'Hayatta kalabilmek adına son çare, çıkılan son yolculuk'

'Hayatta kalabilmek adına son çare, çıkılan son yolculuk'

İnsan Hakları Derneği, Dünya Mülteciler Günü'nde 'Mültecilik bir tercih değil, hayatta kalabilmek adına son çare, çıkılan son yolculuktur' dedi.

İnsan Hakları Derneği, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü nedeniyle bir açıklama yayınlayarak “Mültecilik bir tercih değil, hayatta kalabilmek adına son çare, çıkılan son yolculuktur” dedi.

İHD, mülteciliğin bir tercih olmadığını; açlık, savaş, yıkım, siyasi rejimler, yoksulluk insanları yaşam alanlarını değiştirme yoluna mecbur bıraktığını belirterek “Özellikle 2011 yılında başlayan Suriye savaşından bu yana dünya en büyük mülteci oranına ulaşmış bulunmaktadır. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre 1996 yılında zorla yerlerinden edilenlerin sayısı 37,3 milyon iken 2016 yılında bu rakam 65,3 milyona çıkmış durumdadır” dedi. 

‘KAMPLAR BİR BİLİNMEZ OLARAK KARŞIMIZDA’

Suriye savaşından dolayı Türkiye’nin en fazla mülteci sayısına sahip ülke olduğunu ve İçişleri Bakanlığı tarafından Şubat 2017’de verilen rakamlara göre, mülteci olarak bulunan insan sayısının 3 milyon 551 bin 78 kişi olduğunu, bu sayının %10 kadarının da AFAD kamplarında barındığını belirten İnsan Hakları Derneği “Geri kalanlar dışarıda adeta yaşam savası veriyor. Kamplarda yaşanan hak ihlalleri, cinsel istismar vakalarının boyutu, halkın tanıklıkları, anlatımlarına rağmen sivil toplum kuruluşlarının girmesine ve araştırma yapmasına izin verilmediği için ne durumda olduğu bilinmemektedir. Bağımsız kurum ve kuruluşların inceleyemediği, verilerin almadığı ve mağdurlarla görüşmelerin yapmadığı alanlar olarak kamplar bir bilinmez olarak karşımızda durmaktadır” dedi.

İnsan Hakları Derneği’nin açıklaması şöyle: 

Özellikle Urfa, Antep, İstanbul ve Çukurova bölgesinde mültecilerin yoğun olarak bulunmasına rağmen, sayılar hemen hemen her yere de az ya da çok dağılmış durumdadırlar. Bu nedenle mültecilerin yaşadığı sorunlar ülkenin genelini ilgilendiren sorunlardır. Genel olarak; barınma ve çalışma sorunları, sağlık sorunları, eğitim sorunları ve hukuksal sorunlarla karşı karşıyadırlar.

‘ÇALIŞMA VE BARINMA EN BÜYÜK SORUN’

Çalışma ve barınma sorunu bu sorunların en büyüğünü teşkil ediyor. Tarım, inşaat ve küçük sanayi alanında kayıtsız ve köle mantığı ile gün doğumundan gün batımına kadar neredeyse yok denecek kadar bir ücrete ya da barınma ve yemek karşılığında emek sömürüsüne uğramaktalar. Emeklerinin sömürülmesi konusunda hiçbir yasal hakka sahip değiller. Gerek dil ve çalışma hakkına resmi olarak sahip olmadıklarından bir hukuksal başvuru yapamıyorlar. Şehirlerde kalanlar küçük sanayi tesislerinde çalışarak, atık toplama işçiliği yaparak, çocuklar mendil ve su satarak, kadınlar dilenerek yaşamak zorundalar. Bu açık alanlarda tamamen savunmasız durumdalar. Çocukların ve kadınların cinsel istismara açık olması da ayrı bir acı durumdur. Suriyeli kadınlar sınır illerinde özellikle 2. ve 3. eş olarak alınmakta ve bunların yaşları oldukça küçüktür. Çocuk anne oranı çok fazladır.  

SAĞLIĞA ERİŞİM İMKANSIZ...

