IŞİD’i yaratan nedenlere odaklanmalı

IŞİD’i yaratan nedenlere odaklanmalı

Suriye'den Katar'a, Lübnan'dan Libya'ya Arap coğrafyasında geçen haftanın önemli gündemleri nelerdi? IŞİD yeniden toparlanacak mı?

Ali KARATAŞ

IŞİD’in Musul’dan atıldığı, Suriye’deki başkenti Rakka’ya karşı operasyonun devam ettiği bir süreçte, Middle East Online sitesinde Rami G. Huri, IŞİD ve el Kaide’yi ortaya çıkaran nedenleri konu alan bir makale kaleme aldı. Huri, makalesinde, “Kızarmış tavuk bayilikleri, cep telefonu mağazaları ve alışveriş merkezleri inşaatı hariç, Arap vatandaşlarının çoğunluğunun sivil, politik, sosyal ve ekonomik haklar ile maddi refahı neredeyse her alanda bozulmaya devam ediyor” diyerek selefi örgütleri ortaya çıkaran ekonomik etkene dikkat çekti. Huri, IŞİD’i yaratan koşulların 400 milyonluk Arap dünyasında çok küçük bir azınlık “rahat” yaşarken geri kalan halkın “yoksulluk, işsizlik, hastalık, ölüm, yıkım, yerinden etme, sığınmacı, açlık, kimyasal silah saldırıları veya koleranın kıyısında tehlikeli bir şekilde hayatını sürdürdüğünü vurguladı. Arap dünyasının esas odaklanması ve düzeltmesi gerekenin bu olduğunu belirtti. 

ASTANA’DA YİNE FİYASKO

Öte yandan Kazakistan’ın başkenti Astana’daki Suriye görüşmeleri, garantör ülkeler Rusya, Türkiye ve İran arasındaki anlaşmazlık nedeniyle “çatışmasızlık bölgelerin” sınırlarının belirlenmesinde ve kontrol mekanizmalarının oluşturulmasında başarısız oldu.  

Başarısızlık konusunda taraflar birbirini suçladı. Suriye Heyeti Başkanı Beşar Caferi, “çatışmasızlık bölgeleri” planın uygulanmasını Ankara’nın engellediğini belirtti. Türkiye’nin, güçlerini Suriye’ye sokmaktaki ısrarını da şantaj olarak nitelendirdi. Türkiye’nin Suriye’de herhangi bir varlığını reddettiklerini söyledi.

The Jordan Times’tan Muhammed Gazal, Ürdün Medya İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed Momani’nin “Ürdün, doğrudan Suriye’deki durumdan etkileniyor ve Suriye’deki güvenlik ve istikrarı düzeltme konusunda temel çıkarları var” dediğini aktardı. 

Bugüne kadar Suriye’deki silahlı gruplara ve “eğit-donat” projelerine ev sahipliği yapan Ürdünlü bakanın bu açıklaması dikkat çekti. 

KATAR: TALEPLERİN KARŞILANMASI İMKANSIZ

Katar, dört Körfez ülkesi tarafından kendisine tanınan 48 saatlik ek sürenin dolmasından sonra talep edilen13 maddeye olumsuz yanıt verdi. Bu taleplerin karşılanmasının imkansız olduğunu ifade etti. Birleşik Arap Emirliklerinde yayınlanan Gulfnews gazetesinden Salem el Ketbi, dörtlünün aldığı kararları savundu. Katar medyasının Batılı bazı örgütleri kullanarak uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler şartını ihlal eden bir abluka uygulamakla suçladığını ancak bu gerçeklerden uzak olduğunu söyledi. Tedbirlerin abluka değil boykot olduğunu savundu. Boykotun uluslararası hukuka dayandığını ve meşru olduğunu ileri sürdü. 

Haftanın diğer iki önemli gelişmesi Lübnan ve Libya’daydı. Lübnan’da yeni seçim yasası kabul edilirken, Libya’da da Bingazi kenti cihatçı milislerden alındı. 


