‘Bağımsızlık, Katalonya halkının en önemli sorunu değil’

‘Bağımsızlık, Katalonya halkının en önemli sorunu değil’

Katalan Eğitimci ve Sendikacı Rosa Cañadell ile Katalonya'nın bağımsızlığı tartışmalarını konuştuk.

Elif GÖRGÜ
İstanbul

İspanya’nın özerk bölgelerinden Katalonya’da son birkaç yıldır yoğunlaşan ‘bağımsızlık’ tartışmaları, özerk hükümetin aldığı 1 Ekim’de bağımsızlık referandumu yapılması kararı sonrası sürüyor.

İspanya’yı yöneten muhafazakar, sağcı Halk Partisi (PP), Katalonya’nın statüsünü tartışmaya kapalı. Tehdit politikası yürütüyor. Ülkedeki anketler Katalanların karar verme hakkını savunurken, Katalanlar da dahil, bağımsızlık isteyenlerin sayısının ise düşük olduğuna işaret ediyor. Ancak “referandum yapabilme” talebi kitlesel eylemlerle sık sık dile getiriliyor.

BAĞIMSIZLIK, NEDEN ŞİMDİ?

Katalonya’da bağımsızlık talebinin hangi toplumsal süreçlerle ortaya çıktığını, kimin ihtiyacını karşıladığını ve hem İspanya ve Katalan halkı açısından ne anlam ifade ettiğini Katalan Sendikacı, Eğitimci Rosa Cañadell ile konuşuyoruz.

20 yıldan uzun bir süre lise öğretmenliği ve yöneticiliği yapan Cañadell, 8 yıl boyunca da USTEC-STEs IAC (Katalonya Kamu Eğitimi Sendikası-Katalonya Kamu Emekçileri Sendikaları Birliği) Sözcülüğü görevini de yürütmüş; eğitim üzerine kitapları bulunan, bir dizi ulusal ve uluslararası gazete ve dergide yazıları yayınlanmış ve yayınlanmaya devam eden, yine birçok kitle örgütünde görev almış Katalan bir eğitimci.
Katalonya’nın bağımsızlığı talebinin, bugün neden bu kadar yakıcı bir biçimde gündemde olduğu sorumuzu, “Bir dizi etmenden bahsedebiliriz” diyerek yanıtlıyor ve tek tek etmenleri sıralıyor:

2005’TEKİ YENİ STATÜNÜN REDDİ

“1) Çok eskiden bugüne gelen bir Katalan ulusalcılığı duygusu, halk olarak kendi diline ve kültürüne sahip ancak Franco döneminde ezilmiş. Bu duygu, azınlıktaki bazı kesimler arasında bağımsızlık talebi olarak ifadesini buluyor. Çoğunluk içinde ise büyük ölçekte dilin, kültürün ve kendi kurumlarının savunulmasını içeren bir özerklik olarak ifadesini buluyor.
2) Anayasa Mahkemesinin yeni bir Özerk Yapı oluşturma prıjesini reddetmesi.
30 Eylül 2005’te Katalan Parlamentosu 1979 Katalonya Özerk Yapısında reform kararını onayladı. Katalonya Halk Partisi (merkezi iktidarın Katalonya şubesi) dışında tüm Katalan siyasi gruplar buna destek verdi. 1978 Anayasasının gerektirdiği şekilde, onay için kasım ayında Kongre gündemine getirildi, fakat orada sayısız değişiklikler yapıldı, bunun üzerine yeni statünün destekçilerinden biri olan ve aynı zamanda başkanlığını sosyalist Pasqual Maragall’ın yaptığı Katalonya Hükümetinin “üç partili” yönetiminin parçası olan partilerden biri; , desteğini geri çekti, Halk Partisi de aynı şekilde reforma muhalefete devam etti.
Yeni statü 18 Haziran 2006’da Katalonya’da referanduma götürüldü ve oy kullanan seçmenin yüzde 74’ü tarafından onaylandı, fakat katılım yüzde 49’da kaldı. Bir buçuk ay sonra, 31 Temmuz’da, Halk Partisi anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Anayasa Mahkemesi, 2006 yılında onaylanan Katalonya’nın Statüsü hakkındaki kararının 28 Haziran 2010 tarihinde, Halk Partisinin anayasaya aykırılık başvurusundan dört yıl sonra yayınladı. Anayasa Mahkemesi iki oya karşı sekiz oyla 14 maddenin anayasaya aykırı, diğer 27’sinin de mahkemenin yorumuna çık olduğunu ilan etti. Mahkeme ayrıca, statünün önsözündeki “ulus olarak Katalonya” ve “Katalonya’nın ulusal gerçekliği”ne referanslarının da “hukuki geçerliliği” olmadığı değerlendirmesinde bulundu.
10 Temmuz 2010’da, Barselona’da mahkeme kararına karşı “Biz halkız, kararı biz veririz” sloganıyla bir gösteri düzenlendi. Bağımsızlık talebinin başlangıcı bu gösteri oldu.

