Kıbrıs zirvesinden sonuç çıkar mı?

Kıbrıs zirvesinden sonuç çıkar mı?

Kamil Tekin Sürek, bitmek bilmeyen, yarım kalıp yeniden başlayan Kıbrıs müzakereleri üzerine yazdı.

Kamil Tekin SÜREK

Bitmek bilmeyen Kıbrıs Müzakerelerinin bir yenisini daha idrak ediyoruz. Cenevre’de yarıda kesilen son müzakere toplantısı, bu kez İsviçre’nin Crans-Montana kentinde devam etti. 

Adettendir, bir müzakere başladığında, sonuç almak için hiç olmasa bile iki taraf ve arabulucu olumlu görüşleri içeren demeçler verir. Kıbrıs müzakerelerinde artık o demeçler de verilmiyor. Gazeteler de olayı iç sayfalarında kısa bir haber olarak geçiştiriyor.

Kıbrıs müzakereleri niçin sonuçlanmıyor? Sonuçlanmıyor, çünkü mevcut durumdan iki taraf da memnun.

Yıllar önce bir uluslararası toplantıda KKE (Yunanistan Komünist Partisi) delegesi ile yaptığımız sohbette, “Kıbrıs Sorunu sizce nasıl çözülür?” diye sormuştum. O da, resmi olmayan görüşünü “Kıbrıs, AB’ye girince sorun çözüldü” şeklinde açıklayınca şaşırmış ve KKE’li delegeyi eleştirerek, böyle bir çözümün Kıbrıs halkları yararına olamayacağını anlatmaya çalışmıştım. KKE’li delege, Kıbrıslı Rumlar için en önemli sorunun Ada’daki Türk askerleri ve Türkiye’nin tehdidi olduğu, AB’ye girince bu tehditten kurtulduklarını ve kendilerine ait olan kesimde yönetimlerini sorunsuz sürdürdüklerini anlatmaya çalışmıştı. 

Mevcut durumda Ada fiilen ikiye bölünmüş durumda. Kuzey’de Türkiye’nin hamiliği, Güney’de Yunanistan’ın hamiliği söz konusu. Güney, Türk kesimine göre görece daha bağımsız. KKTC, Türkiye’nin bir ili gibi yönetiliyor. KKTC’yi kimse tanımıyor. Uluslararası hukuk Türkiye’yi işgalci görüyor ve bütün devletler (Tabii Türkiye hariç) Güney’i Kıbrıs’ın meşru yönetimi olarak tanıyor. Üstelik futbol karşılaşmalarında, spikerler her ne kadar Kıbrıs Rum kesimi dese de, Kıbrıs Rum yönetimini Türkiye de meşru yönetim olarak tanıyor. İsterse tanımasın, o zaman o turnuvalara katılamaz.

TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI

Türkiye, 1974’ten sonra çok sayıda yurttaşını Kıbrıs’a gönderdi, bunların önemli bir kesimi KKTC yurttaşı oldu. 1974 öncesi Kıbrıs’ta doğanlar ve onların çocukları KKTC’de azınlıkta kaldı. İşte azınlığın bir kesimi (Türkiye ile iş birliği içinde olanların dışında kalanlar) mevcut durumdan rahatsız. Onlar, uzunca bir süredir “Rum Kesimi”nden Kıbrıs pasaportlarını aldılar. Avrupa vatandaşı oldular. Avrupa’ya vizesiz gidebiliyorlar. Güney’e geçip çalışabiliyorlar. İçlerinde 1960 Anayasasını savunanlar, birleşik sosyalist bir Kıbrıs’ı savunanlar, federe bir Kıbrıs’ı savunanlar var. Artık kendi ülkelerini kendileri yönetmek istiyor. Türkiye’nin hamiliğini istemiyorlar. 

Şimdi bir de AKP’nin anti laik politikaları onları daha da rahatsız ediyor. Şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da muhalefette iken mevcut durumdan rahatsız olan ve çözüm isteyen tarafta idi. Şimdi, çözümsüzlüğün müzakeresini yapıyor.

NİYE ÇÖZÜLMÜYOR?

Cenevre’de yapılan bundan önceki toplantıyı, iki taraf da diğerinin terk ettiğini söylüyor. Açıklanan gerekçe ise “incir çekirdeğini doldurmayacak” bir “sorun”. Güya, Rum Kesimi temsilcisi Nikos Anastasiadis, “20 Temmuz günü bizim için işgal günüdür, eğer siz bu günü ulusal gün kabul edip, kutlamalar yapmaya devam ederseniz, biz de 1950 Referandumu’nu kutlayıp, okullarda müfredata koyarız” demiş. Oysa, Annan Planı döneminde bu tür “sorun”lar çözülmüştü.

Tabii, asıl sorun, Türk askerlerinin Ada’daki varlığı ve Türkiye’nin Kuzey’deki siyasi egemenliği. Türkiye gelinen noktada asker sayısını düşürmeyi ve egemenliği altındaki toprağın yüzde 7 kadarını Rumlara vermeyi kabul ediyor. Ama, Garantör sıfatını, bu sıfata bağlı olarak Ada’da asker bulundurma, 1974’den sonra KKTC vatandaşı olanların Ada’da kalması ve dönüşümlü başkanlık sistemine tabi bir federal sistemde ısrar ediyor.

Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan ise garantörlük sisteminin kaldırılmasını, Kıbrıs’ın AB üyesi olması nedeniyle, Kıbrıslı Türklerin de AB güvencesi ve garantörlüğü altında olacağını ve istenirse BM ve AB nin oluşturacağı bir güvenlik gücü olabileceğini, ama Ada’dan Türk Ordusu’nun çekilmesi gerektiğini söylüyor.

AKP Hükümeti son Kıbrıs Müzakerelerinde de ABD ve AB ile karşı taraflarda yer alıyor. Müzakerelere Garantör Devletler olarak katılan İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin yanı sıra ilk defa AB’de katılıyor.

ABD Dışişleri Bakanı’nın yöneticisi olduğu petrol şirketi Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile birlikte Kıbrıs’ın Güneydoğu’sunda doğal gaz arama çalışmaları yürütüyor.

Temmuzun 10’una kadar sürmesi planlanan görüşmeler bakalım son güne kadar devam edecek mi, yoksa yine Ocak ayındaki gibi taraflardan biri ya da ikisi kapıyı vurup çıkacak mı görüşme odasından?

Bu müzakerelerden de bir şey çıkacağa benzemiyor.

Nice yeni müzakerelere…

www.evrensel.net