Yüksekdağ'ın tutukluluğu devam edecek

Figen Yüksekdağ, tutuklandıktan 242 gün sonra hakim karşısına çıktı. Duruşmada mahkeme Yüksekdağ'ın tutukluğunun devamına karar verdi.

Birkan BULUT
Ankara

HDP Eş Genel Başkanı iken 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan, ardından hakkında kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle milletvekilliği düşürülen Figen Yüksekdağ, tutuklandıktan 242 gün sonra hakim karşısına çıktı. Bugün görülen duruşmada mahkeme Yüksekdağ'ın tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 18 Eylül 2017 tarihine erteledi.  

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttü soruşturma kapsamında Ankara’daki evinden kapısı kırılarak alınan Yüksekdağ hakkında “terör örgütü üyeliği”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “suç işlemeye tahrik”, “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet” iddiasıyla Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkenesinde dava açılmıştı. Mahkeme, yetkisizlik kararı vererek Yüksekdağ hakkında 30 yıldan 83 yıla kadar hapis cezası istenen dosyayı Ankara’ya göndermişti. 

Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşması gerçekleştirildi. Duruşmayı Yüksekdağ’ın cezasının kesinleşmesinin ardından gerçekleşen olağanüstü kongrede Eş Genel Başkanlığa seçilen Serpil Kemalbay ile HDP Parti Meclisi, Kadın Meclisi üyeleri ile milletvekilleri de takip etti. 

Sendika, insan hakları örgütleri ve aralarında EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ve ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş’ın da bulunduğu siyasi parti temsilcisi de duruşma için Adliyedeydiler. Diğer yandan aralarında Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) Genel Sekreter Yardımcısı Giacomo Filibeck, Almanya Sol Parti (Die Linke) Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili Hakan Taş, Fransa Komünist Partisi Ulusal Konsey Başkanı Isabelle de Almeida ve  Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Hukukçular Derneği Genel Sekreteri Thomas Schmidt’in de bulunduğu uluslararası bir heyet de duruşmayı izleyenler arasında yer aldı.

‘YARGILANAN, BARIŞ SİYASETİDİR’

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, duruşma öncesinde adliye önünde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin parlamentodaki üçüncü partisinin eşbaşkanları ve milletvekillerinin gördüğü muamelenin kabul edilemez olduğunu söyledi. Duruşmayı izlemek üzere Ankara’ya gelen heyetlerin otobüslerinin durdurularak Ankara’ya gelmelerinin engellendiğini belirten Kemalbay, “Figen Yüksekdağ bugün burada, kendisine yöneltilen hukuksuz ve düzmece dosyalarla, sadece yasama sorumsuzluğu çerçevesinde ele alınması gereken konuşmalarından dolayı tutuklu bulunmaktadır.  Kendi siyasetini topluma anlatmayıp da, konuşmayıp da ne yapacaktır? Bir siyasetçi başka ne yapacaktır? HDP’nin bütün siyasetçilerinin konuşmalarından dolayı suçlu ilan edilmesi, aslında iktidarın meşru olmayan yönetimini sürdürme amacı olmuştur” diye konuştu. 

Kemalbay, “Biz HDP olarak Türkiye haklarına demokrasi ve barışı armağan etmek istiyoruz. Figen Yüksekdağ bütün konuşmalarında bunu dile getirmiştir. Bugün de burada aslında yargılanacak olan, Türkiye halklarına barış vaat eden bir partinin siyaseti olacaktır” dedi. 

YABANCI HEYET DIŞARI ÇIKARTILDI

Duruşmaya çok sayıda avukat katılırken, izleyici katılımı da yoğun oldu. Yurtdışından gelen heyet ise önce salona alınmadı, ancak yapılan itirazlar üzerine heyetten 5 kişinin salona alınması kabul edildi. Ancak bir süre sonra mahkeme başkanı Sabahattin Sarıdoğan, Adalet Bakanlığı’ndan davanın takibi için izin almadıkları gerekçesiyle uluslararası heyeti salon dışına çıkardı. Avukatların itiraz etmesi üzerine hakimin “Yabancılar avukatı mısınız”, “Onların temsilcisi misiniz” şeklinde yanıtlar vermesi tepki topladı. 