İSPANYA EKONOMİK KRİZİNİN ETKİSİ

3) 2010’dan sonra gelen, ardında uzun bir işsizler, evden atılanlar, tüm kamu hizmetlerinde; sağlıkta, eğitimde, sosyal hizmetlerde kesintiler listesi bırakan sosyal ve ekonomik krizden faydalanan Katalan hükümetleri, işçi haklarının ve sosyal hakların tahrip edilmesinin İspanyol Hükümetlerine “bağımlılık”tan kaynaklandığı savundu. “Madrid bizi soyuyor” sloganı en çok kullanılandı. Krizin ve kemer sıkma önlemlerinin yarattığı tüm kötülüklerin “çözümü” Madrid’den ayrılmaktı.
Böylece, geleneksel Katalan sağı (CiU partisi) bağımsızlık talebinin liderliğine soyunarak ve antikapitalist radikal sol da (CUP partisi) ki daha adil ve sosyal bir Katalan toplumuna ulaşmanın yolu olarak başından beri bağımsızlığı destekliyordu, seslerini birleştirdi.
4) Toplumsal talebin genişlemesi.
Bu partilerin yardımıyla ve geniş bir sosyal katılımla, Katalan Ulusal Meclisi toplandı ve 11 Eylül günü (Katalonya ulusal günü) için büyük gösteriler örgütlendi, üç yıl boyunca binlerce kişinin sokaklara döküldü. “Karar verme hakkı” toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul gören bir slogan oldu.

SİSTEM PARTİLERİNİN TUTUMU

5) İspanya devletinin en büyük iki partisinin (PP ve PSOE) kapalı, agresif ve antidemokratik tutumu.
Birinci dakikadan itibaren Katalonya yurttaşlarının çoğunluğunun bağımsızlık isteyip istemediğine karar vermeleri için bir referandum gerçekleştirilmesi ihtimaline dahi karşı çıktılar.
6) CiU ve Esquerra Republicana partilerinin radikalleşmesi.
Bu partiler bağımsızlık talebinden vazgeçilmesine kesin olarak karşı çıkıyorlar.
Hükümetin bir referandum düzenlenmesi hakkındaki olumsuz tepkisi karşısında, son Katalonya Hükümeti seçimleri birer “halk oylaması” niteliğinde örgütlendi ve bağımsızlık yanlısı iki parti öne çıktı; sağdan CiU ile Esquerra Republicana ittifakı olan Junts pel Si (Evet için Birlik) ve radikal soldan CUP.
Bağımsızlıkçı sağ çoğunluğu kazanamadı ve hükümet kurmak için CUP’tan destek almak zorunda kaldı.

ÇOĞUNLUK BAĞIMSIZLIĞA OY VERMEDİ

Öyle olmadığı halde bir referandum olarak tasarlanan bu seçimlerde bağımsızlıkçı partiler Katalonya parlamentosundaki sandalyelerin çoğunu (62+10) kazandılar fakat oyların çoğunluğunu kazanamadılar.
Junts pel Si yüzde 39.54 ve CUP yüzde 8.2 oy aldı ve bu nedenle çoğunluğun bağımsızlığa oy verdiği söylenemez.
Fakat buradan, bir kez daha referandum içeren, bağımsızlık için bir “yol haritası” çıkarıldı. Merkezi PP hükümeti, İspanya’nın bölünmez bütünlüğünden ve İspanya’nın bir parçasının kendi geleceğine karar vermek için referanduma gitmesinin imkansızlığından bahseden İspanyol Anayasasına başvurarak herhangi bir koşulda bir referandum yapılması için atılacak her adıma yolu kapatmayı sürdürüyor.”

