CIPOML: İşçi sınıfı ve halklar kaderini kendi eline almalı

CIPOML: İşçi sınıfı ve halklar kaderini kendi eline almalı

CIPOML Avrupa bölge toplantısının sonuç bildirgesinde ise 'İşçi sınıfı ve halklar kendi kaderini kendi ellerine almalı!' denildi.

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın Avrupa bölge toplantısı Haziran ayında Almanya’da yapıldı. 

Toplantıya Almanya Komünist İşçi Partisi İnşa Örgütü (Arbeit Zukunft), Danimarka İşçileri Komünist Partisi – APK, Fransa İşçileri Komünist Partisi – PCOF, İspanya Komünist Partisi (M-L) – PCE (m-l), İtalya İşçileri Komünist Partisi için Komünist Platform, Emek Partisi–EMEP ve Yunanistan Komünist Partisi Yeniden İnşa Hareketi (KKE 1918-1955) katıldı. Toplantıda, dünyada ve Avrupa’da durum, tek tek ülkelerde ekonomik ve politik gelişmeler ve sınıf mücadeleleri, Avrupa’da Almanya ile Fransa’nın başını çektiği silahlanma ve savaş politikaları ile popülizm konuları tartışıldı. 

Toplantının sonuç bildirgesinde ise “İşçi sınıfı ve halklar kendi kaderini kendi ellerine almalı!” denildi.

Avrupa toplantısı sonuç bildirgesinin tam metni şöyle:

Kapitalist-emperyalist dünyada, dolayısıyla Avrupa Birliği’nde de, uluslararası ekonomik krizin ve sistemin tüm temel çelişkilerinin artması, ülkeler düzeyinde ve uluslararası alanda önemli değişikliklere neden oldu. 

Egemen sınıfın ve onun sisteminin karşı olduğu çeşitli sorunlar, işçi sınıfına ve ezilen halklara karşı bir merkezden saldırgan politikalar uygulanmasına yol açıyor.

Bu politikalar, farklı kapsam ve biçimlerde, AB’yi daha sömürücü, daha gerici, daha savaş kışkırtıcısı uygulamalara ve özellikle Afrika ülkelerinde yeni-sömürgeci yağmalara yöneltiyor.

KAPİTALİST SALDIRIYA KARŞI İŞÇİLERİN BİRLİĞİ VE DAYANIŞMASI

Avrupa’da işçi sınıfının sömürüsü artarken, milyonlarca genci güvencesizlik ve göçten başka bir gelecek beklemiyor. Milyonlarca kişi sosyal hizmetlerden yoksun, kadınlar ayrımcılığa uğruyor. Geniş kitleler yoksulluk kıskacı altındayken küçük bir azınlığın gücü ve zenginliği daha da artıyor.

Bu zor koşullarda kapitalistler işçi sınıfına karşı aşırı saldırgan bir politika izliyor. Tüm Avrupa ülkelerinde işçilerin temel hakları ve çıkarları saldırı altında. Birçok fabrika ve işyerinde binlerce işçinin işten çıkarılması planlanıyor. İşçiler daha az ücrete daha fazla üretmeye zorlanıyor. Toplu iş sözleşmeleri ve iş yasaları saldırı altında. Patronlar, sömürüyü arttırmak, işçilerin çalışma koşullarını ağırlaştırmak ve örgütlerini ortadan kaldırmak amacıyla neyi, ne zaman ve nasıl müzakere edeceklerini dayatmak istiyor. Hükümetlerin desteğiyle çalışma saatlerini uzatmaya, emeklilik maaşlarını azaltmaya çalışıyorlar.

Bu saldırı, oportunist ve “sarı” sendika bürokrasisinin işbirliğiyle yürütülüyor. İşçiler ve emekçiler bu politikalara karşı mücadeleden asla vazgeçmedi, devletle sert çatışmalara girdi, onun sınıf şiddetine maruz kaldı. Fransa’da “El Khomri Yasası” olarak bilinen karşı reformlara karşı gelişen büyük hareket, farklı ülkelerde ortaya çıkan grevler ve eylemler, işçilerin hak gasplarını kabul etmeyeceklerini, gerici ve halk karşıtı uygulama ve yasalara son verilmesini talep ettiklerini gösteriyor ve bu direnişlerin her yerde gelişmesi gerektiğini vurguluyor.

Bugün bu mücadeleler, işyerlerini, sosyal haklarını ve kazanımlarını yok etmek, patronların kâr hırsını sınırlayan yasaları ve toplu iş sözleşmelerini devre dışı bırakmak isteyen hükümetlerin kapitalist ve neoliberal politikalarına karşı işçilerin kendi çıkarlarını savunmak amacıyla yürütülüyor.