ÜÇ AVUKAT TARTIŞMASI

Duruşma üç avukat sınırlaması tartışmalarıyla başladı. Çok sayıda avukat Yüksekdağ’ı savunma talebinde bulunurken, mahkeme heyeti OHAL KHK’sı ile getirilen 3 avukat sınırlamasını uygulamak istedi. Avukatlar itiraz ederek, hem Anayasa’nın hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) suçlanan kişiye birden fazla avukat tarafından savunulma hakkı getirdiğini belirterek, sanık hakkında birden fazla değişik suçlama olduğunu hatırlattılar. 

Avukat ve eski milletvekili Hasip Kaplan, darbe dönemlerinde avukatlık yaptığını, ancak o dönemde bile avukat sınırlaması olmadığını söyledi. Meclis’teki üçüncü partinin eş Genel Başkanının politik faaliyetleri nedeniyle yargılandığını belirten Kaplan, YSK ve AYM kararına rağmen Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin düşürüldüğünü dile getirdi. OHAL’e gerekçe gösterilen 15 Temmuz darbe girişimine müvekkilleri Yüksekdağ’ın da, avukatlarının da dahli olmadığını ifade eden Kaplan, bu nedenle 3 avukat sınırlamasının bu davada uygulanmasının doğru olmadığını dile getirdi. 

Savcı ise Yüksekdağ’ın terör örgütü yöneticiliğinden yargılandığını belirterek, duruşmada en fazla 3 avukat bulundurulmasını istedi. Mahkeme başkanı Sarıdoğan, avukatların itirazını kabul ederek, Yüksekdağ’ı savunmak üzere üçten fazla avukatın duruşmada yer alabileceğini söyledi. 

YÜKSEKDAĞ ’MESLEĞİMİ YAPAMIYORUM’ DEDİ

Yüksekdağ’ın kimlik tespiti yapılırken komik anlar yaşandı. Mahkeme Başkanı Sabahattin Sarıdoğan, 8 aydır cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ’a “Ne iş yapıyorsunuz” diye sordu. Figen Yüksekdağ gülerek “Şu an mesleğimi yapamıyorum” dedi. Bunun üzerine hakimin “işsiz” demesi salonda kahkahalara neden oldu.                        

DAVANIN DÜŞMESİ TALEBİ REDDEDİLDİ

Yüksekdağ’ın savunması öncesinde avukatlar usüle ilişkin itirazlarını dile getirdiler. Avukat Yıldız İmrek, Yüksekdağ’a yönelik  isnatların tamamının milletvekilliği döneminde olduğu için, yasama dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.  İmrek, Yüksekdağ’ın partisine oy veren 6 milyon kişinin iradesi ile Meclis’te görevini yapması gerekirken hapse atıldığını, bu durumun seçme ve seçilme hakkıyla tezat oluşturduğunu vurguladı. İmrek, bu gerekçelerle kamu davasının düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti talebi reddetti.

YÜKSEKDAĞ: ‘ADİL YARGILAMA OLMADIĞINI GÖRÜYORUM’

242 gün sonra savunmasını yapan Figen Yüksekdağ, “Öncelikle tüm engelleri aşarak buraya gelen arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. Ben aynı zamanda buraya gelmeyi başaramayanları da selamlıyorum. Hatta buraya gelemeyen avukatlarım var. Sadece bugünkü davaya bir bakıldığında bile adil bir yargılama olmadığını görüyorum” diye konuştu. 

Yüksekdağ, “Ne yazık ki Türkiye'de bir adalet meşruluğundan söz edemediğimiz için yargıdan da söz edemiyoruz, Türkiye’deki yargı sistemini biz de zaman zaman eleştirdik. Ne yazık ki, partime dönük tarz nedeniyle Türkiyenin geleceğine katkı vermemiz engellendi. Bu faciayı sadece ben değil, bu ülkede yaşayan bütün yurttaşlarımız yaşıyor” dedi. 

