Adalet Yürüyüşü'nde kadın hikayeleri

Adalet Yürüyüşü'nde kadın hikayeleri

25 gün süren Adalet Yürüyüşü'nde kadınların katılımı baştan beri dikkat çekiciydi. Yürüyüş boyunca kadınların adımları da talepleri de ortaktı.

Sevda KARACA

Adalet Yürüyüşü bugün İstanbul Maltepe’de büyük bir mitingle sonlanıyor. “Hak, Hukuk, Adalet” sloganıyla Ankara’dan başlayan ve 25 gün süren yürüyüş, Türkiye tarihi açısından da en uzun yürüyüş olarak tarihe geçti. Bu uzun soluklu yürüyüşün uzun soluklu katılımcıları vardı. Bir de günü birlik katılanlar, saatlik de olsa yürüyüşte olmayı önemseyenler. 

Kadınların yürüyüşe katılımı ise baştan beri dikkat çekiciydi. Her yaştan, her kesimden kadının yürüyüşün sebatkâr katılımcıları olmasının bir arka planı da vardı elbette. Bu arka planda yürüyüşün en temel sloganı olan “hak, hukuk, adalet”ten en az nasiplenenler olmaları kadar, toplumsal hayatın her alanına sirayet eden eşitsizlik ve adaleti katmerli yaşamaları da var. 

Tavşancıl mevkiinde kadın örgütleriyle birlikte katıldığım yürüyüşün 13 kilometrelik yolu ve aradaki molada pek çok kadınla sohbet ediyorum. Kaygılarını, yürüyüşte olma nedenlerini, yürüyüş boyunca gözlemlerini soruyorum. Ve elbette İstanbul’a varış sonrası için beklentilerini...

GELECEK KAYGISI HIZLIADIMLARIN EN TEMEL NEDENİ

Kadınların çoğu “gelecek kaygısı”ndan yürüyor. Bu kaygı, sadece ileri zamana atfedilen bir geleceğin kaygısı değil, dilediklerince yaşayamadıkları hayatın diyeti bir anlamda. Gazeteci olduğumu söyleyerek sohbete başlarsam biraz kalıp cümleler dökülüyor dillerden: “geleceğimiz için, çocuklarım için yürüyorum.” Bir yürüyüşçü olarak sohbete başlarsam daha kişisel nedenler, fikirler ve gözlemler ifade ediliyor.  Adına ‘eşitsizlik’ demeseler de ekonomik olarak yaşanan eşitsizlikler, kadınlara uygulanan ayrımcılık ve şiddet, özellikle çocukların yaşadığı istismar -en çok Ensar dile getirilmekle birlikte okullarda, sokakta, evde yaşananlar öne çıkarılıyor. 

Daha çok orta yaş ya da orta yaşı geçmiş, işsiz ya da emekli kadınlar yürüyor. Çünkü erkekler çalışıyor, kadınlarsa tüm toplumsal rollerine karşın evde kalmama çabası göstermiş, gelmişler. Biraz da hiç dinmeyen bir CHP’liliğin etkisi var. Ama bu katılımın Cumhuriyet Mitingleri sürecinde çokça dillendirilen, CHP’li kadınlar deyince akılda önyargılarla şekillenen prototip olmadığını söylemek lazım. 

