Kelepçe ve Güvercin: Siyasi Tarihin Kürt Hali

Kelepçe ve Güvercin: Siyasi Tarihin Kürt Hali

İletişim Yayınları’ndan çıkan Türkiye Siyasetinde Kürtler - Direniş, Hak Arayışı, Katılım isimli kitap öznesinin kaderini kapağında taşıyor. Çalışmanın henüz kapağını çevirmeden en tepede gördüğümüz Büşra Ersanlı ismi, Türkiye siyasetinin öznelerinden biri olarak Kürtler ve onlara hakl

Sarphan Uzunoğlu

‘70’LERDEN 2000’LERE: GELENEK, BARIŞ VE KÜRTLER

Kürt Hareketinin ortaya çıkışı ve o dönemin dinamikleri etrafında geçmiş mirasla ideolojik çarpışması kitabın önemli temalarından biri. Mevcut Kürt siyasal hareketinin fazlasıyla dışında yer alan Kemal Burkay’dan kitapta yapılan alıntıdaki “geleneği tanımamakla hata etmişiz,” temalı bölüm ise, tarihsel bir analizden çok geleceğe dönük bir strateji barındırdığından; Kürt hareketinin mevcut yapısına yönelik kimi analizlerin hareketin 2000’lerdeki halini ‘70 sonrası döneme fazlasıyla yeğleyen bir subjektivizmle ele alındığını gösteriyor; keza dönüşümü “Direniş, Hak Arayışı ve Katılım” şeklinde kitabın adına yansıtan ekibin kitaptaki kronolojik ve tematik segmentleri kullanışlarında da mevcut Kürt siyasal hareketinin tabanını ne kadar yansıttığı meçhul olan bir “Türkiyelileşme” övgüsü var; oysa parti içerisinde özellikle devletin karanlık yüzünü gösterdiği dönemlerde ortaya çıkan söylemler ve özellikle Türkiye’deki Kürtlerin çok katmanlı yapısı göz önüne alındığında, daha evvel yapılan “ideoloji” ve “strateji” ayrımına tekrar göz atmakta büyük fayda var. Ayrıca hareketin geleneği kadar Türk ulus devleti ve Osmanlı geleneğine de atıf yapılması gerekirdi ki, Kürt hareketini mukayeseli bir şekilde değerlendirebilelim; keza Kürt hareketi çoğu etnik hareket gibi proaktif değil reaktif bir nitelik taşıyordu ve romantizm ile birliği vesilesiyle ortam ve şartlar fazlasıyla etkin durumdaydı. Yine TKDP ve hareketin geçmişindeki diğer partiler üstünden okunduğunda Kürt siyasal hareketinin sol kökeni ve söylemsel bağlamda neoliberalizmle mücadelede sürdürdüğü sol siyaseti 2000’lerde görüldüğü söylenebilecek postmodernleşme ile birlikte ele almak fazlasıyla zor. Bu da hareketin Avrupa’da ve Orta Doğu’nun farklı bölgelerinde hatta Anadolu’da bile ortak amaçlarla bir araya gelmiş eğilimlerin koalisyonu olarak ortaya çıkmasından kaynaklanıyor. Kitabın çağdaş Kürt hareketinin “temelleri” konusundaki tezi de çok önemli. Demokrat Parti dönemindeki 59 Kürt aydınının tutuklanması süreci, her ne kadar Kürt siyasal hareketinin “çağdaş” kalıplı tarihini biraz daha sıkıştırıp hareketin kapsamlı geçmişini daraltsa da mevcut okumalar arasında doğru bir seçenek sunuyor; üstelik eylem ve söylemdeki “modernist” hareketlenmenin miladı olması bakımından Kürt hareketine ilişkin önemli bir not niteliği de taşıyor. Öyle ki Kürtler, ulus devletlerini sürekli olarak dış etkenlere bağlı olarak “ertelemiş” bir halk olarak hareketleri ve eylemlilikleri çok geniş bir tarihe yayılan bir portre çiziyorlar. Bu bağlamda; Türkiye Siyasetinde Kürtler çalışmasının, Kürtlerin özellikle mitleri ve efsaneleri ile ulusal bütünlüğü yakaladıkları zaman dilimlerinin aslında 2000’lerle birlikte gelenekten kaçıştan geleneğe dönüş biçiminde bir “postmodernleşme” sürecine girdiğini söylemek yanlışlık payı taşıdığından durumu tam olarak anlatabilecek bir tespit olmaz. Bu postmodernleşmenin yanı sıra dünyanın dört bir yanında gelişen otonomi hareketleri ve Kürt hareketinin bu otonomist tavrın belirleyicisi olan akademisyenlerle yaptığı birlikler göz önüne alındığında kitabın kavramsal olarak bazı noktalarda açık verdiğini söyleyebiliriz. Ancak 2000’ler sonrası dönemin ekolojist, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda fazlasıyla iddialı, eş başkanlık gibi uygulamalarıyla avangard bir rol üstlenen Kürt siyasetindeki “siyasi olana dönüş” eğilimine dair okuma oldukça yerinde.

TÜRKİYE PARTİSİ Mİ?

Kitapta özellikle 2000’li yıllarla ortaya çıkan vizyon değişimini iyi okumakta fayda var. Keza Kürtlerin dahi kafasının yer yer karışık olduğu “Türkiyelileşme” meselesi bir ulusun kaderini çizmesi aşamasında fazlasıyla önemli bir siyasi ve psikolojik eşik haline gelmiş durumda. Örneğin Kürt sorununun çözümü konusunda BDP içerisinde hâlâ farklı yorumlar çıkabiliyor; ancak BDP’nin yahut önceki haliyle DTP’nin “Türkiye Partisi” olarak sunumu konusundaki  meram anlatan tavırda BDP’nin yahut Kürtlerin geniş bir koalisyonla siyaset yaptığı DTK’nin açısından incelendiğinde  Türkiye Partisi olma vizyonunun Kürt Siyasal hareketinin legal ve illegal uzuvları arasında hâlâ tartışılabilir olduğunu, yalnızca AKP’nin kimi aydınlarca desteklenen vizyonunun uzantısının bu Türkiyelileşme meselesini öne çıkardığını, aslında demokratik özerklik projesinin Türkiyelileşme halinden çok demokratik bir modernleşme çabası olduğunu da ortaya koymak şart. Kürt hareketini terörize etme çabalarının en yüksek aşamada olduğu barışın gelip gelmeyeceğine dair papatya falları açılan ve binlerce Kürt siyasetçisinin hapiste olduğu bu dönemde Kürtlüğü olmasa da legal Kürt siyasetini tanımak, en çok da kendisi şu anda hapiste olan bir akademisyenin öncülüğünü yaptığı bir kitabın sözünü kitaplıkta olduğu kadar akıllarda da barındırmak şart.

www.evrensel.net