‘AZ ÖNCE İKTİDAR MAHKEMEYE MÜDAHALE ETTİ’

Yabancı heyetin dışarı çıkarılmasını eleştiren Yüksekdağ, bunun Adalet Bakanlığı’nın emriyle gerçekleştiğini söyledi Yüksekdağ, “Biraz önce gözlerimizin önünde iktidar mahkemeye müdahale etti ve buraya girmiş yabancı heyeti dışarı çıkarttı. İktidar hergün demokratik siyasete meydan okuyor. Polis her tarafı kuşatmış. Sokağa çıkma yasağı, sokakta üç kişiyi bir arada yürütmemeye çalışıyor Ankara Valiliği. İnsanlar bu mahkemeye ulaşamasın diye uğraşıyor. ‘Adalet Bakanlığı kararı ile’ ne demek. Bu yetkiyi nereden buluyor? Ben Almanya'da bir duruşmaya katılabiliyorsam onlar neden katılamıyor” ifadelerini kullandı. 

‘ANAMUHALEFET LİDERİ YÜRÜYÜŞTE, BEN MAHKEMEDE’

Anamuhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşte, HDP eşbaşkanlarının ise cezaevinde olduğuna dikkat çeken Yüksekdağ, şunları söyledi: “Türkiye’nin ana muhalefet partisi kendini yola vurmuş adalet için yürüyor. İkinci büyük muhalefet partisi eş Başkanı mahkemede yargılanıyor. Geriye sadece tek parti kalıyor. Darbe başarıya ulaşsaydı iktidar partisi ile birlikte yargılanacaktım. Darbe başarılı olmadı ama ben yine yargılanıyorum. Bugün bizzat katılmak istedim. Çünkü zulmün gözünün içine bakmak istedim. Zulmedenler bizim yüzümüze bakmadıkları için karşımıza sizleri çıkarıyorlar.”                

‘HER YER YANGIN YERİ’ 

Yaşanılan durumu “trajedi” diye niteleyen Figen Yüksekdağ, “Bizim yargılanmamızın, 8 aydır tutuklu olmamızın hukukla hiçbir alakası yok. Bizler de, Türkiye halkaları da bu sürece mahkum değil. Ben mahkeme salonlarına ilk defa gelmiyorum. Bir sosyalist olarak, kadın olarak bugüne kadar zulme karşı mücadele ettim. Birkaç ömrüm daha olsa bu dava için, amaç için aynı şeyleri yeniden söylerim. Yeter ki 100 yıl yatmaya değecek bir davamız olsun. Ne zamana kadar bu siyasi iktidar halkı baskı altına alarak, umutlandırarak devam edecek. Her yer yangın yeri” diye konuştu. 

‘DEMOKRASİDEN KENDİLERİNE EKMEK ÇIKMAYACAĞINI ANLADILAR’

Yüksekdağ savunmasını şöyle sürdürdü: “Biz bu ülke için bir çıkış önerdik. Türkiye’nin kendi içinde çözemediği bir çok sorun var. Buradan çıkışın yolu barışçıl demokratik siyasettir. Bu kadar jeopolitik coğrafyada yaşayacaksınız, riskler alacaksınız ama kendinizi dokunulmazlık zırhı arkasına alıp Türkiye'yi laylaylom yöneteceksiniz. Çözüm sürecinde diyaloglar sürerken Türkiye’de kanın akmadığı iki yıl nasıl sona erdi. 7 Haziran seçimlerinden sonra ülkeyi yönetenler demokratik siyasetten kendilerine ekmek çıkmayacağını anladılar. Karşımıza geçip ‘eğer 400 milletvekili verseydiniz kaos olmazdı’ demişlerdi. Defalarca ölüm tehlikesi atlattım. Sayın Demirtaş da öyle. Biz cezalandırılacağımızı biliyorduk. Sadece bizim tutuklanmamızın ardından 5 bin parti üyemiz cezaevine girdi. Enis Berberoğlu ile birlikte 12 milletvekilleri hapiste.”

