Zeydan: Barış ve demokrasi bloğu birbirini güçlendirmeli

Zeydan: Barış ve demokrasi bloğu birbirini güçlendirmeli

Evrensel'in sorularını tutuklu bulunduğu cezaevinden yanıtlayan HDP'li Abdullah Zeydan, 'Barış ve demokrasi bloğu birbirini güçlendirmeli' dedi.

Çağrı SARI
İstanbul

HDP Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından 4 Kasım’da tutuklandı. Yaklaşık 8 aydır Edirne Cezaevi’nde tutuluyor. Zeydan’a 16 Nisan referandumundan sonra başlayan ve Adalet Yürüyüşü ile daha da ısınan ‘ortak bir mücadele platformunun yaratılması” tartışmalarını sorduk. “Bir barış ve demokrasi bloğuna ihtiyaç var” diyen Zeydan’a göre, “16 Nisan halk oylamasında Edirne’den çıkan yüzde 70 ‘hayır’ ile Hakkari’den çıkan yüzde 70 ‘hayır’ iradeleri demokratik, eşitlikçi, çoğulcu bir toplumsal sözleşmeyle ortak vatanda, birlikte yaşamanın fırsatını ortaya çıkarmıştır.” Barış ve demokrasi mücadelesi içerisinde yer alan güçlerin birbirlerine karşı ön yargılarını bir tarafa bırakmasının tam zamanı olduğunu söyleyen Zeydan, herkesi Gever’de, Cizre’de, Şırnak’ta, Sur’da, Nusaybin’de, Roboski’de insanlığa karşı işlenen suçlar için de ‘adalet’ istemeye çağırıyor.

HDP’nin 13 vekili tutuklu... Üye ve yöneticilerine dönük operasyonlar ise devam ediyor... Böyle bir dönemde Türkiye bir referandum süreci yaşadı... Siz nasıl değerlendirdiğiniz tüm bu yaşananları?

Eş Genel Başkanların ve binlerce parti yöneticimizin tutuklanması referandum sürecinden bağımsız değil. CHP’nin de büyük vebalinin olduğu dokunulmazlıklarımızın kaldırılması, başkanlık sistemi için yapılan Anayasa değişikliğinin ilk adımıydı. TBMM’nin en büyük üçüncü partisinin eş genel başkanları ve milletvekillerinin rehin alınmasına sebep olan bu anayasa değişikliği şaibelerle dolu olup, halkın iradesine darbe yapan ve hiçbir meşruiyeti olmayan bir değişikliktir. Kamuoyu çok iyi biliyor ki, Sayın Demirtaş ve Sayın Yüksekdağ dışarda olsalardı, tüm hile ve baskılara rağmen “hayır” kazanacaktı.

Bu sürecin son halkası CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması oldu. Dokunulmazlıklar konusunda partinizin CHP’ye dönük eleştirileri var. CHP ‘evet’ demeseydi ne değiştirdi?

Sayın Berberoğlu’nun tutuklanma süreci CHP’nin bizzat kendi eliyle desteklediği bir sürecin sonucudur. İşin ucunun kendilerine dayanacağını tahmin edemediler. Özellikle Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’ın o dönemde, CHP’yi uyaran çok sayıda açıklaması olmuştu. Bu uyarılar dikkate alınsaydı, bunlar yaşanmayacaktı.

Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine CHP ‘Adalet Yürüyüşü’nü başlattı. Partiniz de yürüyüşe destek verdi. Tutuklu bir vekil olarak siz adalet yürüyüşünü nasıl yorumladınız?

Türkiye’nin en büyük üçüncü partisinin eş genel başkanları tutuklandıklarında ve bir eş başkanın milletvekilliği ve eş genel başkanlığı düşürüldüğünde ana muhalefet partisi olarak sessiz kalırsanız, samimiyetiniz sorgulanır. Hukuksuzluğa ucu bize dokunduğu zaman değil, ahlaki ve vicdani olarak her zaman karşı çıkmak gerekiyor. Eğer siz faşist, tekçi, tahakkümcü, baskıcı bir rejime karşı adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsanız, adaletsizliğe uğramış tüm kesimlerin hakkını ve hukukunu savunmak zorundasınız. Son halk oylamasında baskı, tehdit ya da farklı sebeplerle ‘evet’ bloğunda yer almış, fakat AKP’nin politikalarından memnun olmayan demokrat-dindar insanlarımıza da AKP’ye karşı durduklarında uğrayabilecekleri mağduriyetlerin sahiplenileceği konusunda güven verilmesi gerekir.

