'Haklı mücadelemiz sonuna kadar sürecek'

Emine Uyar ve Metehan Ud Dokuz Eylül Üniversitesi'nde açığa alınan akademisyenlerle konuştu.

Emine UYAR
Metehan UD
İzmir

Barış talep eden metne imza attıkları için Dokuz Eylül Üniversitesi’nin farklı bölümlerinden 13 akademisyeni açığa alan Rektör Adnan Kasman, bu kararla birlikte bir dizi skandala da imza attı. 

Barış imzacısı olan akademisyenlerin 1,5 yıl sonra açığa alınma gerekçeleri, “Delilleri karartma” olarak açıklandı. Yaklaşık 7 ay önce emekli olan Prof. Dr. Yeşim Edis Şahin’in açığa alınanlar arasında bulunmasının yanı sıra, Doç. Dr. Seçkin Aydın imzacı olmadığı halde isim benzerliği nedeni ile açığa alındı. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışan Araştırma Görevlisi Özer Yersüren’in ise 1 Ekim 2016’da çıkartılan kararname ile iş güvencesi elinden alınmıştı. Doç. Dr. Halis Ulaş’ı açığa alan Rektörlük, aynı günler içinde kendisine, “Profesörlük dosyanız kabul edilmiştir, jüriniz atanmıştır” yazısı da gönderdi. 

Açığa alınan akademisyenlerin çoğu akademik çalışmalarının yanı sıra toplumsal ve siyasal mücadelenin de içinde yer almaları ile de tanınan isimler.  Akademisyenlerin bir bölümü, Karaburun Bilim Kongresi’nin ve ‘Onurumuzu Savunuyoruz’ hareketinin yürütücülerinden.  

Açığa alınmaları ile ilgili olarak görüştüğümüz akademisyenler, düşündürücü olanın barış isteminin suç kabul edilmesi olduğunu belirtti. 

ÜNİVERSİTELER KAN KAYBEDİYOR

DEÜ Tıp Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İzge Günal, “Barış istiyoruz diye atılmak ilginç. Bir de var olan delilleri karartabileceğimiz gerekçesi ile açığa alınmamız da komik. Attığımız barışla ilgili bir imza, bunun delillerini karartamayız kaldı ki imzaları geri çekmiyoruz da demiştik. Bu zannediyorum, rektörün iktidara hoş görünmek istemesi ile ilgili” dedi. Tebliği aldığında hasta bakmakta olduğunu dile getiren Günal, “Bizlerin görevlerinden uzaklaştırılması hastalar açısından bir kayıp. Daha da önemlisi üniversite önemli değerlerini yitirdi.” ifadelerini kullandı.

Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şube Yöneticisi ve DEÜ İİBF’de Yard. Doç. olan Erkin Başer de, kararın rektörlüğün tasarrufu olduğunu dile getirerek, “Rektörlüğün üzerinde çok baskı olduğunu düşünüyorum. Tez elden istifa etse daha onurlu bir şekilde tarihe geçer. Umarım bu kararı geri döndürebiliriz. Soruşturmaların ve KHK’lerle ihraçların olmadığı 5-6 üniversite vardı, bu üniversitelerde de böyle bir şey uygulanıyorsa yeni dönem daha da zor geçecektir” dedi. Başer, “Bu tahribatı düzeltmek yıllarımızı alır. Her zor dönemin muhalefet dinamiğini de biriktirdiğini biliyoruz. Bu birikim yavaş yavaş olgunlaşıyor ve rüzgârın tersine esmeye başlayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

‘İKİ KERE İKİNİN BEŞ EDECEĞİNİ UMUT ETTİK’

DEÜ Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Halis Ulaş da, Dostoyevski’nin Yeraltından Notları’nda yer altının ruh halini anlattığı, “İki kere iki dört çekilmez bir şey. İki kere iki dört, bana sorarsanız küstahlıktır. İki kere iki dört, ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükürük saçan bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir” sözlerini hatırlattı. Ulaş, “Biz ‘iki kere iki beş eder’ umuduyla bu yollara girmiştik. Bu ülke ölümlerle yoğruldu. Bu ülkeye hiç barış gelmedi. ‘Acaba biraz sesimizi yükseltip bu ülkeye biraz barış gelir mi?’ umuduyla imza attık ama ‘iki kere ikinin beş edeceği’ diye umut ettiğimiz akademi, ‘iki kere ikinin dört’ ettiği bir duvar gibi karşımıza çıktı ve şu anda bununla baş başa kalmış durumdayız” dedi.  

MÜCADELEYİ SÜRDÜRMEK ÖNEMLİ

DEÜ İİBF Fakültesi’nden Prof. Dr. Yeşim Edis Şahin de, ihraçların ve görevden alınmaların Türkiye’nin siyasal ortamından bağımsız olmadığını belirterek, “Rektörlüğe çok uzun süredir baskı yapıldığını biliyoruz. Bu açığa almalar kesinlikle Ankara’dan yapılan baskı ile alınan bir karardır. Umarım bu günler tez elden biter, ülkemize barış gelir, güzel günler görürüz. Ki göreceğiz” dedi.  DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’den Öğretim Görevlisi Emel Yuvayapan ise Rektörün kendi pozisyonunu korumak için böyle bir yola girdiğini düşündüğünü dile getirerek, “Ama önemli değil. Bizim için önemli olan haklı mücadelemizi sürdürmek. İhraç da edilsek, açığa da alınsak bir önemi yok. Önemli olan Nuriye ve Semih’i yaşatmak” dedi. 

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Temmuz 2017 11:25
www.evrensel.net