‘TÜRKİYE BÖYLELERİNE HİÇ BOYUN EĞMEDİ’

Yüksekdağ savunmasında, “Türkiye’de farkında mısınız, terör örgütü üyesi patlaması oldu. Bu ülke tarihinde bir kırılmadır. İktidar kendi gibi düşünmeyen herkesi terörist ilan ediyor. Bir ülkede yüzbinlerce terör örgütü üyesi varsa iktidarın dönüp kendisine bakması lazım. Son referandum ile birlikte, bu ülkenin yarısı rejimin değişmesine karşı. Bunu ‘evet’ diyenler dahil herkes biliyor. Gücü, yargıyı, devlet mekanizmalarını elinde tutanlar ‘böyle yaptık oldu’ diyorlar. Bana göre Türkiye'yi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar ama başaramayacaklar. Türkiye böylelerine hiç boyun eğmedi” diye konuştu. 

‘TALİMAT SARAYDAN GELDİ’

Yüksekdağ, “Biz dik duruyoruz çünkü haklıyız. Haram mal yememişiz, gizlimiz yok. Ancak bunları yapanlar verecek hesap bulamayacaklar. Benim milletvekilliğimin düşürülmesinin ardından aldığım cezanın ardından İçişleri Bakanı ‘sırtını dayaması için 4 duvar verdik’ dedi. Biz ‘itiraf edin yaptığınızı desek’ bu kadar güzel itiraf edemezdi. Benim milletvekilliğimin düşürüldüğü gün o mahkemeye talimat verilmiş. Saray da bir merkez var, hukuk masası. Tüm yargı aşamalarımızı bütün ayrıntılarına kadar planlıyorlar. Bu kadar açık bir tabloda bizim adil bir şekilde yargılandığımıza inanmak mümkün değil” dedi.

Yüksekdağ: "Milletvekilliği bittikten sonra yasama süreci kapandıktan sonra hüküm uygulanır ardından hükmün uygulanması ertelenir. Bizlerin tutuklanması ile beraber artık bu içtihat kaldırıldı. Nasıl yapıldı? Meclis’teki haksız çoğunluk kullanılarak Anayasa devrildi. Bakın bu yanlışı yapan partilerden biri kendisini yollara vurmuş adalet arıyor" dedi.

'HER KONUŞMAMI KÜRSÜ DE SAVUNMUŞUMDUR'

Meclis kürsüsünde söylemeyeceği sözü miting meydanında söylemeyeceğini vurgulayan Yüksekdağ şunları söyledi: "Meclis kürsüsünde egemenin yüzüne söylemediğim sözü toplantıda, açıklamada söylemem. Sözümü 3 gün sonra inkar etmem. Her konuşmam Meclis kürsüsünde savunulmuş sözlerdir. Kürsü dokunulmazlığı denen de, kürsüde söylenen sözlerin başka yerlerde tekrar edilmesi olarak tanımlanır. Bu evrensel bir tanımdır. Kürsüde söylediğim sözü her yerde onurla gururla tekrar etmiştir. Parlamento’da söylediği sözlerden cayanlar hesap vermelidir. Dün bize söz verenler demokratik siyaset, parlamentoda siyaset diyenler. O çağrıları yapanlar, Kürt halkını yıllarca oyalayanlar nerede? Onlar şimdi sadece savaş sözü söylüyor, dillerinden ellerinden kan damlıyor. 