34 yaşındaki Esin, Kayışdağı’nda oturuyor ve Ataşehir’de lüks bir sitede ev işçisi olarak çalışıyor. Yürüyüşe gelmek için patronundan izin istemiş. “Başka zaman hastaneye gitmeme ya da çocukların okulundan çağırdıklarında gitmeme izin vermez. Ama bu sefer izin verdi. Hatta ‘CHP otobüs kaldıracak. Arayayım arkadaşları, onlarla git istersen’ dedi ben de onlarla geldim” diyor. “Kendi gelmedi mi” diyorum, “yok” diyor gülerek, “evden katılıyor o.” Yürüyüşe gelme isteğini ise önce “görmek istedim” diye anlatıyor; “Benim ailem CHP’li. Ben de hep CHP’ye oy verdim. Niye adalet? Çünkü ben adaletli yaşadığımızı düşünmüyorum. Benim çocuğumla çalıştığım sitedeki çocuklar aynı yaşamıyor. Mesela benle evinde çalıştığım ablam da aynı yaşamıyoruz ama bizim eğitimimiz farklı, o üniversite okumuş” diyor. “Sen niye okuyamadın” diyorum, “Ailemin durumu yoktu” diyor. “Sen çocuğunu okutabilecek misin” diye soruyorum; “Canımı dişime taktım, okutacağım” diyor. “Ama bilmiyorum ne olacak. Şimdi duyuyorum üniversitelerden hocaları da kovuyorlar. İş bulmak zor. İşte adalet hepimize lazım. Hocaya da, işsize de, bana da, çocuğuma da” diyor. 

BİR ‘KARŞILAŞMA’ ALANI OLARAK ADALET YÜRÜYÜŞÜ

Bu yürüyüş kadınlar için aynı zamanda bir “karşılaşmalar” alanı haline de gelmiş durumda. Örneğin Kürt sorununa mesafeli yaklaşımını açık ifade eden bir kadın, Barış Anneleri’nin ya da Kürt kadınlarının yürüyüşe katılımını “sevinçle” karşıladığını söylüyor. Bir Kürt kadını “onların da adalet için yürümesinden memnunum, biz bunca yıldır yolları aşındırmışız” diyor. 

Gülsen Yurtseven “Anneler Platformu” olarak yürüyen kadınların arasında, yanındaki arkadaşlarıyla birlikte taşıdıkları yeşil yapraklı dallarla dikkat çekiyor. “Ağacın, çiçeğin, hayvanın, doğanın da adalete ihtiyacı var. İnsan bunu söyler ama onlar söyleyemez. Ben onlar da dile gelsin diye bu dalla yürüyorum. Doğa için adalet istiyorum” diyor. “Geleceğimizden çok endişeliyim. Biz anneler olarak yürüyoruz” diyor.  Barış Annelerinin de yürüyüşe katıldığını, bunu nasıl karşıladığını soruyorum; haberdar olmamış. “Burası herkese açık. Ne kadar çok olursak o kadar iyi. Ben de istemem çocuklar ölsün” diyor. 

Bir kadın cümlelerinin içinde “ötekileştirme” barındırsa da “bak, onlar da gelmiş. Bu mesele sen ben meselesi değil” diyor başörtülü bir kadını göstererek; yürüyüşün “meşruiyetini” göstermek için kullandığı argümanlardan biri de başörtülü kadınların da katılımı. Başörtülü bir kadın “adalet”i inancıyla bağıtlayarak anlatıyor, haksızlıkların bu kadar yayılmasının Allah katında da cezalandırılacak bir şey olduğunu, hele bunu dindarlık adına yapmanın ise iki kat suç olduğunu söylüyor. “Ben inançlı bir kadınım, haksızlığın yerde kalmayacağını biliyorum. Bir sürü insan hiç ilgisi olmadığı halde terörist diye tutuklandı. Benim bir sürü tanıdığım insanın okumuş evlatları, akrabaları işten atıldı. Bana dokunmayan bin yaşasın diyemem. Benim de evlatlarım var. Bugün adalet diyenin yanında olmazsam, yarın evladıma bir şey olduğunda kimseye de gel yanımda dur diyemem” diyor. Yürüyüşe katılırken iki oğluna ‘danışmış’, “biri git dedi, diğeri sakın gitme dedi.” Eşinin ne dediğini sordum, “artık oğullarıma soruyorum, o danışma mercii olmaktan çoktan çıktı” diyor gülerek. “Gitme” diyen oğlunun hatrına isim ve fotoğraf vermekten kaçınıyor. Yürüyüşün kendi çevresi açısından da olumlu karşılık bulduğunu, yürüyüş bittikten sonra da “böyle samimi, böyle barışla, kimseyi dışlamadan yürünecek bir yol” olursa etkilenenlerin sayısının artacağını söylüyor. 