İşçiler kendi örgütlenmelerinin liderlerine baskı yapıyor, sermaye ile işbirliği yapan sendika liderlerini “ihanet” ile suçluyor. Sınıf temelli platformlarda örgütlenmeye çalışıyor, sınıf işbirliğine değil, sınıf mücadelesine dayalı farklı bir politika talep ediyorlar. Kapitalizme ve devlete karşı mücadelede eylem birliği istiyorlar.

Bizler, krizin yükünü egemen sınıfların sırtına yıkmak için, işçi sınıfının ve örgütlerinin hak ve özgürlüklerinin savunulması için işçilerle birlikte mücadele ediyor, onları destekliyoruz.

Kâr için işten atmalara hayır diyor, ücretlerde kesintiye gitmeden çalışma saatlerinin azaltılmasını, düşük ücretli işlerde ücret artışı, emeklilik yaşının düşürülmesini ve maaşların artırılmasını talep ediyoruz. Her işçi için eşit işe eşit ücret istiyoruz. Kadın ve erkek işçiler için eşit ücret talep ediyoruz. Yerli ve göçmen işçilere eşit haklar ve eşit ücret talep ediyoruz.

Burjuvazinin politikalarına karşı işçi sınıfının güçlü bir cephe halinde örgütlenmesinin, sosyal demokrasinin tekelci politikaları ile gerici ve milliyetçi politikaların etkisi yüzünden birçok kapitalist ülkede gericiliğin yanında yer alan geniş emekçi kesimleri çekeceğine şüphemiz yoktur.

BİRLEŞİK AVRUPA GERİCİLİĞİN VE SİLAHLANMANIN AVRUPASIDIR

Avrupa çapında gerici ve anti-demokratik politika ve eğilimler artıyor. Bu durum sadece AB’nin yapısal olarak merkezileşmesinde değil – Euro Bölgesi’nin güçlü ülkelerinin daha merkezi ve özel işbirliğine yönelmesinde olduğu gibi – aynı zamanda hükümetlerin iktidarını güçlendirmek ve halk egemenliğini zayıflatmak için girişilen karşı reformlarda, devletlerin ve toplumların silahlanmasında, milliyetçi, şoven, ırkçı ve faşist eğilimleri güçlendirecek politikaların daha belirgin hale gelmesinde de ortaya çıkıyor. 

AB ve onun başını çeken emperyalist ülkeler, dünya kapitalizminin ilişki ve koşullarının hızla değiştiği bir dönemde (korumacı politikaların yaygınlaşması, ticari çatışmalar, fiyat savaşları ve ekonomik yaptırımlar) daha saldırgan ve yayılmacı politikalar uygulayarak kendilerini yeniden konumlandırmaya çalışıyor.

Avrupa halklarının dünyanın gidişatı hakkında artan korku ve endişeleri, bu adımları meşru kılmak amacıyla manipüle ediliyor. 

“Kendi kaderini kendi ellerine alan bir Avrupa” öngörüsü, daha saldırgan ve müdahaleci politikaların uygulanması ve meşrulaştırılması, olağanüstü tedbirlerin normalleştirilmesi, polis devletinin inşasını, mültecilere karşı yabancı düşmanlığının ve faşist hareketlerin artması demektir. 

Gericiliğin güçlendiği bir Avrupa, işçilerin ve emekçi halkların diğer ülkelerdeki sınıf kardeşlerini rakip olarak görmesine, bu nedenle aralarındaki kardeşlik ve dayanışma duygularının zayıflamasına yol açacaktır. 

Oysa Avrupa’nın kanlı tarihi, özellikle işçiler ve emekçiler açısından bunun çıkmaz bir yol olduğunu gösteriyor. Bugün gerici yasalara, hakların kısıtlanmasına, savaş bütçelerine, G7, NATO ve Avrupa Ordusu’nun kurulmasına karşı, ırkçı ve faşist parti ve hareketlere karşı mültecilerle dayanışmak için sokağa dökülen işçiler, emekçiler ve gençler, atılması gereken adımın, güçlendirilmesi gereken tutumun ne olduğunu gösteriyor. Onların dayanışma, ortaklaşma ve işbirliğinin yanı sıra kitle örgütlerinin de güçlendirilmesi gerekiyor.

SAVAŞ POLİTİKALARINA HAYIR!

Saldırgan emperyalist güçlerin başlattığı iki dünya savaşının yıkıcı sonuçlarına maruz kalan Avrupa kıtası, bugün nükleer silahların da kullanılabileceği yeni bir savaş hazırlığı için devasa boyutta bir askeri yığınağa tanık oluyor. İskandinavya’dan Baltık Denizi’ne, Akdeniz’den Karadeniz’e savaş hazırlıklarının yoğunlaştığını görüyoruz. Başta NATO ve üye ülkeler olmak üzere yeni silahlar, roketler, savaş uçakları ve askeri birlikler konuşlandırılıyor. Bu Rusya’ya karşı da saldırgan bir tutumu ifade ediyor. Bu, dört büyük emperyalist gücün (ABD, AB, Rusya ve Çin) küresel savaş hazırlıklarının bir parçası ve bunlar içinde ABD emperyalizmi en saldırgan ve en tehlikeli güç olarak ortaya çıkıyor.