IŞİD’İN KADERİNİ VE ZİHNİYETİNİ ARAP YAŞAM KOŞULLARI BELİRLEYECEK

Rami G. HURİ
Middle East Online

Şüphe etmek doğaldır: Doğu Suriye çölünde IŞİD yeniden toparlanacak mı? Üyeleri el Kaide’ye mi katılıyor? Mali’ye, Yemen’e, Sina’ya veya Filipinler’e mi gidecekler? Bazıları Avrupa’ya gidip terör saldırıları mı yapacak? Bunları sorarken, Amerikan önderliğinde Afganistan ve Irak’taki savaşlar bu iki ülkeye bitmek bilmeyen şiddet ve ulusal yıkımın yeni biçimlerine yolu açtığından bu yana biz 15 yıldır bu tür egzersizlerde eğlenceli spekülasyonlar ve gerçekliğe yanlış tanı konmasına düzenli olarak katlandığımızı akılda tutmalıyız. 

EL KAİDE BAŞARISIZ POLİTİKALARIN ÜRÜNÜ

El Kaide’nin 1980’lerin sonundaki doğumundan ve 1990’larda Amerikan hedeflerine karşı ilk saldırılarından bu yana, neredeyse otuz yıldır sürekli olarak, bu tür yaygın spekülasyonların yanlış olduğu kanıtlandı. El Kaide’nin yeniden doğuşu ve bugünkü genişlemesi ile Asya ve Afrika’da yaklaşık 40 bin militanı kapsaması; savaşı ve yerel otokrasileri destekleyen Arap-Asya-Batı politikalarının başarısızlığını kanıtlıyor. 

IŞİD’in takipçilerinin kaderini ve fikirlerini merak için de son on yıllarda Arap-Asya-Batı dünyasının siyasetlerini tanımlayan kör beceriksizliğin üç temel dayanağına karşı nasıl bir tepki vermeliyiz? Bu üç dayanak, aynı zamanda sert gerçekleri ve yüz milyonlarca sıradan vatandaşın duygularını, birçok çürümüş ve zalim yerel rejimlerin beceriksizliklerini ve Amerikalılar, İsrailliler, Ruslar, İranlılar, Türkler ve Araplar da dahil olmak üzere dış güçlerin askeri eylemlerinin etkisini görmezden geliyor. 

EL KAİDE’NİN BÜYÜMESİNDE RUS-ABD ETKİSİ

Diğer bir nokta da biz IŞİD’in nereye gideceğini merak ederken, uzun yıllar güçlü bir devlet olarak kalacağı ile ilgili tüm spekülasyonlar boşa çıktı. El Kaide doğdu ve askeri açıdan İslam topraklarında hakim güç olan veya konuşlanan iki önemli yabancı güç olayına bir tepki olarak daha sonra küresel boyutta genişledi. Bu önemli iki güçten ilki 1980’lerde Afganistan’daki Ruslar ve ikincisi 1992’de Kuveyt’i özgürleştirdikten sonra Suudi Arabistan ve komşu topraklardaki Amerikalılar. 

Bugün hem Amerikalılar hem de Ruslar, yarım düzine Arap ülkesi tarafından desteklenen Türkler, İranlılar, Kürtler ve diğerlerinin yanında Suriye-Irak genelinde askeri alanda aktif bir şekilde savaşıyorlar

Belki de kızarmış tavuk bayilikleri, cep telefonu mağazaları ve alışveriş merkezleri inşaatı hariç, Arap vatandaşlarının çoğunluğunun sivil, politik, sosyal ve ekonomik haklar ile maddi refahı neredeyse her alanda bozulmaya devam ediyor. 

Öyleyse spekülasyonun sona ermesini bekleyelim ve bunun yerine tarihin yukarıda bahsettiğim insan ve siyasi gerçeklerin aslında el Kaide, IŞİD ve diğer birçok grubu kendileri yaratan bugünün 400 milyon Arap arasındaki zihniyetlerin sonrasının ne olacağını belirleyeceğini kabul edelim. Arap halkı; çok rahat yaşayan küçük bir azınlık ve yoksulluk, işsizlik, hastalık, ölüm, yıkım, yerinden etme, mültecilik, açlık, kimyasal silah saldırıları veya koleranın kıyısında tehlikeli bir şekilde duran büyük çoğunluk olarak ayrışmaya devam ediyor. Odaklanmamız ve düzeltmeye çalışmamız gereken budur. Çünkü bölgemizin geleceğini belirleyecek dinamik budur.