'BİZ DİRENİYORUZ BİRİLERİ ADALET ARIYOR'

Bizlerin tutuklanması ve HDP’ye dönük siyasi operasyonun başlamasıyla şu mesaj verildi: Demokratik siyaset yapmayın; çok tehlikeli, mayınlı alan. Ben gençlerin ne düşündüğünü merak ediyorum. Meclis’e gideceksin, yargılanacaksın, söylediğin sözlerden dolayı yargılanacaksın. Zaten iç tüzüğü değiştirmeye hazırlanıyorlar. Meclis’te ağzını açmak, elini kaldırmak yasak. Biz şükür, iyi günlerini gördük. Yarın öbür gün sola sağa dönmek cezaya bağlanır. Bu da iktidarın niyetini gösteriyor. Demokratik siyaset yapmayacaksınız mesajı verildi. Demokratik siyaset anlayışının gelişmesi onların önündeki en büyük engeldir. Cezalandırdıklarını sanıyorlar, bizler zulmün karşısında direnmeyi onur sayarız. Hz. Ali demiş ya direniriz bu duruşumuzla bu saldırganlık karşısında direnişi halkımızın duygusuna tercüman oluruz. Onur sahibi Türkiye yurttaşlarının bu zulmün karşısında direneceğinden eminiz. Bizler mahkeme salonlarında, hapishanelerde direniyoruz. Kimileri adalet için kilometrelerce yol yürüyor. Kimileri özgürlük, barış demekten vazgeçmeyerek direniyor."

'TÜRKİYE HALKLARININ KAZANMA İRADESİ CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR'

Türkiye halklarının kazanma iradesinin cezalandırılmak istendiğini ifade eden Yüksekdağ: "HDP eş başkanları siyasetçileri nezdinde Türkiye halkları cezalandırılmak isteniyor. Türkiye’de barış ve demokrasi projesi uzak bir hayal, marjinal siyaset alanının konusu olarak görülürdü. Başarıya ulaşmayacak bir alan hep muhalefette kalmanın göstergesi olarak görülürdü. Ama 7 Haziran’la birlikte bu hayallerin gerçeğe dönüşebileceğine kendileri de inandı, bütün Türkiye’yi de inandırdı. HDP bütün Türkiye halklarının hayalden gerçeğe zaferidir. Tüm Türkiye halklarının hayallerinin başarıya dönüşmesi hikayesidir. Bu hikayeyi zulümle noktalamak istediler. Ama çok şükür o hayaller hala hayatta. Hayal etmeyi ve kazanmayı bilenler oldu hep. Bu ülkenin insanları hiçbir zaman umudunu kesmeyecek. Kazandık gene kazanacağız. Bu karanlık günlerin geçeceğine yürekten inanıyorum.

'EN ÇOK HEDEF ALINAN ÖZELLİĞİM CİNSİYETİM, KADINLIĞIM OLDU'

Bana dönük gerçekleştirilen siyasi linç operasyonlarında en çok hedef alınan özelliğim cinsiyetim, kadınlığım oldu. Biz bu zihniyete karşı ömrümüzce mücadele ettik. ‘Bir kadın olarak sus’, ‘fazla konuşma’ diyen bir zihniyet kadının merkezi siyasette bir güç olmasına tahammül edemez. HDP merkezi siyasette, Mecliste bu kadar büyük bir güç olunca kadınların kolektif gücü de Meclise taşındı. Bizim ilk yaptığımız, Mecliste kadın parlamento grubu kurmak oldu. Bu kadın parlamento grubu kendi toplantılarını yaptı, kadınların taleplerini Meclis kürsüsüne taşıdı. Kadınların taleplerinin doğrudan merkez siyasete aktarılmasını sağlayan bir kanal açıldı. Ama geldiğimiz noktada partimize karşı başlayan operasyonların ardından ilk milletvekilliği düşürme hareketine ilk maruz kalan ben oldum. İki milletvekilimiz var milletvekilliği düşürülen, biri ben ve Diyarbakır’dan kadın milletvekili Nursel Aydoğan. Bunları tesadüf olarak görmem mümkün değil. Siyasi iktidarın sistematik kadın düşmanlığının göstergesidir

'KÖYLÜ KIZI FİGEN DE GELİR MİLLETVEKİLİ OLUR' 

