Fotoğrafçı  Süer, Hevsel’in Kızıl tilkisini belgeledi 

Fotoğrafçı  Süer, Hevsel’in Kızıl tilkisini belgeledi 

Fotoğraf sanatçısı Mehmet Masum Süer, Hevsel bahçelerinde keşfettiği bir tilki yuvasında 3 yavrunun yaşamını belgeledi

Fotoğraf sanatçısı Mehmet Masum Süer, Hevsel bahçelerinde keşfettiği bir tilki yuvasında 3 yavrunun yaşamını iki hafta süreyli izleyerek çok sayıda fotoğraflarını çekti. Süer’in bu çalışmasıyla, Dicle vadisindeki Kızıl tilki türü, ilk defa bu kadar uzun süreli ve yakından çekimlerle belgelenmiş oldu.  
Hevsel bahçelerinin UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine alınmasından sonra bu alanda çalışmalarını yoğunlaştıran AFIAP ünvanlı uluslararası fotoğraf sanatçısı Mehmet Masum Süer, daha önceleri, bahçeleri 4 mevsimde fotoğraflamanın dışında, bahçelerde yaşayan Kızıl şahin, çok sayıda kelebek türü ve değişik çiçeğin fotoğraflarını çekti. Süer, bu çalışmayla amacının, Hevsel’deki bu güzellikleri ve değerleri tanıtıp, sevdirmek ve korunması için ortak bir bilinç oluşturmak olduğunu söyledi. 

YUVAYI TESADÜFEN KEŞFETTİ

Haziran ayı başında, tarihi  Surların Keçi Burcu’nun altından bahçelere ve Dicle nehrine uzanan yolda bir kelebek türü peşinde koşan Süer, yolun hemen altında tesadüfen bir Kızıl tilki yuvasını keşfetti. Yuvada iki-üç haftalık 3 tilki yavrusunun olduğunu gören Süer, tilkilerle iletişim kurmayı başardı ve özellikle sabahları erken saatlerde ve akşamları onları görmeye gitti, davranışlarını izleyip çok sayıda fotoğraflarını çekti.

Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu FIAP’ın sanatçısı Mehmet Masum Süer, bu yıl başında Şubat ayında Hevsel’de öldürülen bir Kızıl tilkinin fotoğrafını çekerek, Hevsel’deki doğa ve hayvan katliamına ve vadide yaşanan çevre sorunlarına dikkat çekmişti. Süer, öldürülen bu Kızıl tilkiyi gördüğünde çok üzüldüğünü hatırlatarak, “Bu tilkinin cesediyle karşılaşmak beni ne kadar çok üzdüyse Hevsel’de yeni doğmuş 3 tilki yavrusunun varlığına şahit olmak da beni o kadar sevindirdi, çok mutlu oldum. Bu tilkileri izlerken çevre sakinleriyle yaptığım görüşmelerde Hevsel’de ve Dicle nehrine yakın alanlarda daha başka tilki ailelerinin de yaşadığını öğrendim. Bu arada, bir hafta kadar önce Dicle Üniversitesi yemekhanesi yakınlarına giden bir tilki de kimliği belirlenemeyen kişilerce öldürüldü. Tilkinin aç kaldığı için yemekhanenin çöplüğünde yamak aramaya gittiği söyleniyor.” şeklinde konuştu.  

TİLKİLERLE İLK KARŞILAŞMA

Uluslararası birçok ödüle sahip ve Diyarbakır’ın ilk diplomalı fotoğraf sanatçısı olan Mehmet Masum Süer, tilki yuvasını tesadüfen keşfetmesini ve iki hafta süreyle görmeye gittiği 3 yavruyla ilgili izlenimlerini şöyle anlattı:
“O gün aslında ben bir kelebek türü peşinde koşuyordum. Akşam üzeriydi. Birden yolun sağ alt tarafındaki çalılıkların içindeki bir boşluktan bir hayvan başını fark ettim. Önce kedi sandım ama birkaç adım yaklaşınca uzun kulaklarıyla bir tilki yavrusu olduğunu gördüm. Çalılıkların arkasına geçince yoldan geçenlerin göremeyeceği bir noktada girişi içeride iki yola ayrılan yuva ile yuvanın önünde oynaşan 3 Kızıl tilki yavrusunu gördüm.

Mutluluktan bir an ne yapacağımı şaşırdım. Hepsi yuvaya girecek ve fotoğraf çekemeyeceğim diye düşünmeye başladım ve çok üzüldüm. Yuvaya kaçan yavrulardan ikisinin birlikte tek bir kare fotoğraflarını çekebildim. Bir kediden biraz büyükçe üçüncü yavru ile baş başa göz göze kalmıştık. Tepkisinin ne olacağını onun da yuvaya kaçıp kaçmayacağını merak ediyordum. 
Ancak üçüncüsü evcil bir kedi sevecenliğiyle önce ön ayaklarının üzerine uzanıp beni dikkatle süzdü. Yumuşak hareketlerle onu ürkütmeden bir yandan ne olacağını düşünürken bir yandan da fotoğraflarını çekmeye başladım. Mutlu bir bebek gibi yüzüme güler gibi bakıyordu. Kendisine zarar vermeyeceğime inanmış olacak ki ben yokmuşum gibi yuvanın ağzında biriken topraktan oluşmuş küçük tepeceğin üzerine sağa-sola koşup oynamaya başladı. İlk gün bir saat kadar bu yavruyu izleyerek fotoğrafladım. Akşam karanlığı basmadan yavruyu kendi halinde bırakarak kente döndüm.