SURİYE’DEKİ GÜVENLİĞİN YENİDEN SAĞLANMASI ÜRDÜN’ÜN TEMEL İLGİ ALANI

Muhammed GAZAL
The Jordan Times

Ürdün, perşembe günü yaptığı açıklamada, Astana’daki Suriye konulu 5. uluslararası toplantıya muhalefet gruplarının katılımlarını engelleme suçlamalarını reddederek Suriye’deki istikrarın ve güvenliğin sağlanmasında “kilit çıkar” bulunduğunu belirtti

Medya İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed Momani, The Jordan Times’a verdiği demeçte, “Ürdün, Rusya’nın daveti üzerine Astana toplantılarına gözlemci olarak katılıyor. Ürdün, doğrudan Suriye’deki durumdan etkileniyor ve Suriye’deki güvenlik ve istikrarı düzeltme konusunda temel çıkarları var” dedi. 

Suriye konulu beşinci toplantı, 4 ve 5 Temmuz tarihlerinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleşti. Toplantı, üç garantör devleti (Rusya, İran ve Türkiye), Suriyeli tarafları ve  Birleşmiş Milletler ekiplerinden oluşan heyetleri bir araya getirdi. Ürdün ve ABD toplantıya gözlemci olarak katıldı.

Medyada çıkan haberlere göre toplantıda Suriye muhalefetine başkanlık eden Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Genel Sekreteri General Ahmed Berri, ABD ve Ürdün’ün Suriye’deki Güney Cephesi muhalefeti temsilcilerini engelleyerek müzakerelere köstek olduğunu iddia etti. 

Diplomatların Reuters’e bildirdiğine göre, Çarşamba günü yapılan görüşmelerde Ankara’nın itiraz etmesi üzerine Rusya, Türkiye ve İran, Suriye’de dört adet “çatışmasızlık bölgesi” oluşturulmasına ilişkin anlaşmayı sonuçlandıramadılar.

Beşar Esad hükümetini destekleyen Rusya ve İran ile isyancılardan bazılarını destekleyen Türkiye, “çatışmasızlık bölgeler” için delegasyonların Ağustos ayı sonunda  Kazakistan’ın başkentinde tekrar bir araya gelmesini ve bir uzlaşmaya varmayı hedefliyor.

Rus Haber Ajansı TASS’a göre, çatışmasızlık bölgeleri, İdlib eyaleti ve komşu bölgeler (Lazkiye, Hama ve Halep), Humus’un kuzeyi, Doğu Guta ve Güney Suriye’nin bazı illeri (Dera ve Kuneytra) olmak üzere dört alanda kurulacak.


KATAR, DÜNYAYI ALDATMAYI SEÇTİ

Salem el KETBİ
Gulfnews

Katar’daki siyasi söylemler üç Körfez Arap devletinin ve Mısır’ın, Doha’nın terör örgütleriyle olan bağlantılarını ve bazı Arap ülkelerine karşı istikrarı bozan hareketlerini protesto etmek için diplomatik ilişkileri kesme kararı sonrasında büyük ölçüde değişti. Katar medyası, var olmayan insani konulara dikkat çekmek için bazı batı organizasyonlarını kullanma konusunda oldukça hızlı.

Bu çok tehlikeli kuruluşların bazı yetkilileri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ı uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler şartını ihlal eden bir abluka uygulamakla suçladı. Ancak bu gerçeklerden uzaktır. Tedbirler bir boykot, ancak kesinlikle bir abluka değildir. Çünkü Katar, limanlarını ve hava sahasını dünyanın geri kalanına temas içinde tutmak için özgürce kullanmaya devam ediyor.

Suudi Arabistan’ın yaptığı şey, uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan egemenlik hakkını kendini savunmak için kullanmak ve komşusunun istikrarı bozma girişimlerinden korumak için toprak sınırlarını kapatmaktı. 

BAE, Bahreyn ve Mısır da hava sahasını ve deniz sınırlarını kapatarak tehlikeyi önleme haklarını kullandılar.

