Sivas’ta  yitirdiklerimiz ve edebiyatımız            

Sivas’ta  yitirdiklerimiz ve edebiyatımız            

Ahmet Say’ın Evrensel'den çıkan Ağaçlar Çiçekteydi ve İnsanoğlu İnsanlar adlı anılarında Metin Altıok ve Behçet Aysan’la dostluğunu anlatıyor.

Mustafa ASLAN
İstanbul

PİR Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gelen 37 aydınımızın diri diri yakıldığı 2 Temmuz  1993 Sivas Katliamı bir yanıyla kültürel bir yok etmen başka bir şey olmadığı yaşamını yitirenlerin kimliğine bakıldığında açıkça görüyoruz.

Günler öncesinden kente yerleşen güzel günlerin boğucularına bir kara mollanın, “Gazanız mübarek olsun!” sözleri fitili ateşlettirdi, Madımak’ta toplu kıyıma giden yolda. Sözde Salman Rüşdi’nin o günlerde gazetede yayımlamaya başladığı Şeytan Ayetleri adlı yapıtıydı. İşin boyutunun çok daha farklı olduğu yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.

Sivas’ta katledilen bir aydınımızda çalışkanlığından dolayı “Edebiyatımızın Kırk Ayaklı Karıncası” olarak bilenen Asım Bezirci’ydi. Ülkemizdeki nesnel eleştirinin öncüsü Asım Bezirci’nin hakkında kitap yazdığı arkadaşı Rıfat Ilgaz ise Madımak Oteli’nde kül olan arkadaşlarının ardından yüreği dayanamıyor daha fazla onların yokluğuna. 

ANILARDAKİ GÖZYAŞLARI 

Ahmet Say’ın Evrensel Yayınları arasında çıkan Ağaçlar Çiçekteydi ve İnsanoğlu İnsanlar adlı anılarında Metin Altıok ve Behçet Aysan’la dostluğunu anlatıyor. Bir şey yapamadığı için hayıflanarak, “İnsanın yaşamı boyunca ancak birkaç kalıcı, gerçek dostu olur. Sivas’taki Madımak Oteli yangınında ölen Metin Altıok ve Behçet Aysan, benim en yakın dostlarımdı.” (Ağaçlar Çiçekteydi, s.343) diyor. 

Şiir üretmek için dünyaya geldiğini yazdığı ve “Sınadım kendimi karşılıklı acıyla/Ben hep ölüme ve aşka inandım” diyen Metin Altıok’la 1966 yılından beri tanıştığını belirtiyor. Bir çocuğun ipek gibi yumuşacık ve tertemiz yüreğini taşıyan, buna karşın boksör değil bir doktor olduğu halde yeri geldiğinde çok iyi dövüşen Behçet Aysan merdivenlerde umutla oturduğu iki şair arkadaşıyla karanlık boğamaz aydınlığı bakışıyla umut dağıtıyordu, alttan alta gelen sıcaklığa ve dumana karşın. Sanki içine doğmuş gibi, “... /Sen bu şiiri okurken/Ben belki başka bir şehirde ölürüm.” diyen dizelerin elinden tutup gelmişti Sivas’a.

Aşkın Divanesi  adlı şiirinde dillendirdiği gibi  “Aşkın divanesi Mecnunum amma/ O dosttan bir haber verenim yoktur” dese de Muhlis Akarsu ve biz birlikte bir kuş gibi kanat çırptığı mavi göklerdeki arkadaşlarını bu yazıda buluşturmaya çalıştırıyoruz. “Çiçekler Halaya Durdu” Uğru Kaynarın dizelerinde. Asaf Koçak’ın çizgileri mi kanatlandırdı sonsuzluğuna halkın gözbebeğinde akan yaşlarla?

Sivas semalarında kuşları görürseniz bilin ki, halk kültürünü  yaşatmaya kararlı 2 Temmuz 1993 günü orada canına kıyılan folklörcü gençlerimizdir, halkına oynanan oynayanları bozmaya çalışarak. Madımak zamanı Sivas’ta doğa bir başka oluyor, kırlarda otlar diz boyundan öte adam boyu oluyor, insanla sarmaş dolaş olmak istiyor gibidir. 

Temmuz 1993 Sivas Katliamı edebiyatımıza iz de bıraktı. Ateş Uykusu’nda  Burhan Güne, Madımak Oteli’ndeki aydınların toplu kıyımını, “Kaldırım taşlarını fırlatıyorlar. Belediye iyi çalışmış, koordine mükemmel; önce taşları söktürmüşler, şimdi camlara fırlattırıyorlar. Allahüekber… Allhüekber… Saldırıya geçtiler işte. Savaşta da böyledir, askerliğinden kalma eskimiş bilgileri anımsıyor; önce havan mermileriyle düşman safları dövülecek, sonra piyade saldırısı gerçekleştirilecek…”(s.300) diye anlatıyor.

2 Temmuz 1993 Madımak Oteli’nde diri diri yakılan aydınlık insanların karanlığa haykırışları ses getiriyor, her geçen yıl daha fazla dünyanın her yanından.

www.evrensel.net