İNSAN SESİNDEN KORKUYORLARDI

Ertesi gün yine büyük merakla yuvanın olduğu alana gittim. Meraklıydım çünkü yavruları görüp göremeyeceğimi merak ediyordum. Yuvaya yaklaşmadan önce yuvayı gören bir noktadan yavruları görmeye çalıştım. Üç yavru, kara bir tavuğu yerken buldum. Tavuğu bitirmiş kalan kemiklerini kemirip oynuyorlardı. Çalılıkların hışırtısıyla yine iki yavru büyük bir hızla yuvaya girip gözden kayboldu. Yine üçüncü yavruyla baş başa kalmıştım. O artık tavuk kemikleriyle oynamayı ve kemirmeyi sürdürdü. Yine bir süre fotoğrafını çektikten sonra bahçelere çalışmaya gelen bahçe sahiplerinin ve işçilerin seslerinin gelmeye başlamasıyla birden etrafı dinledikten sonra yuvaya kaçtı. 

Yavru tilkilerin, bahçelerde çalışan insanlar ve az ilerideki yoldan geçenler oldukça yuvalarından çıkmadıklarını anlamıştım. Bundan sonraki ziyaretlerimi artık sabahın erken saatlerinde ve akşamleyin bahçelerden insanlar çekilince yapmaya başladım. Her defasında uzaktan üç yavruyu görmeme rağmen anlamadığım bir nedenle ikisi yuvaya kaçıyor ancak üçüncüsü dışarıda rahat hareket ediyordu. Kardeşleri yuvaya kaçarken, benden kaçmayan ve dışarıda kalan bu üçüncü yavrunun hep aynı yavru olmadığını her defasında başka bir yavrunun tek başına dışarıda kaldığını tespit ettim. 

Kimi zaman bir fare leşi, kimi zaman yine farklı renklerde tavuk veya kuşu parçalayıp yediklerine tanıklık ettim. Annelerinin geceleri kümeslerden çaldığı bu tavukları veya avladığı kuş veya fareleri yuvaya getirip bıraktığı anlaşılıyordu. Ancak yavruların annesini hiç görmedim. Tehlikeden korunmak için annenin yuvasını yavrularından uzak bir yere yaptığını öğrendim.

Her gittiğimde yuvanın ağzında ve çevrede gördüğüm kemik kırıntıları ve tüylerden o gün neyle beslendiklerini anlıyordum. Kimi zaman da yuvanın ağzında herhangi bir yiyecek olmuyordu. Bir sabah gittiğimde yine herhangi bir yiyecek artığının olmadığını gördüm. Yuvayı bekleyen ve benden kaçmayan yavrunun açlığı ve halsizliği gözlerinden okunuyordu. Önüme geldi, uzandı ve gözlerini kapatarak uykuya daldı. Bir süre uyurken izleyip fotoğraflarını çektikten sonra onu uyandırarak yuvaya girmesini sağladım. 

GÖTÜRDÜĞÜM ETİ YEMEDİLER

Ertesi sabah, yemeleri için onlara iki tavuk göğsü götürdüm. Ancak yine tek başına beni karşılayan yavru tilki, etlere dikkatle baktıktan sonra birkaç kez kokladı ve ayaklarıyla toprağı eşeleyip üstünü toprakla örttü. Götürdüğüm eti yemedi.

Yavruları gördüğüm ilk günden üç gün sonra yuvanın girişinin 5-6 ilerisinde bir çıkış daha olduğu gördüm. Birkaç gün sonra da az daha ileri bir çıkış daha. Tilkilerin çevreden rahatsız oldukça yuvalarının çıkış sayılarını artırdıklarını ve ana girişten uzaklaşmaya başladıklarını öğrendim. Her yuvanın 5-6 ayrı çıkışı olurmuş. İkinci haftanın sonunda sabahleyin yine onları görmeye gittim, hiçbirini göremedim. Yuvanın girişinde bir süre bekledim ancak çıkan olmadı. Girişte herhangi bir yiyecek artığı da yoktu. Akşama görebilirim diye akşamleyin gittim ancak yine göremedim.

Yavru tilkiyi çok sevmiş ve alışmıştım. Ancak bu böyle süremezdi. Onları daha fazla rahatsız edip tedirgin etmemeliydim. Zaten yeterince fotoğraflarını çekmiştim. Bu fotoğraflar, arşivimin en değerli fotoğrafları arasındadır artık.” (KÜLTÜR SERVİSİ)
 

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.