25 Mayıs’ta Brüksel ve diğer Avrupa ülkelerinde NATO zirvesine ve Trump’a karşı binlerce kişi protesto gösterisi yaparken, Donald Trump, Angela Merkel ve diğer AB üyesi ülke liderleri, 2025’e kadar askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 2’si düzeyine çıkarma, yani iki kat arttırma doğrultusunda Varşova’da alınan kararı hayata geçirme konusunu oybirliğiyle yeniden teyit etti. Onlar büyük Amerikan ve Avrupa silah tekellerinin çıkarları doğrultusunda savaş, saldırı ve silahlanma yolunu seçti. İşçiler, gençlik, emekliler ve gelecek kuşaklar açısından bu, sosyal kesintiler ve düşük ücretlerin dayatılması, çalışma saatlerinin arttırılması, işçilerin ve halkın mücadelesiyle kazanılmış haklarının budanması, gençlerin orduya katılması doğrultusunda daha fazla baskı anlamına geliyor. 

Günümüzde sürmekte olan ve planlanan yeni savaşlar, Afrika, Asya ve Latin Amerika gibi diğer kıtalardaki ulusların ve halkların yağması ve yıkımı demektir.

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın Avrupalı mensuplarının NATO zirvesine karşı imzaladığı ve kendi ülkelerinde dağıttığı “Savaş politikalarına karşı birleşerek gösteriye katılalım! NATO ve AB gibi halk karşıtı, savaş kışkırtıcısı ittifaklardan çekilelim!” başlıklı bildirge, işçileri ve halk güçlerini birleştirme, savaşa ve silahlanmaya karşı birleşik cephe kurma çağrısıdır. 

Bu ortak mücadele ve birleşik cephe tüm uluslar ve barışsever halklar için bir ihtiyaçtır. NATO zirvesinin hemen ardından, AB’nin inşası hedefinin yeni ikilisi Merkel ve Macron, “Avrupa Ordusu”nun günün gereği olduğunu ilan etti. Bu, ABD ile işbirliği ve rekabet halinde AB’nin küresel bir emperyalist süper güç olma ilanıdır.

Marksist-Leninist Parti ve Örgütler olarak, Avrupa işçilerini ve halklarını, asıl düşmanlarının kendi ülkelerindeki burjuvazi olduğunu anlayarak, tehlikeli boyutlara ulaşan silahlanmaya dur demeye çağırıyoruz.

Savaşlara ve silahlanmaya son vermek, diğer uluslara karşı yürütülen savaşlardan tüm askerleri çekmek, NATO ve AB gibi savaş ittifaklarından çıkmak ve emperyalizmin bu aygıtlarını dağıtmak için mücadeleyi sürdürmeye davet ediyoruz.

GERÇEKLER GELECEĞİMİZİN KAPİTALİZMDE OLMADIĞINI GÖSTERİYOR

Kapitalizm can çekişen bir sistemdir; zaman zaman iyileşme belirtileri gösterse de genel olarak kötüye gitmektedir. 

İşçiler, emekçi kitleler, gençlik, kadınlar, ezilen halklar, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik ve gericilikten başka bir şey getirmeyen, yeni savaşlara yönelen bu barbar sisteme daha fazla katlanamaz.

Yaşamak için, gelecek için, ilerlemek için birleşmek, uluslararası dayanışmayı geliştirmek gerekir; yeni ve insanca bir toplumun yolunu açmak için gereken devrimci kopuşu sağlamak da ancak kapitalist sisteme karşı saldırı politikası içeren bir mücadeleyi genişletmek ve yükseltmekle mümkündür.

Devrimin zaferi, sadece onu kolaylaştıran nesnel koşullara değil, aynı zamanda onu gerçekleştirecek olan işçilere ve halklara bağlıdır. 

Uluslararası durum, sınıf bilincini geliştirmek, işçi sınıfının ve halk kitlelerinin mücadelesine önderlik etmek üzere mevcut M-L parti ve örgütlerimizi güçlendirmemizi, proletaryanın yeni devrimci partilerinin kurulmasına destek vermeyi, günümüze cevap veren devrimci bir sonuç için uluslararası bağları ve dayanışmayı güçlendirmeyi gerektiriyor.

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünde temel görevimiz budur.


 

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Haziran 2017 14:03
www.evrensel.net