Uluslararası kanunlara göre, bir boykot bir blokajdan çok farklıdır ve bu da bir dizi zorunlu önlemi almayı gerektirir. Birleşmiş Milletler şartının VII. Bölüm 41. Maddesinde “Güvenlik Konseyi, kararlarını uygulamak için silahlı kuvvetler kullanılmasını gerektirmeyen önlemleri kararlaştırabileceğini ve Birleşmiş Milletler üyelerine bu önlemleri uygulamalarını isteyebileceğini” belirtmektedir.


LÜBNAN’DA YENİ SEÇİM YASASI

Hasan KİŞAVİ
Ahram

Şeytanın ayrıntılarda olduğunu söylüyorlar, ancak ayrıntılar Lübnan halkının asıl zorlayıcısı.

Mişel Aun başkan seçildi ve yıllarca süren tartışmalar sonrasında başlayan altı aylık bir tartışmanın ardından Lübnan halkı nihayet dünyadaki türünün en karmaşığı olan bir seçim yasasına karar verdi. Kanun ülkeyi 15 seçim bölgesine bölmekte ve mevcut parlamentonun görev süresini 11 ay daha uzatmaktadır.

Lübnan parlamentosu, üç saatlik tartışmalar sonrasında hükümetin sunduğu yeni seçim yasasını onayladı. Parlamento Başkanı Nabih Berri, seçim sürecinde uzlaşmanın Lübnan’daki çeşitli dini mezheplerin haklarını koruduğunu ve mezhepçiliği desteklemediğini söyledi.

Aynı zamanda cumhurbaşkanının damadı olan Özgür Yurtsever Hareketi Lideri, Dışişleri Bakanı Gebran Bassil, 13 Haziran’da rakip siyasi partilerin yeni seçim yasasıyla ilgili olası bir siyasi krizi telafi eden ve parlamento seçimlerinin yolunu açan bir anlaşmaya vardıklarını söyledi.

Bassil, yeni seçim yasasıyla ilgili kabine toplantısından sonra yaptığı basın açıklamasında “siyasi bir boşluk kuruntusunun ve mevcut parlamento uzatmalarının üstesinden geldik. Lübnan, parlamenter temsiliyet sorunlarını büyük oranda düzelten yeni bir kanuna sahip olacak” dedi.  İçişleri Bakanı Nehad Meşnek, yeni yasaya göre seçimlere hazırlanmanın en az yedi ay sürmesi gerektiğini söyledi. Lübnan iç savaşını sona erdiren Taif Anlaşması uyarınca Lübnan parlamentosundaki 128 sandalye, Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında eşit olarak bölüştürülecek. 

Ülkenin son parlamento seçimleri 2009’da yapıldı ve o zamandan bu yana seçimler iki kez ertelendi.

Uzmanlar, yeni yasanın popüler olmayan eski yasadan daha ilerici olduğu ve sekiz yıllık bir boşluk sonrasında parlamenter yaşamı Lübnan’a geri getirmesi bakımından doğru yönde bir adım olduğu görüşünde.


LİBYA’DA TÜRKİYE-KATAR SEÇENEĞİ ORTADAN KALDIRILDI

Al Arab

Bingazi’nin cihatçı milislerden geri alınması Kuzey Afrika’da bulunan İhvan (Müslüman Kardeşler) akımlarına karşı bir tehdit. 

Doğu Libya’da Bingazi kentinin İslamcı cihatçı militanların pençesinden geri alınması Kuzey Afrika’da Türk-Katar eksenine bir darbe vuracak ve o bölgede İhvan akımlarının varlığına yansımaları olacaktır.

Kuzey Afrika’yla ilgili Avrupalı uzmanlar, Bingazi’de sağlanan başarı ile Libya’nın tamamını grupların pençesinden ve mafyadan kurtarmak ve 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin düşmesinden bu yana ülkede hüküm süren kaosa son vermek için olumlu bir zemin olabileceği görüşünde.

Uzmanlara göre, Libya’da Türk-Katar seçeneğinin ortadan kalkması ile Mısır, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından açıkça desteklenen Hafter liderliğindeki alternatif seçenekler öne çıkmakta ve uluslararası arenada Türkiye’nin pozisyonunu zorlaşmaktadır.

www.evrensel.net

1 yorum yapılmış

  1. nafi 4 ay önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    ışid kapitalizme bekçliğini yapmaktadır

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.