KOMŞUYMUŞUZ AMA BURADA TANIŞTIK

Fidan Vural ve Akgül Tunç

Fidan Vural ve Akgül Tunç, kol kola girmişler, birbirlerine güç vererek yürüyorlar. İkisi de İstanbul Gazi Mahallesinde oturuyor. “Komşu musunuz, birlikte mi geldiniz” diye soruyorum, “komşuymuşuz ama burada tanıştık” diyorlar gülerek. Fidan Vural “Ben kadın cinayetlerine, çocukların istismar edilmesine karşı yürüyorum. Bunların cezasız bırakılmasına karşı yürüyorum. Bu cezasızlık hepimizi, bütün kadınları, çocukları korunmasız bırakıyor. Bakın ben uzun zamandır ilk defa bir yolda yürürken kendimi korunaklı hissediyorum, sağıma soluma bakmıyorum, başıma bir şey getirecek birileri var mı etrafımda diye. Neden böyle bir hayat yaşamak zorunda kalayım? Neden evden her çıktığımda, çocukları her dışarı gönderdiğimde akşam eve sağ salim varıp varamayacağımızın endişesini yaşayayım? Ben bu iktidarın kadınlara karşı tutumunun ona oy veren kadınlara da çok çektirdiğini düşünüyorum. O nedenle biraz kızıyorum da kadınlara, bizi bu kadar küçük gören, aşağılayan, karşı karşıya kaldığımız suçları olumlayan bir iktidar sahip çıkmak niye” diye anlatıyor bu bunaltıcı sıcağın altındaki yürüyüşünün nedenlerini.

Akgül Tunç’un eşi emekli olmuş yıllar önce. Bir çay ocağında çalışıyor halen. “Geçim derdi tüm dertlerin üstünü örtüyor” diyor. Rahat bir gün yaşamamışlar. Çocukları okutmak, büyütmek, şimdi torunların geleceğini kurmak ekonomik sıkıntılar nedeniyle hep bir kaygı olmuş. “Şimdi ülke adaletli bir yer olsa insan böyle kaygılar taşır mı? Bu kaygılanmıyorum diyen var mı? Yok. Demek ki adalet herkese lazım” diyor. Beli rahatsızmış, ama yine de yürüyüşe gelmek için bir dakika düşünmemiş. En çok “ne kadar çokmuşuz” hissinin ona iyi geldiğini söylüyor. “Böyle bir hisse bir fıtık daha olunur” diyor. Çünkü birliğe, kendini yalnız hissetmemeye çok ihtiyaç varmış memlekette söylediğine göre. Özellikle de her gün evin dört duvarı arasında yalnız kalan, dert biriktiren kadınlar için. 