BAĞIMSIZLIK TALEBİNİ GÜÇLENDİREN İSPANYA HÜKÜMETİNİN KENDİSİ

Rosa Cañadell’in altı başlıkta sıraladığı etmenler, Katalonya’da bağımsızlık talebinin 2005’ten bu yana nasıl kullanıldığı ve toplum içinde nasıl etkisini arttırdığına işaret ediyor. Bu etmenlerden biri olan ‘Merkezi hükümetin tutumu’ bugün açısından oldukça sert ve belirleyici.

Cañadell, hükümetin inkardaki ısrarını eleştiriyor. Görüşünü ise, “Tamamen antidemokratik bir tutumdur. Katalan halkının, İspanya’nın tüm diğer halklarının da olması gerektiği gibi, geleceğine ve İspanya’nın diğer halklarıyla kuracağı ilişkiye karar verebilmesinden yanayım” sözleriyle ifade ediyor.
Cañadell’e göre hükümetin tutumu Katalan halkının “İspanya karşıtı duygusunu güçlendirmeye” yarıyor.

REFERANDUM SONRASI ÖNGÖRÜLEMEZ DURUMDA

Cañadell, “Bağımsızlık talebini en çok güçlendiren, Katalonya’nın geleceğine karar vermek için oy kullanabilmeyi engelleyen tavrıyla Halk Partisinin kendisi olmuştur” derken bu tutumun Katalan halkının “gerçek düşüncesini öğrenmeyi” de imkansızlaştırdığına dikkat çekiyor:
“Bağımsızlık gibi bir süreç, halkın büyük çoğunluğunun desteğiyle gerçekleşmelidir, bugün, bu net değildir fakat ayrıca PP’nin olumsuz tutumu süreci hızlandırmaktadır. Bu durum Katalonya meselesini ‘çıkmaz sokak’ konumuna getirmektedir.
Buna rağmen Katalan Hükümeti, merkezi hükümet tanımayacak olmasına rağmen referandum yapmaya karar verdi. Sorunbu koşullarda nasıl yapılacağını bilmenin mümkün olmaması, “yasal” olmayan bir referandumun nasıl güvenilir olacağı, ve bağımsızlığa evet de çıksa hayır da çıksa referandumdan onra neler olacağının da bilinmiyor olması. Referandum sonrası öngörülemez durumdadır.”

SINIF MÜCADELESİ BİR KENARA BIRAKILIYOR

Rosa Cañadell’in kendi görüşü ise ‘bağımsızlık meselesi’nin Katalan emekçilerinin ve  halkının birincil meselesi olmadığı yönünde.
Cañadell, bunu, “Katalonya’nın bağımsızlığına karşı değilim. Olayların gerçekleştirilmesi biçimine karşıyım” sözleriyle açıklıyor. Cañadell, Katalonya’nın bağımsızlığı konusunda Katalan halkı içinde “üç grup” bulunduğundan bahsediyor:
“nAçıkça bağımsızlıkçı olanlar. Bunların arasında da farklılıklar var; ‘duygusal’ olanlar, bağımsızlıkla mevcut kapitalist sistemi değiştirebileceğimizi düşünenler, bağımsızlıkla daha zengin olacağımızı düşünenler ve ekonomik çıkar ve iktidar için bağımsızlık isteyenler.
nAçıkça bağımsızlık karşıtı olanlar: Franco döneminin mirası sağcı ideoloji ve ‘İspanya’nın bölünmez bütünlüğü’ fikrini savunanlar; soldan bakarak bağımsızlığın bizi büyük güçler (Avrupa Birliği, IMF, büyük bankalar, büyük şirketler vs.) karşısında zayıf bırakacağını düşünenler; ve ailelerin kökeni Katalan olmadığı için Katalan’dan çok İspanyol hissedenler (aralarında hem sağcılar hem solcular var)
nVe üçüncü bir grup ise bağımsızlığa karşı olmayan fakat bağımsızlığın, bugünkü emekçi sınıfların haklarına yönelik saldırılar karşısında birincil önemde olmadığını; tüm enerjinin ulusal çatışmaya harcanmasının ve demokrasinin kazanılmasından sonra (Franco sonrası dönem kastediliyor) en önemli mesele olan toplumsal mücadelenin bir yana bırakılmasına neden olduğunu düşünenler.
Ki gerçekten de olan budur, ulusal mesele sınıf mücadelesini bir kenara bırakmaktadır, ki sınıf mücadelesi hem biz Katalanları ve hem de aynı şekilde İspanya’nın diğer halklarını ilgilendirmektedir.
Ben kendimi bu üçüncü grupta görüyorum.”

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.