. Milli kimlik kaybolursa, şunu unutmayınız ki bu sınırlar içerisinde devletimizin bugünkü haliyle yaşamak imkansızlaşacaktır. Adaletse yollarda değil milli vicdanın kendisinde bulacağız. Kumpas kuruyorlarmış, alayı birden üzerimize geliyorlarmış. Varsın olsun. Yeter ki safları sıklaştıralım, öleceksek de adam gibi ölelim. Son olarak ifade etmek isterim ki, TSK içerisindeki bir kısım darbeci hainle mehmetçiğe ayırt etmek gerekir. Şehitlerin hepsi bizim için eşittir. Mehmetler bizimdir, biz mehmetiz."

Bahçeli'nin konuşmasının ardından özel oturum kapandı.

PROGRAM DEĞİŞTİ

Öte yandan TBMM'de gece yapılacak programda değişiklik yapıldı.

Protokol konuşmaları programdan çıkarıldı. Programda sadece Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Kahraman konuşacak.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının kaldırılması anlamına gelen bu gelişme sonrası törene katılmayacağını duyurdu. (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Temmuz 2017 15:22
www.evrensel.net