Ben de bu partinin tutuklu eş genel başkanı olarak HDP’nin, Türkiye’nin bugünü ve geleceği olduğunu en net şekilde yeniden ifade ediyorum. Biz olduğumuz müddetçe bu topraklarda umut tükenmeyecek. Hayallerini zafere dönüştüren insanlar tükenmeyecek. Çoban çocukları, benim gibi köylü kızları milletvekili olacak. Biz olduğumuz müddetçe kadınlar, işçiler, emekçiler merkezi siyasette sesi olacak. Türkiye’de merkezi siyaset para sahibi bir avuç elitin babasının malı olmayacak Bizim tek suçumuz bu. Dedik ki ‘Meclis sizin babanızın malı değil. Köylü kızı Figen de gelir milletvekili olur, Şırnak’taki çobanın oğlu Ferhat da gelir milletvekili olur bir işçi de gelir milletvekili olur dedik. Buraları size bırakmayacağız dedik. Bu nedenle cezalandırılıyoruz. 7 Haziran’da yüzde 13 almasaydık bizi idare edebilirlerdi ama bu sınırları tanımadık. Çünkü kaybedersek ayağa kalkarız zaferler için yürümeye devam ederiz. Kazanırsak da daha büyük kazanmak için gene yürümeye devam ederiz. Biz korkuyla siyaset yapmıyoruz. Kaybetmekten korkmuyoruz" dedi. 

'ÖRGÜT KURDUYSAK ONU ÇATIR ÇATIR SAVUNURUZ'

İddianamede saçmalık silsilesi olarak tanımlayacağı şeyler olduğunu söyleyen Yüksekdağ savunmasını şu sözlerle bitirdi:  " ‘Terör örgütü yöneticiliği’ itham ediliyorum, DTK yöneticisi olmam hasebiyle. İddianameyi hazırlayan savcıya, size bir kere daha söylemek istiyorum biz eğer bir örgüt kurduysak bir örgütün yöneticisi olduysak onu çatır çatır savunuruz. Bakın HDP’yi nasıl savunuyorum. DTK yöneticisi olduğum iddiasını tüzüğündeki ‘her milletvekili doğal delegedir‘ ifadesine dayandırıyorlar. Bu kadar komik bir şey olamaz. DTK yöneticisi olsam bunu göğsümü gere gere söylerdim, olmadan da DTK’yi savunuyorum. Kayıtlara geçsin; DTK demokratik bir kurumdur, çözüm için çalışmıştır, devletin temasa geçtiği bir kurumdur, terör örgütü ilan edilemez. Ben bir siyasi partinin eş genel başkanıyım. DTK savunulamayacak bir örgüt mü? Ben yöneticisi olduğum örgütü savunmayacak bir profile mi sahibim? Bu kadar derme çatma bir iddia. Hukuki bir savunma yapmayı da gerekli ve yararlı görmüyorum."

‘CEZALANDIRILAN TÜM TOPLUM’

Yüksekdağ’ın savunmasının ardından mahkemeye ara verildi. Aradan sonra Yüksekdağ’ın avukatı Gülsen Yoleri, müvekkilinin siyasi bir davada yargılandığını, henüz AYM’ye yapılan başvuruların değerlendirilmesi tamamlanmadan milletvekilliğinin düşürüldüğünü ifade etti. Yoleri, “Savunulan bu ülkede adalet özgürlük eşitlik, barış ve bir arada yaşam. 8 fezlekeden oluşan iddianamenin ilk 70 sayfasında Yüksekdağ ile alakası olmayan örgütsel bilgi ve belgeler yer almış. Sadece iddianameyi okusak ortada bir suç olmadığını görüyoruz. Bu süren tutukluğun aynı zamanda bir infaz olduğunu görüyoruz” dedi. 

Yüksekdağ hakkında ceza veren Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin FETÖ’den ihraç edildiğini ve iddianameyi yazan savcının ise son HSK düzenlemesi ile sürgün edildiğini belirten Yoleri, “Figen Yüksekdağın milletvekilliğinim düşürülmesi ve bu kadar uzun süre tutuklu kalmasıyla cezalandırılan aslında toplumun tüm kesimidir. Hazırlanan fezlekelerde ‘elimize ulaşan şikayetler’ deniyor. Kim şikayet etti, ne dedi bilmiyoruz. Delilden yoksun şikayetler neden yargılama konusu yapılıyor bunu düşünmemiz lazım. Bu iddianame hukuksal bir belge değil. Bu davanın açılmaması gerekirdi. Bunu yüzden müvekkilimin serbest bırakılmasını talep ediyorum” dedi.