Sağlığa erişim hakkında da imkânsızlıklar içerisindeler. Kendilerine tanınabilecek haklardan ya haberleri yok ya da bu haklara erişimde zorluklar yaşıyorlar. Daha yakın bir zamanda Mardin’de kampta kalan Ezidi bir mülteci kendisinden karşılama imkânına sahip olmadığı bir bedel istendiği ve tedavi edilmediği için yaşamını yitirmiştir. Kayıt altına alınmamış ve basına yansımayan buna benzer birçok vaka mevcuttur.

‘ÇOCUKLAR OKULDAN ÇIKIP MENDİL SATIYOR’

Eğitim alanında ise; çocukların kısmi olarak okula gidebilenleri doğrudan öğrenci olarak alınmışlar ve Türkçe eğitim sistemi içinde devam etmektedirler. Bu da dil bilmeyen çocuk için ve eğitimci içinde büyük problem teşkil etmektedir. Çocuklar, okuldan çıktıktan sonra tekrar mendil ve su satmak ve dilenmek için tekrar sokaklara dönmektedirler.

‘İNSAN ONURUNA YAKIŞAN ALANLARDA YAŞATILMALILAR’

Ülkemizde tüm geri gönderme merkezleri ve kamplar denetime açılmalı, şeffaflaşmalıdır. Emek sömürüsünün önüne geçilmeli, çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere istismara karşı korunmalıdırlar. Eğitim ve sağlığa erişim hakları düzeltilmeli, yaşam alanları rehabilite edilmelidir. Kötü koşullarda yaşam alanlarından çıkartılarak insan onuruna yakışan alanlarda yaşatılmalıdırlar.

‘KÜRT SORUNUNDA BARIŞÇIL POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR’

Bölgemizde devam eden savaşın sonucunda milyonlarca insan mülteci durumuna düştüğü gibi ülkemizde de savaş nedeniyle yüz binlerce insan zorla yerinden edilmiş, OHAL uygulamaları nedeniyle on binlerce insan Türkiye’yi terk etmek durumunda kalmıştır. Devam eden silahlı çatışma ortamında sokağa çıkma yasağı ilan edilerek abluka altına alınan kentlerin yıkılması sonucu en az beş yüz bin insanın zorla yerinden edilerek iç göçmen durumuna düşürüldüğünü unutmamak gerekir. Siyasal iktidar abluka altına aldığı bu kentlerde ki yıkımı sürdürerek özellikle Sur örneğinde görüldüğü gibi kent yıkımları devam etmekte ve on binlerce insan mağdur durumuna düşürülmektedir. Türkiye’nin bir an önce OHAL’i kaldırıp yıkıma neden olduğu kentlerdeki mağduriyetleri gidermeli ve geri dönüş imkânlarını yaratmalıdır. Bunun için de Kürt sorununda barışçıl ve demokratik politikalara acilen ihtiyaç vardır.

‘GERİ KABUL/VİZE MUAFİYETİ KABUL EDİLEMEZ’

Türkiye’nin mültecileri siyasi amaçlarına ulaşmak için pazarlık konusu yaptığı ve bu anlamda AB ile imzaladığı geri kabul/vize muafiyeti anlaşması insan hakları açısından kabul edilemez, gerek AB’nin gerekse de Türkiye’nin mülteci hukukundan kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir.

‘TÜRKİYE VATANDAŞLARI OHAL NEDENİYLE MÜLTECİ KONUMUNA DÜŞÜYOR’

Türkiye’deki OHAL koşullarındaki otoriter yönetim anlayışının sürmesinin yarattığı sonuçlardan birisi de Türkiye vatandaşlarının siyasal nedenlerle ülkelerini terk ederek mülteci konumuna düşmesidir. Bu nedenle bir an önce OHAL kaldırılmalı ve mağduriyetler giderilmelidir.

20 Haziran Dünya Mülteci Günü, insanlık zincirinin bu en zayıf halkası olan halklara karşı devletler ve tüm kurumlar insanlık görevlerini yerine getirmelidirler” (HABER MERKEZİ)

www.evrensel.net