Dizel skandalı: Sağlık ve kapitalist kâr hırsı 

Dizel skandalı: Sağlık ve kapitalist kâr hırsı 

2015 sonbaharında Volkswagen (VW) otomotiv tekelinde başlayan ‘dizel skandalı’ Daimler ve Bosch tekellerini de içine çekerek devam ediyor.

Serdar DERVENTLİ 
Köln

Volkswagen’in (VW) ABD Federal Çevre Dairesi (EPA) tarafından suçüstü yakalanmasının ardından 20 aya yakın süre geçmesine karşın “dizel skandalı” sonlanmak bir yana genişleyerek devam ediyor. VW, Audi, Porsche, Daimler gibi önemli Alman otomobil markalarının yanı sıra Fransız Renault ve PSA tekelleri de, başta ABD olmak üzere farklı ülkelerin çevre daireleri tarafından yakın takibe alınmış durumda. 

‘YASALARA HERKES UYACAK’ 

Otomobil tekellerinin egzoz gazlarını maniple etmek için özel yazılım programları kullandıkları; araçlarda yapılan laboratuvar ölçümleriyle normal trafikte yapılan ölçümler arasında 10-40 kata kadar varan farklar olduğu aylar önce ortaya çıkmıştı. Buna karşın Almanya’da savcılıkların daha yeni adım atmaları da dikkat çekiyor.
Yargı makamları VW, Audi, Daimler ve Bosch gibi otomotiv sanayisinin önemli şirketleri hakkında soruşturma sürdürürken, hükümetteki politikacıların “Gelişmeleri basından öğrendik” sözleri de soruşturmaların ciddiyeti konusunda şüpheleri artırıyor. 

DELİLLER YOK EDİLSİN DİYE 2 AYLIK SÜRE!

Almanya’da Braunschweig, Stuttgart ve Münih II savcılıkları ülkenin en önemli otomobil tekelleri VW, Bosch, Daimler ve Porsche SE’ye  karşı soruşturma yürütüyorlar.  

Mart ayında VW tekeline bağlı Audi’nin şefleri, ilk üç ayın bilançosunu şirket merkezinde basına sunarken Münih II Savcılığı hemen yan tarafta onlarca polisle büroları aramış ve birçok bilgisayar ve dosyaya el koymuştu. 

Mart ayında Daimler’e karşı da soruşturma başlatıldığını açıklayan Stuttgart Savcılığı, 23 Mayıs günü 23 savcı ve 230 polis memuruyla tekelin Baden Württemberg, Berlin, Aşağı Saksonya ve Saksonya eyaletlerinde bulunan 11 tesisinde arama yaptı. 
Soruşturmanın başlatıldığının ilan edilmesiyle aramaların yapılması, delillerin tespit edilip el konulması arasında iki ay süre geçmesi de delillerin yok edilmesi için şirketlere verilen süre olarak değerlendiriliyor. 

BOSCH DA HEDEFTE 

Otomotiv şirketlerine yönelik yapılan tüm soruşturmalarda, yan sanayi üreticisi Bosch tekelinin de soruşturma kapsamına alınması dikkat çekiyor. ABD’de devam eden soruşturmalarda Bosch da hedefte. Dünyanın en büyük otomotiv yan sanayi üreticisi olan Bosch, özellikle dizel ve turbo dizel alanında da bir numara konumunda. 

Şimdiye kadar ABD’de 300 milyon doları “gönüllü” olarak EPA’ya havale eden Bosch, ayrıca 1.3 milyar avroyu da “Dizel soruşturmaları kapsamında olası gelişmeler için” hazır tutuyor. Tekel yönetimi geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda dizel motorların NOx (azot oksit) salınım gazlarını aşağı çekmek için AR-GE çalışmalarına daha fazla kaynak ayıracağını açıkladı. Bosch aynı zamanda alternatif enerji kaynaklarıyla çalışan motorların AR-GE için de özel bütçe ayrıldığını ilan etti. Bu, Alman tekellerinin güçlü pozisyonda oldukları dizel motorların geleceğinin pek umut verici olmadığı anlamına da geliyor. 

REKABETİN ‘İNCE AYARLARI’

Geleneksel olarak dizel yakıtlı araçlarda Alman ve Fransız firmalar dünya genelinde önde geliyorlar. Alman ve Fransız firmalar sadece kendi ihtiyaçları için değil dizel üretimi yapmayan fakat bulundukları piyasada dizel talebi olduğu için araçlarına dizel montaj eden firmalar için de üretim yapıyorlar. Özellikle Fransız otomobil tekeli Renault, uzun yıllar ABD’li GM ve Ford’a dizel motorlar sattığı gibi birçok Japon firması için de dizel motoru üretiyordu. 

Dünya pazarlarında etkin rol oynamak için bulundukları ülkelerin devletlerine baskı yaparak teşvik alan tekeller, otomotiv piyasasında da aynı tutumu sergiliyorlar. 