Hem 16 Nisan referandumu hem Adalet Yürüyüşü, mesela ‘demokrasi bloğu’ gibi birleşik bir mücadele cephesinin gerekliliği tartışmalarını yeniden başlattı. Siz ne diyorsunuz?

Demokratik ilkeler çerçevesinde kurumsallaşacak bir barış ve demokrasi bloğuna ihtiyaç vardır. 16 Nisan halk oylamasında Edirne’den çıkan yüzde 70 “hayır” ile Hakkari’den çıkan yüzde 70 “hayır” iradeleri demokratik, eşitlikçi, çoğulcu bir toplumsal sözleşmeyle ortak vatanda, birlikte yaşamanın fırsatını ortaya çıkarmıştır. Yüzde 49’luk ‘hayır’la beraber, ‘evet’in içindeki demokrasiyi savunan, çocuklarının ve ülkesinin geleceğini düşünen insanlarımızla beraber olabildiğince bu bloğu genişletmek gerekiyor. Barış ve demokrasi bloğu içerisinde yer alan tüm kesimlerin birbirlerine karşı ön yargılarını bir tarafa bırakmasının zamandır. Cesurca demokrasiyi savunmanın vaktidir. Barış ve demokrasi bloğunun birbirini zayıflatan değil, birbirini güçlendirecek adımlar atması gerekmektedir.

Çok uzun yıllardır barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren bir siyasi gelenekten geliyoruz. Çok ağır bedeller ödedik, ödüyoruz. Yurttaşlarımızı daha iyi şartlarda, kardeş kanı akmadan yaşaması için mücadelemizi sürdürüyoruz. Fakat tüm yurttaşlarımızın bizlere yapılan zulmü görmesini isteriz. AKP kendisine biat etmeyen “teröristlikle” itham ediyor. Bugün bu iftira ve ithamlar ellerinde bayraklarla “adalet” arayanlar için de kullanılıyor. TBMM’nin üçüncü büyük partisinin eş genel başkanlarına, siyasetçilere, gazetecilere, bilim insanlarına, öğretmenlere, işçilere, memurlara karşı yapılan haksızlıklarda da; Gever’de, Cizre’de, Şırnak’ta, Sur’da, Nusaybin’de, Roboski’de insanlığa karşı işlenen suçlarda da ‘adalet’ istersek, bu yürüyüşü daha anlamlı, daha gerçekçi ve sonuç alıcı kılar.

HÜKÜMETE ELEŞTİRİLERİMİZ ‘TEHDİT’ OLARAK ALGILATILIYOR

İddianameleriniz bir vekil olarak yaptığınız basın açıklamaları ve katıldığınız etkinliklerden oluşmuş durumda...

Hakkımdaki iddianame 7 ayrı fezlekeden oluşuyor. Tamamı siyasi parti faaliyeti olup, ifade özgürlüğü ve yasama sorumsuzluğu kapsamındadır. Hepimiz hakkında düzenlenen iddianameler, yaptığımız konuşmalar ile siyasi parti ve STK’lerın basın açıklanmalarına katılmaktan dolayı hazırlanmıştır. Hakkımızdaki tüm iddialar AYM ve AİHM içtihatlarına göre ifade özgürlüğü kapsamındadır. Hukuk orta düzeyde hakim olduğu taktirde bile beraatle sonuçlanacak davalardır. Fakat herkesin şahit olduğu gibi şu anda ülkemizde hukuk ve adaletten bahsetmek mümkün değildir. Hükümetin hem iç hem de dış politikalarına karşı yaptığımız uyarı ve eleştiriler, devletin bekasına yapılan bir saldırı, bir tehdit olarak algılatılmaya çalışılıyor. Ve ne yazık ki, bunda başarılı da olunuyor. Maalesef yargı erkini de bu konuda bir sopa olarak kullanıyor.

HAKKARİ VE ŞIRNAK İL OLARAK KALSIN, CİZRE VE YÜKSEKOVA DA İL OLSUN

Hakkari milletvekilisiniz... Hükümet Yüksekova’yı il yapmak istiyor. Sizce amaç nedir?