SAVCI YÜKSEKDAĞ’IN TUTUKLULUĞUNUN DEVAMINI İSTEDİ

Avukat Several Ballıkaya da, Yüksekdağ’ın yargılandığı davanın iddianamesinin hukuk tarihine kara bir olarak geçeceğini söyledi. İddianamede Yüksekdağ hakkında düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındakin 8 tane açıklama yer aldığını, bunun dışında iddianamede yer verilen 303 silahlı eylemin müvekkiliyle ilişkilendirilmesinin izah edilemez olduğunu vurguladı. Ballıkaya,  Yüksekdağ’ın tutukluluğuna son verilmesini talep etti. 

Avukat Sezin Uçar da, Yüksekdağ hakkındaki tüm davaların birleştirilmesini istedi. Avukat Mesut Beştaş, 4 Kasım 2016 tarihinde 11 milletvekiline yapılan operasyonun farklı savcılar tarafından yapıldığını hatırlatarak, “O zaman bu operasyonlar kim tarafından koordine edildi. Her halde idare dışında bunu kimse koordine edemez. Siz eğer bir savcı olarak dokunulmazlığı kaldırılmadan suçlu ilan edemezsiniz. Diyarbakırda gözaltına alındıkları yerdeki patlamayı kim yaptı? IŞİD ile valiliğin farklı açıklamalarının sebebi nedir? 2007’de kurulmuş DTK bir binayı resmi olarak tutuyor, davet edilince Meclis’e gelip anayasa ile ilgili görüşlerini sunuyor, DTK Başkanı İmralı'ya gidip barış görüşmesi yapıyor. Şimdi kalkıp DTK' ya “terör örgütü” diyorsunuz. Ayıptır, hukuki olarak ayıptır ya” dedi. 

Avukatların ardından savcı, davaların birleştirilmesinin değerlendirilmesi için Şanlıurfa, Van ve İstanbul’da görülen 3 davanın dosyalarının istenmesi ve tutukluluk halinin devamını istedi. Duruşmaya ara verildi.    

Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme başkanı, Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğunun devamına karar verdi. Birleştirilmesi istenen dosyaları inceleme kararı veren mahkeme, duruşmayı 18 Eylül 2017 tarihine erteledi.                    

       

YÜKSEKDAĞ'IN DURUŞMASINA KATILAN ULUSLARARASI HEYETLER

Hakan Taş -  Almanya Sol Parti (Die Linke) Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili
Giacomo Filibeck - Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) Genel Sekreter Yardımcısı
Evin İncir - Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) Temsilcisi
Thomas Schmidt- Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Hukukçular Derneği Genel Sekreteri
Ilias Panchard - Ekolojist aktivist
Isabelle de Almeida - Fransa Komünist Partisi Ulusal Konsey Başkanı
Meline Le Gourrierec - Fransa Komünist Partisi Temsilcisi
Jean-Christophe Sellin - Fransa Sol Parti/Avrupa Sol Parti Temsilcisi
Corinne Morel Darleux - Fransa Sol Parti/Avrupa Sol Parti Temsilcisi
M. Ali Çelebi - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Temsilcisi
Sultan Şahin - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Alevi Kadınlar Birliği Temsilcisi
İbrahim Doğuş- İşçi Partisi'nden (Birleşik Krallık) Herringey Belediye Meclis Üyesi
Arnljot Ask - Norveç Kürt Halkı ile Dayanışma Derneği Temsilcisi
Maria Hessen Jacobsen - Norveç Hukukçular Derneği Temsilcisi
Gülay Tolu - Sosyalist Kadınlar Birliği Temsilcisi (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Temmuz 2017 22:50
www.evrensel.net