GM ve Ford gibi geleneksel olarak güçlü tekellerin merkezi olan ABD’de benzinli motorlu araçlar değişik yöntemlerle teşvik ediliyorlar. Benzin ABD’de dizelden ortalama 10 sent daha ucuz iken değişik yasalarla dizel kullanımında dezavantajlar daha fazla görünüyor. 

Japonya’da ise hibrid motorlu (benzinli ve elektrikli) araçlar devlet tarafından özel olarak teşvik ediliyor. Bu sayede Japonya piyasası dizel ve sadece benzinli araçlara karşı korunduğu gibi Japon firmalarının (özellikle Toyota) dünyanın diğer ülkelerinde rekabette önemli bir avantaj elde ediyorlar. 

Dünyanın en büyük etanol üreticisi konumunda olan Brezilya’da dizel otomobillerin kullanımı tamamen yasakken, taşımacılıkta ise çok cüzi oranda dizel motorlu araçlar kullanılıyor. Brezilya’nın ulusal otomobil markası yok fakat çok gelişmiş etanol yakıt endüstrisine sahip bir konumda ve bunun korunması için de özellikle dizel yasak. 

Almanya ve Fransa’da ise devlet tarafından dizel motorlu araçlar teşvik ediliyor. Almanya’da dizel akaryakıtına uygulanan özel düşük vergi sayesinde litresi ortalama olarak benzinden 18 sent daha ucuz. 

DOLAYISIYLA ‘ÇEVRE’ GEREKÇESİ HİKAYE… 

VW’nin EPA tarafından suçüstü yakalanması, kapitalist bir tekelin insan ve doğa sağlığını hiçe saymasının ortaya koyduğu gibi tekeller arası ve emperyalist devletler arası rekabetin de altını çiziyor. 

Nitekim Alman ve diğer ülkelerin otomobil tekellerine karşı “aman vermeyen çevre savunucusu” pozlarına bürünen ABD hükümetinin, uluslararası Paris İklim Değişikliği Antlaşmasından çekilmesi, kapitalist emperyalistlerin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor. 
“İklim değişikliği ile alınan kararlar Amerika karşıtıdır” diye konuşan ABD Başkanı Donald Trump’ın bu sözleri de emperyalistler arası rekabeti ortaya koyuyor. 

SKANDALLARIN FATURASI İŞÇİ VE EMEKÇİLERE!

Tekellerin şu veya bu emperyalist devleti de arkasına alarak sürdürdükleri rekabet kıyasıya devam ederken her koşulda bunun faturası, değişik biçimlerde, emekçilere ödetiliyor. Avrupa Çevre Ajansının 2015 ilkbaharında yayımladığı raporda, dizel araçların saçtığı NOx (azot oksit) “ince toz” nedeniyle Avrupa Birliği (AB) içinde 430 bin insanın “erken öldüklerine” dikkat çekiliyor. 

Yine başka bir raporda, bu rakamın dünya genelinde 3.3 milyon olduğu belirtiliyor. Karbondioksit (CO2) gazının kaç insanın erken ölümüne neden olduğu konusunda ise güvenilir rapor yok. 

Diğer yandan bu tekellerde çalışan yüz binlerce emekçinin gelecekleri de karartılıyor. Bugüne kadar sadece ABD’de 9 milyar dolar ceza ödeyen VW tekeli, toplam 24 milyar doları ödeyeceği tazminat ve cezalar için ayırmış durumda. Bunun faturası dünya genelinde VW’de çalışan işçilere çıkartılmaya başlandı bile. 

2020 yılına kadar her yıl 5 milyar avro “tasarruf” hedefleyen bir plan yürürlüğe konulduğu gibi, 30 bin emekçinin de işten atılması kararlaştırıldı. 

Önümüzdeki aylarda Daimler, Audi ve Bosch’ta da benzeri saldırılar yaşanacak. Dizel motorlu araçların satışlarında yaşanan düşüşün gerilemesi durumunda sadece Bosch’da dünya genelinde 50 bin işyeri tehdit altına girecek. 

SORUN SADECE ÇEVRE SORUNU DEĞİL

Dizel skandalı adıyla 2015 sonundan bu yana tüm dünyanın gündeminde giren bu olaya bazı kesimler salt “çevre sorunu” olarak yaklaşmakta ve dizelle çalışan araçların yasaklanması yoluyla sorunun çözülebileceğini ileri sürmekteler. 

Fakat çevre sorunu kâr amaçlı kapitalist üretim -ve tüketim- tarzı ile birleştirilmediği dolayısıyla sistem sorunu olarak ele alınmadığı süre belirli bir düzeyi aşamaz. Yaşanan dizel skandalından hareketle bir yanda çevre sorununu işçiler arasında da tartıştırmak diğer yanda ise bu mücadeleyi işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için verilen mücadeleyle birleştirmek gidilebilecek en doğru yol olacaktır. 

www.evrensel.net