KENDİMİZE, BİRBİRİMİZE GÜVENİMİZ DEĞİŞECEK

Daha önce büyük bir plastik fabrikasında 12 yıl çalışan, şimdi bir pizza zincirinin üretim fabrikasında paketleme yapan 43 yaşında bir kadın 5 gündür yürüyor eşiyle birlikte. Yürüyüşe katılabilmek için yıllık iznini almış. “Tatil yok bu sene yani” diyorum, “zaten ne zaman oldu ki” diyor. Geceleri konaklama yapılan yerlerdeki çadırlarda kalıyor. “Yürüyüş başladığından beri işyerimde arkadaşlarımla konuşuyorum. Aslında benim tartışmam referandumda başladı. Daha önce AKP’ye oy vermiş bir sürü arkadaşım referandumda hayır dedi. Ben ikna ettim onları. Ama sandıktan evet çıktı. Bu ülkede hakkın haklıya teslim edilmemesinden, hukukun işlememesinden, emeğimin değer görmemesinden, akşam kafamı yastığa koyup dertsiz uyuyamamaktan şikayetim var. Çocuklarım ne olacak, askere gidecek ölecek mi, işe başlayacak iş kazasında ölecek mi, yol ortasında bir kendini bilmez tarafından öldürülecek mi, sen şucusun, ben bucuyum diyerek ölecek mi bilmiyorum. Kimse bilmiyor. Ben bir kadın, bir anne olarak hiçbir şeye güven duyamıyorum” diye anlatıyor yürüyüşünün sebebini. “Bu yürüyüş neyi değiştirecek” sorusunu “kendimize, birbirimize güvenimizi” diye yanıtlıyor. “Adaletin, hakkın, hukukun olmadığı yerde insanın insana, insanın kendine güveni kalmazmış. Orada da hak yiyenler alenen yapabilirlermiş haksızlıkları. Bugün yaşadığımız bu” diyor. “Bu yürüyüş pazar gününden sonra hop diye bunu değiştirmeyecek. Ama bence birbirimize güven duymamızı sağlayacak. Bak ben işyerimdeki arkadaşlarıma daha çok güven duymaya başladım mesela. Karşı görüşümden olduğunu bildiğim arkadaşlarım günde 3 kere arıyorlar beni ‘abla, bir sıkıntı var mı, bir şeye ihtiyacın var mı’ diye. Ben de diyorum ‘var’, ‘benim size çok ihtiyacım var.’ Cumartesi izinli olan arkadaşım yürüyüşe gelecek, pazar izinli olan mitinge.” 

Sonrası? Sonrası ancak bu birlikteliği, güveni her yere taşırsak gelecek ona göre. “Pazar günü kalabalık olmamız çok önemli. Bir şey birikir muhakkak bu kadar haksızlığın içinde adalet diyen bu kadar insan varsa. Birikmez mi” diye soruyor bana. “Birikir elbet” diyorum.

İŞÇİLERİN ÇAY MOLASI DESTEĞİ

Yol üstünde dizili fabrikalardan yürüyüşçülere destek de var tepki de. Tepkiler genelde sessizce ‘rabia’ ya da ‘ülkücü işareti’ ile veriliyor, bazen yanına ağza alınmayacak küfürler ekleniyor. Destekte ise bir dert ifade etme var daha çok. Yürüyüşçülerin önünden geçtiği Gürbulak Nakliyat firması işçileri çay molasında dışarı çıkmışlar. Kadınların da depoda çalıştığı bir şirket burası. Alkışlıyorlar, el sallıyorlar. Arada onlara sarılmak için kadınlar yanaşıyor. Konuştuğum kadınlardan yaşlıca olanı “Ben 30 yıldır çalışıyorum hâlâ emekliliğim yok. Buradan önce çalıştığım her yerde parça parça olmuş sigortam, 6 yılım var emekliliğe. Oğlum üniversite mezunu, işsiz. 26 yaşında hâlâ aile kuramadı. Kocam da ben de gözümüzü çalışmaya açmışız, bir huzurla kapamamışız. Şimdi bu adalet mi? Ben destekliyorum yürüyenleri” diyor. Genç olanı “sokmuşlar aramıza bir ayrım, örtülü-örtüsüz, oradan yürüyorlar. Ben ne zamandır izliyorum yürüyüşü, başörtülü de var, olmayan da. 
Mahkemeler adaletsizlik doluysa sokak nasıl olmasın, fabrika nasıl olmasın, ev nasıl olmasın...” diyor. “Ben genç sayılırım ablama göre, onun oğlu işsiz, benim çocuğum da bu gidişle öyle olur. İşimiz var diye sevinecek hale gelmişiz. Böyle hayat mı olur” diyor.  “Peki yürüyüş neyi değiştirecek” sorusuna bir cevapları yok. “Valla yürümek bile güzeldir herhalde” diyor genç olan.

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Temmuz 2017 04:43
www.evrensel.net