Buradaki amaçlardan bir tanesi Hakkari’yi ilçeye dönüştürerek gelecek kuşakların tarihiyle olan bağını koparmaktır. Hakkari halkının tek geçim kaynağı il olmaktan kaynaklı oluşan ekonomik gelirlerdir. İlçeye dönüşmesi durumunda, ekonomik gelirleri bitecek, halkın göç edeceği ve Hakkari’nin demografik yapısının değişeceği, zamanla tarihinin ve kültürünün yok olacağı bir gerçekliktir. Yüksekovalıların yaşam standartalarını yükseltmek için yapmadığı ortadadır. Yüksekova’daki ablukanın 37. gününde Valilik açıklamasına göre tahrip olan ev saysı 400-500 civarındaydı. Yasağın kısmi olarak kaldırıldığı 80. güne kadar, yani çatışmaların olamdığı 43 günlük süreçte 6 bin ev yok oldu. Halkımızın haysiyetine dil uzatan yazılamalar, küfürler halkımızın hâlâ hafızasındadır. Bütün bunlar hükümetin emriyle; şu anda darbe girişiminden tutuklu olan Tümen komutanın eliyle, emriyle gerçekleştirildi.

Her şeye rağmen makul ve adil olan Hakkari ve Şırnak’ın il olarak kalması, Yüksekova ve Cizre’nin il yapılmasıdır. Hem komisyon hem de genel kurul aşamasında yaptığımız bu öneri ve teklifler bizzat AKP tarafından reddedildi. Bugün tekrar gündeme getirilmesi farklı niyetlerin olduğunu gösteriyor. Dikkat ederseniz bir yılı aşkındır gündemde tutuyor, fakat sonuçlandırmıyor. Bu süreci Hakkari halkı üzerinde tehdit, Yüksekova halkı üzerinde bir beklenti yaratarak yürütüyor. Burada özellikle Hakkari ve Yüksekova halkının birbirini sahiplenmasi gerekmektedir.

DAYANIŞMA HALKIMIZLA ARAMIZDAKİ DUVARLARI ANLAMSIZLAŞTIRIYOR

Cezaevindeki günleriniz nasıl geçiyor? 

İnandığımız değerler uğruna buradayız. Başta Eş Genel Başkanımız ve diğer tüm siyasi tutsaklar halklarımıza ve demokratik siyaset geleneğimize layık bir duruş sergilediler. Zindanları bir baskı ve sopa aracı olarak kullanmak isteyen hükümeti direnişle boşa çıkardılar.
Burada asla yalnız olmadığımızı biliyoruz. Aldığımız binlerce dayanışma mektubu bizi dirençli tuttu. Sayın Demirtaş’ın mütavaziliği, yoldaşlığı, fedakarlığı, emeği, bilgi birikimi, esprileri, sazı, türküleri halkımızla aramızdaki duvarları anlamsızlaştırıyor. Kendisine Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden, her kesiminden mektup geliyor. Büyük bir kısmına keyifle cevap yazdığının şahidiyim.
Zamanı iyi değerlendirmeye çalışıyoruz. Bol bol okuyoruz. Sohbet, resim, spor, türkü, mektuplara cevap derken zamanın zindanda da yetmediğinin farkına varıyoruz. 
Bizlerle dayanışma içerisinde olan tüm STK’lara, siyasi partilere, avuklatlara, tüm halklarımıza tekrar teşekkür ediyorum.

HAPİSHANEDEKİ SORUNLARIMIZI DİLE GETİRMEMİZ ETİK DEĞİL

Cezaevi koşullarınız nasıl? Kitap, dergi, gazete, görüş, telefon... Bu tür konularda sıkıntı yaşıyor musunuz?

Özellikle son iki yıldır haklarımıza yaşatılan acılar, sayıları binleri aşan zindanlardaki hasta tutsakların yaşadığı sıkıntılar, haksız bir şekilde işlerine son verilen ve sağlık durumu ölüm sınırına gelmiş olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın maruz kaldığı insanlık dışı muamele ortadayken, bizim hapishanedeki sorunlarımızı dile getirmemiz ne etik ne de ne de doğru olacaktır.

Gündemi nasıl takip ediyorsunuz?

Gündemi Evrensel, Özgürlükçü Demokrasi, Cumhuriyet, BirGün gibi günlük gazeteler ve bir çok haftalık, aylık dergiden takip etmeye çalışıyoruz. Baskıların bu kadar yoğun olduğu bir dönemde gerçekleri cesurca yazan gazetenizi de ilgiyle takip ediyoruz. 
 

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Temmuz 2017 00:39
www.evrensel.net
ETİKETLER Abdullah ZeydanHDP