Adalet mücadelesi sadece yürüyüşten ibaret kalmamalı

Adalet mücadelesi sadece yürüyüşten ibaret kalmamalı

'Adalet Yürüyüşü'ne katılan TÜPRAŞ işçileri, adalet mücadelesinin kendileri için önemini Evrensel'e yazdı.

TÜPRAŞ’tan bir grup işçi
İzmir

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaletin oluşmasını isteyen binlerce insanla beraber Maltepe’ye doğru yaptığı yürüyüşün bir bölümüne biz de katıldık. Yürüyenler, çağdaş bir ülkenin hakka hukuka saygılı sakinleri olarak, kaybolan adaleti aradıklarını belirterek, ülkenin diğer siyasal yöneticilerine duyurmak istiyorlar. İktidar ve ön tekeri ise; bu yürüyüşü “Kandil ve Pensilvanya yürüyüşü olarak” nitelendiriyor. Üstelik bu beyanları verenlerden biri olan Adalet Bakanı. Bir zamanlar “FETÖ”ye methiyeler düzüyordu. Şimdi kalkmış hayatları bu tip zihniyetlerle mücadele etmiş yürüyen insanlara “FETÖ”nün yolunda diyor. 

Yol boyunca yapılan tahriklere sadece alkışlarla karşılık verdikçe, verilen bu beyanatlara rağmen insanlar korkmadan, yılmadan ve büyük bir inançla yürüyüşe katılıyor adalet istiyoruz diye haykırıyor. Bu ülkede yaşayan insanların büyük çoğunluğu artık Türkiye Cumhuriyeti devleti hükümetinin hukukun üstünlüğüne inanmadığını biliyor. Hukuk devleti olmaktan çıktığının farkında. 

ADALET YÜRÜYÜŞÜNÜN ANLAMI BÜYÜK

Türkiye 16 Nisan’dan sonra parti devletine dönüştüğü için yapılıyor Adalet Yürüyüşü. Mühürsüz oy pusulalarının sayıldığı referandumdan sonra ilk olarak “Hakimler Savcılar Kurulu”nun yapısı değiştirildi, büyük oranda partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlendi. Bu kurul 4 Temmuz’da 780 hakim ve savcının yerini değiştirdi. Bundan böyle mahkemelerde savunmaları kim dinleyecek ve kararları hangi ilkeler ışığında verecek? Evrensel hukuka mı uyulacak, yoksa parti programı ve geleneklerine göre mi hareket edilecek? Ki sağ görüşlü partilerde emir komuta tek ve tamdır sonuna kadar biat vardır. Sadece bunun içindir ki Adalet Yürüyüşü’nün bizce anlamı çok büyük. Bu artık toplumun her tarafından hissediliyor. Türkiye’nin temel bir sorunu var. Bütün kamu kuruluşları üç aşağı beş yukarı bir siyasal partinin şubesine dönüştü. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan, MİT Müsteşarlığına, bakanlıklara kadar her şey bir anlamda böyle siyasal bir partinin şubesine dönüştü ve bir parti devleti oluştu. Bu da bizim demokratik parlamenter sistemimize köklü zararlar veriyor. 

ADALET SADECE KANUN DEĞİLDİR

Bu yürüyüşün bir anlamı da biz kendi ülkemizde kendi düşüncelerimizi özgürce ifade edebileceğimiz ve devletin bir partiye değil, devletin 80 milyona hizmet edebilecek bir konuma gelmesi. Bu amaçla yolumuza devam ediyoruz. Dolayısıyla siyasi iktidarın bizim yürüyüşümüze kulak kabartması için biz yürüyoruz. Hangi gerekçeyle yürüyoruz? Adalet özellikle biz emekçiler için her dönemde aranan ve mücadeleler verilen bir olgu olmuştur. Adalet işçi sınıfı açısından sadece kanunlar çerçevesinde değerlendirilecek bir kavram değildir. Emek sermaye ekseninden hareket edecek olursak, kanun koyucuların hangi sınıfa mensup olduklarına bakmak lazım gelir. Onun içindir ki işçi sınıfının adaleti arayacağı yer kanunlardan çok, her şeyi üreten, var edenin kendinin olduğu bilinciyle ve tarihsel haklılığı ile sokaklar ve meydanlardır.

Kaldı ki bir yıla yaklaşan OHAL döneminde siyasi iktidar ve sermaye kendi koydukları kanunları bile hiçe saymaktadır. Kendileri gibi düşünmeyenleri bir şekilde yaftalayıp gözaltına almakta, tutuklamada veya işinden etmektedir. Sermaye için OHAL dönemi dikensiz gül bahçesine dönmüştür. Biz işçilerin her türlü hak mücadelesi bir KHK ile yasa dışı ilân edilmekte, güvenlik güçlerinin saldırılarına maruz kalmakta, ya da tarihte görülmemiş şekilde devlet eliyle Yüksek Hakem Kurulu görüşme tarihleri değiştirilerek işçilere bir nevi ölümü gösterip sıtmaya razı edilmeye çalışılmaktadır. Bizim bulunduğumuz bölgede onlarca işçi arkadaşımız sözde OHAL savcılığından geldiği söylenen bir talimatla işten atıldı. Üstelik iş kanununun 25. maddesine dayandırılarak, asıl ironik olan aynı makamların arkadaşlarımızın eline kendileri ile ilgili herhangi bir soruşturma veya suç unsuru olmadığına dair belgeleri verebilmekteler.

SENDİKAL BÜROKRASİ OHAL’İN ARKASINA SIĞINIYOR

Bu yalanlar ülkenin geldiği durumun somut göstergesi sayılabilir. Üstelik bu arkadaşların hepsi sendikalı, bu durum akla peki sendika ne yapıyor sorusunu getiriyor. Cevabı sendikal hareketin mevcut durumuyla paralel, onlar sendikal bürokrasinin içine batmış durumdalar, sermaye ile yapılan birkaç görüşme dışında bu arkadaşların işe geri dönmeleri noktasında bir eylemlilik planı yapmaktan acizler, aslında onlar da bir nevi OHAL’in arkasına sığınmaktalar. Yaşadığımız ülkede biz işçiler emekçiler yarın ne olacağımızı nasıl şeylerle karşılaşacağımızı bilmez hale getirildik. Biz işçiler bu bilinmezliğin bu hukuksuzluğun bu adaletsizliğin meşru mücadele ve direnişle dağıtılacağını biliyoruz. Onun içindir ki Adalet Yürüyüşü’nü önemsiyor ve destekliyoruz. Bu adalet mücadelesinin sadece yürüyüşten ibaret kalmamasını ve adalet yürüyüşünde başı çeken örgütün bu hüküm süren adaletsizliği dağıtacak gücünün de olduğunu, bu gücün ve inancın işçi sınıfında da mevcut olduğu bilinci ile saygılarımızla.

www.evrensel.net